ÖNÜM ARKAM SAĞIM SOLUM 140 KARAKTER!
Gün geçtikçe sosyal medyadaki etkinliklerini arttıran genç kuşak İslamcıları, Müslümanların sahip olması gereken internet ahlakını ve İslamcılığın bugünlerde kendine çizdiği rotayı, camianın merkezindeki isimlerden biri olan şair ve yazar İsmail Kılıçarslan ile konuştuk.
Türkiye - 01-09-2013 10:47
Genç kuşak İslamcılar nasıl bir fotoğraf oluşturuyor zihninizde?
Bir taraftan çok sağlıklı arkadaşlar, bir taraftan neredeyse şizofren bir takım abiler görüyorum. Mesela adam hem selefi hem Suudi Arabistan’dan hoşlanmıyor. Nasıl abi? Temelde İslamcılıkla bilgi çok yan yana duran kavramlardır. Özellikle biz bilgiyi yayan, duyuran bir kuşak olarak slogan atmayı öğrendik. Şimdi sadece slogan atan ve bilgiyi reddeden bir kuşak da yetişiyor. Ben bunu uzun vadede çok tehlikeli buluyorum.
Bir dönem İslamcılar için Sezai Karakoç, Necip Fazıl gibi isimler idoldü. Bugünün genç İslamcı kuşağının böyle saygın yol göstericileri var mı sizce?
Cahit Zarifoğlu kimin sözünü dinler diye bakıyorsunuz. Necip Fazıl’ın sözünden hiç çıkmıyor, Sezai Karakoç’un sözünden hiç çıkmıyor, Nuri Pakdil’e hep hürmet ediyor. Zarifoğlu onların bir kuşak aşağısında bir adamdır. Bakıyorsunuz, başka işler yapıyor olsalar da kesintisiz bir saygı ve iletişim var aralarında. Bizim böyle bir saygı zeminimiz kalmadı, çünkü “onun bana öğreteceği bir şey yok” diye sihirli bir cümlesi var delikanlıların. Daha geçen gün bir arkadaş “Abi, hayatımda hiç kitap okumadım, ne okumamı tavsiye edersin?” dedi, “Şaka mı yapıyorsun? Gerçekten hiç kitap okumadın mı” dedim”, “Okumadım” dedi. “Bunca şeyi nereden biliyorsun” deyince, “ortamdan biliyorum” dedi. Şimdi 90’ların başında ya da 80’lerde ortamın bize önerdiği ile bugün ortamın bize önerdiği bilgi birbirinden farklı kaynaklardan gelen bilgiler. Biz bu bilgileri elde eden adamın bu bilgimizin doğruluğunu, sıhhatini neyle ölçüyorduk? Gidiyorduk mesela Yedi İklim’e, Ali Haydar Haksal abinin, Hasan Aycın’ın, Hasan Selami Günay’ın yanına, diyorduk ki ben bir şeyler okudum, şöyle de bir şey düşünüyorum, siz ne diyorsunuz? Şimdi, bilgiyi elde eden adamın bilginin doğruluğunu yanlışlığını yorumlayabileceği hiç kimse yok etrafta.
Sosyal medyanın, internetin değiştirdiği bir şey var. Ortam mı bozdu bu insanları?
Teknoloji dediğin şey, mutlaka ahlakıyla beraber geliyor. Sen mesela ben bu televizyonu alayım ama kafama göre kullanayım diyemezsin. Aldığında televizyon seni ahlaken de dönüştürmeye ve seni istediği adam kıvamına getirmeye kararlı bir aygıt olarak giriyor o eve. İnternet kendi ahlakıyla, kendi bilgi felsefesiyle, kendi estetiği ve hatta kendi ontolojisiyle hayatımıza girmiş bir kavram devrimidir. Bu teknolojinin Türkiye’yi, interneti yoğun olarak kullanan yerleri etkilememesi mümkün değil. Çok hızlı ve inanılmaz bir ilaç sanayisi, aspirin... “Ne okuyalım abi?”, “Şu konuda ne düşünüyorsun abi?” 140 karakterde o meselede ne düşündüğümü merak ediyor ve ben de 140 karakterde o meselede ne düşündüğümün cevabını veriyorum. Buna can mı dayanır, yürek mi dayanır? Artık ayet meali bile vermiyoruz. Bugün başıma geldi daha “sizin konuştuğunuz meselede Hücurât: 6 işi bitirmiştir.” Hay arkadaş ya! Kötü niyetle yazmıyor. “Hücurat: 6’ya bak o çözer meseleyi” diyor. O kadar pratikleştirdik işi. Her tarafımız aspirin!
Yasa okumanın deformasyonu herhalde? Anayasa 55, TSK 151 gibi…
Biz mesela ilahiyat fakültesindeyken dalga geçerdik. Birkaç arkadaşımız vardı. “Açın bakayım dokuzun yedisinde ne yazıyor?” Çok teknik ve sevimsiz gelirdi bana. Biraz meseleyi derinleştirmek yerine kestirip atmak ve yeni bir meseleye doğru ilerlemek bu çağa çok uygun.
“İnternet ahlakıyla beraber geliyor” dediniz. Siz sosyal medyada “İsmail Kılıçarslan” olarak yazıyorsunuz ama herkes kendi ismiyle yazmıyor. Bu anonimcilik internetin ahlakını almamak için bir direniş mi sizce?
Bence kullanıcılığa başlayarak o ahlakını dönüştürüyorsun zaten. İnternetten uzak durayım diyorsan interneti kullanmayacaksın. Başka formülünü bilmiyorum bunun. Ben hayatım boyunca İslami televizyon olmaz diyen bir adamım. Müslümanların yönettiği bir televizyon olabilir, Müslümanların televizyonu olabilir ama İslami televizyon olmaz. Televizyon bizim değil çünkü. Dünyadaki teknolojik gelişmeleri İslam medeniyeti yürütüyor olsaydı Müslüman zihin televizyonu bulur muydu? Bulmazdı. Çünkü Müslüman zihin mahreme çok önem gösterirdi, çok saygı gösterirdi. İnternet için de bu böyle. İnterneti İslami şekilde kullanayım diye bir şey yok. Kullanıcılığı reddedemiyorsan, ne şekilde kullanıyor olursan ol o toplumun içerisindesindir.
Reddetmek mümkün mü peki? En basit bir işlemi bile internet olmaksızın yapmanın mümkün olmadığı bir hale gelindi. Uzak da kalamıyoruz.
Çok iyi anlıyorum sizi. Twitter’a girmemek için 3 sene direndim. “Girmeyeceğim abi twitter’a” diye beyan ettim. Şimdi bile hâlâ o videoyu Twitter düşmanlığı yaptım diye önüme koyan arkadaşlar var.
Ne zaman başladınız Twitter kullanmaya?
Geçen senenin Kasım ayında. Çünkü televizyona döndüm. Televizyona dönünce Twitter’dan uzak kalmanın bir manası olmadığına kanaat getirdim. Çok benzer iki kavram. Madem televizyondayız, Twitter’da da olalım dedim. Kasım’a kadar kendimle mücadele ettim ama. “bu galiba kötü bir şey” filan diye... Peki, kötü bir şey mi Twitter? Evet kötü bir şey. Benim kullanıcısı olmam onun kötü bir şey olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Twitter “Müslümanca” kullanılabilir mi?
Gerçek hayatta tecessüs üretmekle, Twitter’da tecessüs üretmek arasında ne fark var? Ben en azında belirli ilkeler koymaya çalışıyorum, soruna cevaben. İslami bir şey olamayacak Twitter. Yani bunun yolu, yordamı, mümkünü yok ama en azından Müslüman bir Twitter kullanıcı olabilirim. Bu ne demek abi? Dedikodu üretmeyeceksin. Gerçek bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğin hiçbir şeyi Twitter’da yazmayacaksın. Ben kendime böyle bir ilke koydum. Ve bunun Müslümanca bir ilke olduğunu düşünüyorum. Müslümanca bir takım ilkeler... Mesela tecessüs gerçek hayatta da haram, Twitter da zaten haram ya da ‘DM’den yürümek’. Hatta ben bunu bir Twitter fıkhı olsa da anlasak demiştim. Genç bir Müslüman kadınla genç bir Müslüman erkek DM’den ‘yürüyorlar’ mesela, nasıl olacak? Bunun hükmü nedir? Çünkü birebir temas yok. Fıkıh mesela bana bunun cevabını vermek üzere olan bir ilim ama bana hâlâ teyemmüm anlatıyor.
Teyemmüm anlatılmasın mı?
O da saygıdeğer bir şey tabi ama “DM” diye de bir şey var abi. Teyemmümden çok daha fazla ilgilendiriyor bizi 2013’te. Yani Müslüman kullanıcı olabilirsek en azından bu karmaşanın içinde ayakta kalmayı başarabiliriz diye düşünüyorum.
İlahiyatçılar lafa geldiğinde “bizi yıpratma kampanyası var” diyorlar ve hedef olarak içinde benim de bulunduğu bir grup insanı gösteriyorlar ama biraz da kendilerine bakacaklar. Karşısına çıkıp toplumun karşılaştığı bu yeni durumlarla ilgili dinen, fıkhen hatta akaid bakımından izah verdiler de bir şey mi dedik?
Müstear isimle yazmaya nasıl bakıyorsunuz?
Birisi müstear isimle yazamaz demiyorum. Bir insan anonim olarak yazabilir. ‘mülteci’ diye birisi var mesela. Müstearla yazıyor. Mülteci ismini kaldır oradan gerçek bir isim koy. Yazdıklarında bir sıkıntı var mı? Yok. Çünkü ahlaken kimseyi kısıtlamıyor. İftiraya, hiçbir gizli hesaba, gizli ajandaya hizmet etmiyor. Ama müstear kalmayı tercih ediyor. Mesela Ceyda Karan. Onun ismini çıkar yerine müstear koy. Yazdıklarıyla ilgili hâlâ derdim var. İhsan Eliaçık’ı çıkar müstear koy. Yazdıklarıyla benim hâlâ derdim var. Müstear olmayı “ne olursan ol adam ol” şeklinde ifade ediyorum.
Madem gayrı ahlaki bir amaç yok, neden müstear tercih ediliyor?
Hayatının bütünü değildir. Yani Twitter’da yazdıkları kendisini temsil etmiyordur. Bir karakter oluşturuyordur ve gerçek bir isim üzerinde değil, müstear isim üzerinde götürmeyi düşünüyordur. Veyahut Cingöz Recai’yi yazan Server Bedii, yani Peyami Safa ya da Mayk Hammer olarak yazan Kemal Tahir... Kemal Tahir olarak yazmak istemiyor. Mülteci diyelim, bütünüyle kendini temsil edecek şeyler yazmıyor. Anlaşılabilir ve saygıdeğer bir şey.
Twitter İslamcı bir gencin mücadele sahası olabilir mi?
Bu konuda benim bir kaç yaklaşımımın var, birbirlerini tamamlayacaklarını düşünüyorum. Şimdi, şöyle tepkilerle karşılaşıyoruz. Mesela Twitter’da Mısır odaklı yazarken şöyle tepkilerle karşılaşıyoruz: “Mısır’daki kardeşlerimiz savaşıyor siz de burada edebiyatını yapıyorsunuz.” Ben de diyorum ki “Buradan ne yazınca ne oluyor demeyin, buradan yazınca da dua oluyor, yardım oluyor, safımız belli oluyor.” Yeter mi? Yetmez! Yeteni ne? Kalkıp, gidip Mısır’da omuz omuza, orada zalime karşı direnen insanın yanında olmak. Haksızlığı elinle düzeltemiyor musun abi? Dilinle düzelt o zaman abi. #direnkahire ya da #direnadeviyye yazdığımızda binlerce, on binlerce tweet ile destek oluyorsunuz. Ben eylemle yazıyı birbirinden ayıran insan tiplerine insaf ve adalet öneriyorum.
Hem Twitter’da hem sokakta olan var mıydı?
Vardı tabi. Bir sürü genç arkadaş vardı. Mesela Twitter’dan duyurarak organize edilen Taksim eyleminde 150-200 arkadaş vardı. Üstelik 2-3 saat içerisinde organize edilmişti. Bir de diyelim sosyal medya üzerinde organize edilen konsolosluk önü gösterilerinde ilk gün bin–ikibin kişiye çıktığı söylendi. Yani twitter’da yazıp koşa koşa oraya giden bir sürü arkadaşımız vardı. Saraçhaneden de durum bundan farklı değildi.
Aslında bu katılımın sizi tatmin edip etmediği ile ilgili olarak sormuştum. İslamcılık için bir “sosyete” oluşma tehlikesi yok mu burada?
Bakın, Türkiye’de İslamcılık hep yüzde yedi düzeyinde olagelmiştir oransal olarak. En iyi ihtimalle bu da. AKP’nin oyunun yüzde elli olması bizi yanıltmasın. İslamcılık başka ve zor bir pozisyondur Türkiye’de. İslamcılar hala aynı “kalın kafalılıklarına” devam ediyorlar, bütün olumlu manalarıyla, hâlâ benzeri eylemler olduğunda sokakta onlar var, hala Somali’de bir ay boyunca gideceksin ve kuyu açacaksın denildiğinde bunar gidiyor ve iktidarın nimetlerinden zannedildiği gibi bu yüzde yedilik kitle yararlanmıyor. “Türkiye’de İslamcılığa ne gerek var Müslümanlık yetmez mi?” diyorlar. Yetmez abi. Çünkü İslamcılık 140 yıldır devam eden bir ideoloji ve ben onun mensubuyumdur ya da değilimdir. Bunun Müslümanlıkla bir ilgisi yok ki. İslamcılık başka bir kulvar
http://www.gercekhayat.com.tr/v1/haber/129/onum-arkam-sagim-solum-140-karakter.html
Gerçek Hayat – Turgay BAKIRTAŞ