Ölücülükten Bölücülüğe
Yaşamın temeli ve anlam katıcısı olan ölüm, kaçınılmaz ve yadsınamaz bir gerçek olarak her gün gözümüzün önünde cereyan etmektedir
Fikir - 11-03-2015 10:17
Yaşamın temeli ve anlam katıcısı olan ölüm, kaçınılmaz ve yadsınamaz bir gerçek olarak her gün gözümüzün önünde cereyan etmektedir. Bazen yakınımız bazen hiç tanımadığımız kimseler ölmekte, ikiyüzlülüğümüzün müsaade ettiği oranda üzüntüsünü içimizde hissetmekteyiz. Üzüntümüz de ölümün eskimesi ve dünyevi kaygıların başımızda olmasına göre oldukça kısa sürmektedir. Hele uzak veya uzaktaki bir kimsenin ölümü bir ayrıntı olarak yaşamımızda yer etmektedir. Cenaze törenine zorunlu katılım gerektiğinde de törenin bitmesi ve bir an önce yaşanılan dünyaya dönmenin hesapları yapılmaktadır.
Günümüzde gittikçe maddeleşen dünya algısı, ölümleri de ölüm olmaktan çıkarmıştır. Ölüm olgusu, geleneksel çevrede bir gösteriş unsuru haline getirilmiştir. Ölüye ağlama şekli ve süresi, ölü adına dağıtılan ikramların miktarı, Kuran’dan okunan sürelerin uzunluğu üzerinden çevreye hava atma durumu yaşanmaktadır. Bunu yapamayanlar ise duyduğu eziklik ile ritüeli geçiştirmektedir. Moderniteye kapılmış ve zengin çevrelerde de benzer durum yapılmakta, ancak geleneksel çevrelere göre daha maddeci içerik egemen olmaktadır. Sonuçta toplumsal yapı, ilkesiz bir ölüm merasimi üzerinden kendi içerisinde geçici olarak da olsa farklılaşmaktadır.
Sıradan hayat süren insanların ölümleri de sıradan olmakta, dar bir çevrede ve tanıdıklarla yapılan basit merasimlerle geçiştirilmektedir. Ancak günümüzde din, iman, ahlak başta olmak üzere her şey vahşi kapitalizmin ilgi alanına girdiği gibi ölümler de egemenlik savaşı veren tüm güçlerin ilgi alanına girmiştir. Her kesim bu konuda elinden geleni yapmakta, sağlığında varlığı dahi bilinmeyen insanların ölüsü rant ve egemenlik elde etmenin öznesi durumuna getirilmektedir. Ranta konu olacak kişilerin ölüsü ve ölümü öyle abartılmaktadır ki hakkında yazılanları yaşamaya ve düşünmeye, ölen kişinin ömrü dahi yetmemektedir. İnsanlar ölüyü öyle kutsallaştırmakta ki kendisini dahi hiç haline düşürmektedir.
Ölümlerin insanların duygu alemindeki muazzam etkisinin farkına varan egemenlik yarışındaki güçler, son yıllarda ölümleri de kullanır olmuştur. Neredeyse suiistimal edilecek ölümler gözlenir olmuştur. Medya ve siyaset dizaynı ile uğraşanlar bu konuda örgütlü ve kurumsal hale gelmiştir. Bu çalışmalar sonucunda ölen kişi, mevcut mücadele açısından figüran haline dönüştürülmektedir. Söylemlerdeki keskinlik, fikirlerde kaypaklık ve karakterlerdeki ikiyüzlülük ölüm ve ölü olayı kullanıldıkça devam etmektedir. Olayın üzerinden süre geçtikten sonra ise ölen kişi unutulmakta, rant değeri varsa yıldönümü gibi çeşitli gerekçelerle hatırlanmaktadır.
Ölen kişi hakkında tanımadan, görmeden ve bilgi sahibi olunmadan ağıtlar yakılmakta, kitaplar yazılmakta, söylevler yapılmaktadır. Yeri geldiğinde kendi çocuğu için kılını kıpırdatmayan insanlar bir başkasının ölen çocuğu için göstermelik tepkiler vermektedirler.
Toplum önünde fazla konuşulup tartışılmasa bile, son yıllarda ölümler üzerinden yapılan gösteri ve çalışmalar etnik ve mezhebi kriterler üzerinden yapılmakta, kitleler harekete geçirilirken bu parametrenin gizlenmesine özen sarf edilmektedir. Başkasının gözündeki elifi görenler, ölüm olayının gerçekleşmesi nedenleri arasında varsa merteği dahi yok sayarak yaklaşım geliştirmektedirler. Ölenin ailesinin ağzından alınan veya üretilen bir takım bilgilerle ölüme ve ölene kutsallık verilmektedir. Ölen kişi etnik, siyasi veya dinsel açıdan karşı olunan taraftan ise her şey ters yüz edilmekte, kitleler kandırılmaya devam edilmektedir. Ülkemizdeki son dönem ölümlerinin sebebine bakılmaksızın sahip çıkılmasının temelinde yatan etken, egemenlik savaşında bir adım öteye geçmekten başka değeri olmayan tepkilerdir. Ölen kişiler sonuçta bu ülkenin çocuğu, bu ülkenin değeri! Haklı veya haksız, doğru veya yanlış olması ölmeleri için hiçbir gerekçe oluşturamaz, oluşturmamalı! Ancak aç kurt gibi bekleyen egemen güçler ve bunların yandaşları, kitleleri çağdaş yönlendirme argümanlarını kullanarak istedikleri noktaya yöneltmektedirler. Öldüğü esnada adı dillerden dillere dolaşan, ancak üzerinden zaman geçtikçe adı bile hatırlanmayan ölümler, şahsi ve siyasi çıkarlar uğruna kullanılan bir figür haline dönüştürülmektedir.
Kendi çocuklarını okuyup adam olmaları için koruyan, şiddet ortamlarından ve düşüncelerinden uzak tutan pek çok insan, başkalarının çocuklarının ölümüne neden olan bu ortamlarda bulunmalarına ses çıkarmamakta, onların sayısı veya ölüsü üzerinden siyasal mücadelesini yürütmektedir. Günümüzde siyasette etkili olup gençliği çeşitli yerlere yönlendiren ve kullanan siyasilerin çocuklarının, şiddet içeren ortamlarda bulunmaması başka türlü nasıl açıklanabilir! Gariban insanların çocukları siyasal arenada aslanlara yem edilirken seyirci veya parçalayıcı olarak rol alanlar, kendi çocuklarını seyirci olarak dahi arenaya yaklaştırmıyorlar. Konuşmaya gelince ise bu vatanı ve halkı herkesten çok sevmektedirler.
Mahalle kavgası olurken çocuğunu dışarıya salmayan insanlar, bir başkasının ekmek için çocuğunu kilometrelerce öteye ve çatışma ortamına gönderdiğine inanacak, en azından inanıyormuş gibi görünecek kadar akıl melekelerinden yoksun olabilmektedirler. Ölen bir kimse için protesto çatışmalarına katılanlara uzaktan ve sanal ortamlarda alkış tutanlar, kendi çocuğunun deniz sahillerinde gezmesini sağlayacak kadar çelişkili ve başkalarının çocuğu üzerinden devrimci/vatansever/İslamcı olacak kadar ikiyüzlü olabilmektedirler. Bu insanlar kendisinin veya destekçisi olduğu üst makamdakilerin çocukları dünya nimetlerinden yararlanırken gariban halkın çocuğunun ölüsü üzerinden siyaset üretmekte ve kendi çocuklarının durumunu haklı gösterecek kadar ilkesiz olabilmektirler. Kendi çocuğunun boğazını üşütmemesi için kış günü dondurma yedirmeyecek kadar şefkatli olanlar, başkasının çocuklarının soğuk morglarda bekletilmesi sürecine çanak tutmakta, sanki acıyormuş edasıyla ölüye sahip çıkarak siyasetinin payandası yapacak kadar karaktersiz olmaktadırlar. Toplumsal ayrışma ve bölücülüğe karşı çıktıkları söylemini geliştirirken egemen konuma geçmek ve ranttan pay koparabilmek için ölünün dinsel/siyasal/etnik kimliği üzerine kurgulanmış provokatif eylemlerle karşıt görüşe saldırmaktadırlar.
Günlük yaşamında dirisine sahip çıkmayanların, açlıktan kırılsa bile dönüp bakmayanların, sosyal yardımlaşma anlamında kimseye anlamlı miktarda yardım etmeyenlerin bu süreçlerde yer alması da dikkat çekicidir. Bu tipler anlamlı ve kullanılabilecek bir ölüm olduğunda timsah gözyaşları ile sahiplenen ve eylemin baş aktörü haline getirenlerdir. Sabah akşam suiistimal edilecek yeni bir ölüm vakası vardır ümidiyle, ancak kendileri ve yakınlarına ölüm gelip çatmasın diye korkuyla yaşayan bu ilkesiz ve omurgasız yaratıklar, başkalarının ölüsü üzerinden yaşamlarını devam ettiren toplumsal asalaklardır.
Kısacası günümüzde toplumsal infiale dönüştürülmeye çalışılan ölümler, dini/mezhebi/siyasi/etnik ayrım temeline oturtulmaktadır. Geçmişinde otoriteye başkaldırı geleneği olanların bugün de aynı amaçla maskelenmiş şekilde hareket ediyor olması, başkaldırılması gereken bir otorite olmasından ziyade otoriteyi ele geçirme ve rantı paylaşma isteğinden kaynaklanmaktadır. Zulme başkaldırı ile otoriteye başkaldırı arasındaki fark, bu durumu açıklamaya yeterlidir. Mecrasından saptırılan bu ölümler, kendi dirisinin çıkarı için başkasının ölümü/ölüsü üzerinden isyan/savaş üretenlerin ölü seviciliği hastalığının göstergesi olan “ölücülükten bölücülük üretme” şekline dönüştürülen ölümlerdir. Kendi çocuğunun başına herhangi bir şiddet gelmemesi için elinden geleni yapan, en güzel okullarda okumalarını sağlayan, onları siyasal hareket içinde alt kademedekileri idare etmesi için yetiştirenler, konuşurken mert ve delikanlı gibi görünseler de “siyasal nekrofili” olduklarını gizleyememektedirler. İslami terminolojide tamamen farklı anlamdaki “şehit” sıfatını büyük bir övünçle ölülerine vermeleri, kendi çocuklarını şehit olmaktan korumaları da bunun doğal sonucudur. Bu nedenle, ölüye sahiplenme üzerinden dini/mezhebi/siyasi/etnik ayrışmayı başlatanlar, körükleyenler ve devam ettirenler eğilimleri ne olursa olsun ölücülük yoluyla bölücülük yapan ayrımcılardır.
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı