Öğrencilerde şiddet eğilimi alarm veriyor!

Ülkemiz pek alışkın olmadığımız dramatik bir şiddet vakasıyla sarsıldı. Geçmiş yıllarda öğretmenlere yönelik tehdit ve hakaret, öğrenciler arasında da akran zorbalığıyla sınırlı olan şiddet artık çok ciddi boyutlara ulaşmış halde.

Köşe Yazıları - 22-04-2026 17:04

Okulda şiddet, ciddi ve geniş yankı uyandıran olaylar nedeniyle yeniden gündemde. Bu olay bizim ülkemiz için oldukça yeni sayılabilir. Aslında dünyada yaşanan sosyo-ekonomik ve dijital değişim ve dönüşümün hızla yayılması nedeniyle, bu sürece dair bazı sinyalleri birkaç yıldır almaya başladığımızı da unutmamak gerekir. Eskiden böyle bir okul saldırısından bahsedildiğinde hemen aklımıza Amerika gelirdi. Zira her şeyin nüvesi orada atılır ve daha sonra dünyaya yayılır... Geçmiş yıllarda meydana gelen okul saldırılarına baktığımızda:

            Amerika Birleşik Devletlerinde 20 Nisan 1999 tarihinde 2 öğrenci tarafından gerçekleştirilen Columbine Lisesi Katliamını görüyoruz. Bu olayda 13 kişi hayatını kaybetmişti.

            32 kişinin hayatına malolan 2007 tarihli Virginia Tech Katliamı en ölümcül okul saldırıları arasında yer almıştı.

            Birleşik devletler bu kez 2012 Aralık ayında 20’si küçük çocuk 26 kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan Sandy Hook İlkokulu Saldırısıyla anıldı.

            2018 yılında Florida’da Marjory Stoneman Douglas Lisesi Saldırısında 17 kişi can vermişti.

            Ve son olarak 2022 yılında Texas eyaletinde 20 öğretmen ve 19 öğrenci bir sapık tarafından canice katledildi.

Hatırlayın! Tüm bunlar yaşanırken biz, “Allah’a şükür bizim ülkemizde çocuklarımız bu kadar canavarlaşmadı” diye seviniyorduk. Doğruyu konuşmak gerekirse, kimse böyle bir endişe duymuyordu. Çünkü biz çocuklarımızı şiddet ve tehditten koruyorduk!!! Çok ilgili anne ve babalar idik!!! Öyle ki evimizde canlı bomba yetiştirdiğimizin farkında bile değildik.

Küreselleşen dünyada ortaya çıkan hangi gelişme bize ulaşmadı ya da bizi etkilemedi? Bu gerçekten mümkün müydü? Elbette hayır. Nitekim bu tehlikelerin bazı işaretlerini yıllar önce, internet bağlantılı çocuk oyunlarıyla ilişkilendirilen çocuk intiharlarıyla görmedik mi? Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) bazı durumlarda velilerin öğretmenlere ve okul yönetimlerine yönelik kolayca şikâyette bulunabildiği, hatta kimi zaman asılsız iddiaların dile getirilebildiği bir platforma dönüşmedi mi?

Tüm bu ve benzeri nedenlerle öğretmenler, yeterince saygı görmedikleri ortamlarda dahi mesleklerini büyük bir özveriyle sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bugün öğretmenin otoritesinin ciddi biçimde zayıfladığı görülmektedir. Öğretmen, öğrencisine rahatça söz söyleyemeyen; velisine derdini anlatmaya çekinen ve idareden gerekli tedbirlerin alınmasını talep etmekten imtina eder hale gelmiştir. Eskiden veli, çocuğunu öğretmene: “Eti senin kemiği benim” diyerek emanet ederdi. Bugün tam aksine: “ Eti de kemiği de benim, dokunamazsın” diyerek öğretmenin saygınlığını boşa çıkaran ve dizini döven veli modeliyle karşı karşıyayız.

Artık otorite öğretmen değil öğrencidir!

