Örümceğin Bir Ayağını Bağlamak

Çocukluğumda ev sahibimizin maddi durumunun iyi olmasından dolayı, herkes tarafından çok yaygınlaşmayan eşyaları, ilk olarak onlarda görüyordum ve bu durum da hoşuma gidiyordu

Köşe Yazıları - 18-06-2012 14:58

Çocukluğumda ev sahibimizin maddi durumunun iyi olmasından dolayı, herkes tarafından çok yaygınlaşmayan eşyaları, ilk olarak onlarda görüyordum ve bu durum da hoşuma gidiyordu. Küçük kız çocukları adım atmaya yeni başlamıştı ki; yürümeyi öğrensin diye ona örümcek(yürüteç) almışlardı.

Bu örümcekte anlam veremediğim bir de ip vardı. Annesi küçük kızın bindiği örümceğin bir ayağına ip bağlamış ve diğer ucunu da sağlam bir yere tutturmuştu. Ona bu ipin neden örümceğe bağlandığını sorduğumdaysa; ben burada otururken, yanımdan uzaklaşmaması ve de tek kaldığında güvende olması için demişti. Odadaki tehlikeli eşyaları da hesaplayarak (soba, cam eşyalar, TV...), bu ipi ölçmüş ve ipin diğer ucunu da sağlam bir yere tutturmuştu. Böylece küçük kız odada tek kalsa dahi, güvende olacaktı.

Küçük çocuk odada bu örümcekle gezinirken, ben de oturduğum koltuktan onu izlemeyi severdim. Bir süre odada keyifli bir şekilde örümceğiyle gezindikten sonra, sıkılmaya başlar ve odanın dışına çıkmak isterdi. İpin müsaade ettiği en uç noktaya kadar gider; kapıya yaklaşır ve orda tüm heyecanı, arzusu ve çabasıyla diğer odalara çıkmak için mücadele ederdi. Nitekim bağlı olduğu ip; onun farklı yerlerde gezinmesine izin vermezdi. Bir müddet bu çizginin dışına çıkmaya çalışır; biraz ağlar, biraz hırçınlaşır ama değiştiremediği kaderinden sonra durumu kabullenip, kendine belirlenen alanda gezinmeye devam ederdi.

Bu küçük kızın özgürlüğünün sınırlandırılmasına ise benim gönlüm bir türlü el vermezdi. Onun bu sınırlı hayatta mutlu olamadığını gördükçe; benim için taşıması zor olsa da onu kucağıma alır, biraz evin içinde gezdirir ya da ellerinden tutarak yürütürdüm. Ellerinden tutup yürütmeye çalıştığımdaysa o kadar heyecanlanırdı ki; farklı yerlerde gezinmek ve farklı odaları görmek için; heyecandan hızlı hızlı adım atardı. Yürümeye olan acemiliğinden ayakları birbirine dolanır ve neredeyse düşecek gibi olurdu. Onu tuttuğumun farkındaydı ve kendini güvende hissettiği belliydi, böylece bu düşme macerasını gülerek eğlenceye dönüştürürdü. Bir süre sonra onun beni gitmek istediği yerlere sürüklemeye çalıştığını fark ederdim; bu heyecanlı yürüyüşüne, bazen benim de çocuk kollarım dayanamaz ve ne kadar istesem de onu tutamaz ve ellerimden kayıp düşerdi. Yere düştüğünde; ağlamaya başlar, o ağlayınca ben izinsiz yaptığım bu işten dolayı daha çok korkar, benim korktuğumu hisseden küçük kız bu güvensizlikle daha da sesli ağlamaya devam ederdi. Çocuğun annesi ise merak ve korkuyla sese doğru gelir ve bana sinirli bir şekilde; neden çocuğu örümceğinden aldığımı azarlar bir şekilde sorardı. Ben ise küçük çaplı bu sınırların dışına çıkma macerasını anlatabilecek durumda olmadığımdan susar ve annemin yanına sığınırdım.

Örümceğinin  bir ayağına ip bağlanan çocuk gibi yaşıyorduk hayatımızı. Kendimize, güvende olduğumuzu düşündüğümüz bir alan belirlemiştik ve ne kadar istesek de bu çizginin dışına çıkmaya cesaret edemiyorduk.İnsanları ne zaman sinirlendiririz, hayallerimizin peşinden ne kadar gitmeliyiz, tanıdığımız dünyadan ne kadar uzaklaşmalıyız.Bir insanı ne kadar sevmeliyiz ki, ayrıldığımızda canımız çok da acımasın; bir şeyin hayalini ne kadar kurmalı ve onun için ne kadar mücadele etmeliyiz ki; gerçekleşemediğinde büyük hayal kırıklıkları yaşamayalım. Kendimizden güçlü kişinin karşısında, yaşadığımız haksızlığa ne kadar direnmeliyiz ki; daha da sinirlenip bizi alaşağı etmesin.

Tüm bu çizilen sınırlar sonucunda; ne kadar istesek de, kalbimizin birazını daha veremiyorduk sevdiğimize; bir düşün hayalini çok da kuramıyorduk, gerçekleşmemesinden korktuğumuz için. Hakkımızı savunmak için ne zaman güçlünün karşısına geçsek, daha da yenik düşmemek için vazgeçip susuyorduk.Kendimize güvenli bir hayat sağlayalım derken, küçücük bir dünyaya hapsolduğumuzu fark edemiyorduk. Sınırların ötesindeki güzelliklere ulaşamıyorduk. Bizim için anlamlı olan amaçlardan vazgeçiyor, bizlere farklı dünyalar açacak insanlara sırt çeviriyor, yeni deneyimlere ve tecrübelere arkamızı dönüyorduk. Hep aynı yerleri adımlıyor, hep aynı insanlara selam veriyorduk ve de dünyaya hep aynı noktadan bakıyorduk. Hayatımıza anlam katacak her şeyi ölüme mahkûm ediyor ve sınırlar içinde yaşadığımız hayatın bizi yavaş yavaş öldürdüğünü fark edemiyorduk. 
Günün Diğer Haberleri