Dersi dinlemiş, dinlememiş, dersi dinlemek isteyenin hakkına girmiş, bunlar kimsenin umurunda değil. Bireysel özgürlük ve tercih adı altında başkalarının hak ve özgürlüklerinin sınırları çiğnenmektedir. Özgür ve hakkını savunan bireyler yetiştirebilmek adına başıboş bırakılan gençlik yolunu kaybetmiştir. Bu otorite boşluğu, gençleri şiddete, tacize ve ne yazık ki uyuşturucu bataklığına sürüklemektedir. Elbette bu eğilimlerin psikolojik, sosyolojik, ekonomik birçok boyutu vardır. Bunların hepsi ilgili birimlerce masaya yatırılıp, tartışılmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.

O hep övgüyle bahsettiğimiz Türk aile yapısı çözüldü mü?

Her fırsatta övgüyle dile getirdiğimiz, Türk aile sistemi, güçlü olduğuna inandığımız aile bağları, saygı, sevgi, Allah’tan korkma, din vicdan anlayışı, edep, ahlak, arkadaşlık, kardeşlik hukuku ve benzeri güzel hasletlerimize ne oldu?

Son birkaç yıldır internet bağımlılığına bağlı olarak gelişen saldırganlık, tehdit, mafyavari oluşumlar, akran zorbalığı ve uyuşturucu kullanımı giderek daha küçük yaş gruplarına kadar inmektedir. Bu olgular uzun süredir tartışma konusu olmasına rağmen, gelinen noktada yeterince caydırıcı önlemlerin alındığı söylenemez.

 

Bu kadarına da pes!

Ancak şu da bir gerçek ki kimse, 14 yaşındaki bir çocuğun 5 silah ve 7 şarjörle okula gelip, arkadaşlarını öldürecek ve bundan haz alacak kadar cani bir ruha sahip olacağını düşünemezdi. Bu trajediden yalnızca bir gün önce, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye yönelik silahlı saldırıda 16 kişi yaralanmıştı.

Siverek’teki elim olayın şokunu henüz atlatamamışken, ertesi gün Kahramanmaraş’tan gelen acı haberle derinden sarsılmamız bir tesadüf mü? Bu kez bir Ortaokula yönelik saldırıda 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybediyordu. Bir o kadar da ciddi yaralı sayısı mevcuttu.

 

Peki bu olaylar neyi işaret ediyor?

Bu şiddet eylemlerinin arkasında organize bir yapı mı var? Yoksa birbirlerinden etkilenerek hareket eden, ancak birbirleriyle doğrudan bağlantısı olmayan iki şiddet eğilimli genç mi?

“Olay tüm boyutlarıyla araştırılıyor, suçlulara gereken ceza verilecektir” şeklindeki klişe açıklamaların artık kimseyi tatmin etmediği açık. Çünkü bu olay adeta “geliyorum” diye bağırmış. Aynı okulda görev yapan öğretmenlerin açıklamaları, Discord sohbetleri ve farklı fotoğraf ve videoların paylaşılmasının ardından daha net görüldü ki söz konusu çocuğun zaten bir psikolojik desteğe ihtiyacı varmış. Babanın ifadeleri, çocuğun psikolojik destek aldığını ancak sistemli bir psikiyatrik tedavi veya psikoterapi sürecine dahil edilmediğini ortaya koymaktadır. Bu durum bir ihmal olarak mı değerlendirilmeli, yoksa farklı bir sorunun göstergesi midir?

Hiç kuşkusuz her ailenin çocuğu kıymetlidir. Bu noktada ekonomik kaygılar, iş hayatının yoğunluğu, internet bağımlılığı, aile içi iletişim eksikliği, çocuklara yeterince ilgi gösterilememesi ya da tüm sorumluluğun okul ve öğretmenlerden beklenmesi gibi pek çok sorun dile getirilebilir. Ancak bugün yapılması gereken, mazeret üretmekten çok herkesin başını önüne eğip şu soruyu sormasıdır: Nerede ve nasıl bir hata yaptık?

Acımız büyüktür. Ancak daha büyük acıların yaşanmaması için artık vakit kaybetmeden ne yapılması gerektiğine odaklanmak zorundayız. Aksi takdirde bugün olduğu gibi yarın da geç kalabiliriz.

 

 

 

Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın