Osmanlı’da Vakıf Medeniyeti...

  İslam dünyasında şehirlerin birbirine bağlanmasında da vakıfların rolü büyüktür

Türkiye - 21-05-2016 12:42

  İslam dünyasında şehirlerin birbirine bağlanmasında da vakıfların rolü büyüktür. Şehirlerarası ulaşım için birçok yol, köprü, ayrıca deniz fenerleri ve kalelerin inşası, büyük ticaret yolları üzerindeki konak yerlerine kervansarayların tesisi vakıflar sayesinde gerçekleşmiştir. Bütün bunlar tüccar ve hacıların seyahatini kolaylaştırmak, yol güvenliğini sağlamak, yolcuları barındırmak ve doyurmak amacına yöneliktir. XVII. yüzyılın ortalarında üç arkadaşıyla birlikte Mısır’dan İstanbul’a kadar altmış yedi günde gelen Samuel ben David Yemşel, yol güzergâhında her gece bir han veya kervansarayda konakladıklarını, bunların bulunmadığı iki küçük kasabada ise yolculara ayrılmış misafir odalarında ağırlandıklarını yazmaktadır. Kervansaraylara yerli-yabancı, hür-köle, erkek-kadın, Müslim-gayrimüslim herkesin kabul edildiğini, yolcuların gıda, ilaç hatta ayakkabı ihtiyaçlarının karşılandığı ve hayvanlarına da bakıldığını görmekteyiz. Batı dünyasında kilisenin, belediyenin veya hükümetin yaptığı işleri Osmanlı’da geniş ölçüde fertlerin kurdukları vakıflar yapmıştır. Özellikle Tanzimat’ın ilanına (1839) kadar, eğitim-öğretim hizmetleri, sağlık hizmetleri, belediye hizmetleri, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, hatta askeri alanda kurulan vakıflarla, dinî ve ahlakî açıdan toplumun yararlandığı her türlü hizmet, bu müessese tarafından sürekli ve kesintisiz bir şekilde sağlanmıştır. Sadece insanları değil her canlıyı koruyan hayrat ruhu, kuşlar için de köşkler yaptırmıştır. Kuş sarayı da denilen kuş evlerinin bazıları minareleri, yüksek kenarlı kubbeleri, hilal biçimindeki alemleriyle birer selâtin camisini andırmakta ve olağan üstü işçilikleriyle dikkati çekmektedir. Bu kuş evlerini büyük bir ilgiyle gözleyen Avusturya sefiri Busbeke 1550’lerde şöyle yazmaktadır: “Türkiye’de her şey insanileşmiş, her katı yumuşamıştır; hayvanlar bile.” Vakıflar akrabalığa, hısımlığa, bölgelere, mesleklere, din veya dil özelliklerine bağlı olarak teşekkül eden içtimai zümreler arasında ahenk beraberliği temin eden bir kuvvetti ve bu açıdan da önem taşımaktadır. Bazı vakfiyelerde azatlı kölelerin eski sahiplerinin ailesiyle birlikte ve aynı hayat seviyesinde yaşamalarını sağlayacak hükümlere de rastlanmaktadır. Osmanlı Devleti’nde esnaf teşkilatlarının (loncalar) bir yardımlaşma fonu olarak kurduğu vakıflar da vardır. Ayrıca bir mahalle, bir kasaba veya bir şehir sakinlerinin istifade etmeleri için vakıflar tesis edildiği gibi köy ya da mahalleye ait avarız vergilerinin ödenmesi amacıyla kurulmuş birçok vakfın mevcudiyeti bilinmektedir. Öte yandan vakıfların siyasi rolleri de vardı. Kuzey Afrika’dan Uzakdoğu’ya kadar bütün İslam devletlerinin yöneticileri vakıflardan iktidarlarını sağlamlaştırmak amacıyla yararlanmak istemişlerdir. Askeri sınıfa mensup kimselerin kurduğu vakıflar arasında kalelerin vb. tesislerin bulunması, Osmanlı siyasi iktidarının devamı için vakıf müessesesinden faydalanıldığını göstermektedir. Halk üzerinde büyük nüfuzu olan ulemayı ve tarikat şeyhlerini vakıflar yoluyla kendilerine bağlayan idareciler, vakfiyelerine koydukları hükümlerle devletin bekası ve vâkıfın kötülüklerden korunması için dua edilmesini istemiş ve medreselilerle tekkeliler arasında bir ahenk ve denge kurulmasına da çalışmışlardır. Osmanlı Devleti’nin yayılma sürecinde özellikle XV ve XVI. yüzyıllarda vakıflar yeni fethedilmiş yerlerin İslamlaştırılmasında önemli rol oynamıştır. Sınır bölgelerine zaviyeler kurarak yerleşen, oralarda ticarî ve ziraî faaliyetlerde bulunan, ülke topraklarını genişletmek amacıyla bölgeleri kolonize eden sufîleri ve diğer Müslümanları bu vakıflar desteklemiştir. Bunun yanında diğer hayır kuruluşlarının da yine vakfılar yoluyla bölgeye götürülmesi iktidarları meşrulaştırıyor ve güçlendiriyordu. Böylece bir bakıma vakfın siyasal işlevi kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Zira cemaat karşısında adaletin teminatı olarak Osmanlı sultanları ve hanedan üyeleri, ayrıca Müslümanların tamamı, vakıf yoluyla fakirlere yapılan yardımı ya da daha geniş anlamda bir insanın ihtiyacını gidermeyi insanî görevlerinin bir bölümü telakki ediyordu. Yılın en sıcak üç ayında İstanbul’dan geçenlere temiz kardan elde edilmiş su dağıtılması da, Süleymaniye gibi muazzam bir hayrat sitesi inşası da insanların ihtiyaçlarının giderilmesine yönelikti. Vakıf müessesesinin ayakta durması ve vakıf hizmetlerinin sürdürülebilmesi için düzenli gelirlere ihtiyaç vardı. Busebeple vakıf kurucuları taşınır ve taşınmaz malları vakfetmişlerdir. Bunlar arasında araziler (bazı köylerin tamamı, her türlü ziraat işletmeleri, çiftlikler, tarlalar, bağlar, bahçeler), bütünüyle bir cemaat ve aşiretten alınan vergiler, mesken olarak kullanılan binalar, çeşitli ticarî binalar (han, bedesten), dükkânlar, gıda satış yerleri, üretim atölyeleri, hamamlar ve kahvehaneler, değirmenler, fırınlar, yağ sıkma makineleri (cendere) ile deri, nakit para, hayvanlar, aletler, gemiler, hatta köleler gibi menkul mallar da vakfedilmiştir. Bunların dışında mülkiyeti devlete ait bulunan mirî arazinin vakıf haline getirilmesi usulünün de çak yaygın olduğu görülmektedir. Vakıflar İslam ülkelerinde büyük sermayeleri temsil ettiği, ekonominin önemli bir kısmını oluşturduğu söylenebilir. Yapılan hesaplara göre sancak denilen 300 idari birimin her birinde 1000’e yakın vakıf bulunan Osmanlı Devleti’nde vakıfların genel bütçesi devlet bütçesinin üçte birine ulaşmaktaydı. Osmanlılarda 1826’da kurulan Evkaf Nezareti’nden önce vakıflar, vakıf kuran kişilerin (vâkıf) şartlarına göre idare ediliyor, bunlar ayrı nezaretlerce kontrol ediliyorlardı. Fakat genişleyen vakıfları bir elde toplamak ve muhtelif idarelerde hüküm süren yolsuzluklara son vermek üzere vakıflar, Evkaf-ı Hümayun Nezareti’nin kurulmasıyla tek çatı altında toplanmış ve buradan idare edilmiştir. 1921’de kurulan Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti 3 Mart 1924’te kaldırılmış, Vakıflar İdaresi, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet teşkilatıyla bütünleştirilmiştir. En az 150 yılı aşan bir tasfiye hareketine rağmen vakıflar bugün hala özellikle hayrat eserleriyle Müslüman toplumlarında varlığını hissettirmektedir. Vakıflar, İslam medeniyetinde insana verilen değeri ortaya koyduğu gibi, servetin zengin kesimlerden toplumun daha fakir kesimlerine doğru akışını önemli ölçüde gerçekleştirerek sosyal dengelerin kurulmasında ve sosyal bütünleşmenin sağlanmasında, içtimaî barışın sürekliliğinde, sınıf çatışmalarının önlenmesinde, kamunun hizmet taleplerinin yerinde karşılanmasında, siyasî ve ekonomik istikrarın sağlanmasında merkezî yönetimlerin en büyük yardımcıları olmuşlardır. Osmanlı Devlet’indeki vakıfların toplum içerisindeki yeri ve önemine şu şekilde işaret edilmiştir:  Bir kişi vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallarından yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, bir vakıf mektebinde okur veya hocalık yapar, maaşını vakıf idaresinden alır ve öldüğü zaman vakıf bir tabuta konulup vakıf bir mezarlığa gömülürdü. Osmanlı Devleti'nde vakıfların hizmet götürmediği ne bir yer, ne de bir sosyal alan kalmıştır. Devletin iç ve dış problemler sebebiyle malî sıkıntılara girdiği dönemlerde, vakıflar sayesinde eğitim ve sağlık hizmetleri, dinî ve kültürel hizmetler aksamadan devam edebilmiştir. Bugünkü sosyal devlet anlayışına göre, kamu hizmeti olarak nitelenen birçok sosyal ve kültürel hizmet, Osmanlı Devleti’nde özel kişilerin kurmuş oldukları vakıflar yoluyla yerine getirilmiştir. Bu yüzden, dünyanın hiçbir yerinde kamu hizmetlerinin finansmanı ve sunulması konusunda, Osmanlı’da olduğu kadar malî özerkliğin sağlandığı bir başka medeniyet bulunmamaktadır. Vakıf konusundaki şuurun ve duyarlılığın Osmanlı döneminde bütün medeniyetleri geride bırakan bir çıtaya ulaştığı söylenebilir. Bundan dolayıdır ki Osmanlı medeniyeti, "vakıf medeniyeti" olarak nitelendirilmiştir. Hayrî ve insanî duygularla vakıf kuran atalarımızı rahmet ve şükranla anıyor, Yüce Mevlâ’dan onlar için mağfiret diliyoruz. Derleme niteliğinde olan bu çalışma, aşağıdaki kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır: Bayartan, Mehmet, “Osmanlı Şehirlerinde Vakıflar ve Vakıf Sisteminin Şehre Kattığı Değerler”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, X-1 (2008), ss. 157-175. Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ Yayınları, İstanbul, 1993, XII, 434-439. Günay, Hacı Mehmet, “Vakıf”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2012, XLII, 475-479. Kazıcı, Ziya, İslâmî ve Sosyal Açıdan Vakıflar, Marifet Yayınları, İstanbul, 1985, s. 56-65. Kazıcı, Ziya, İslâm Müesseseleri Tarihi, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 1991, s. 183-216. Keskin, Yusuf Ziya, “İslam’da Vakıf ve Toplum Açısından Önemi”, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, II. Cilt, Şanlıurfa, 1996, ss. 181-192. Yediyıldız, Bahaeddin, “Vakıf”; İslam Ansiklopedisi, M.E.B. Yayınları, İstanbul, 1986, XIII, 153-172. Yediyıldız, Bahaeddin, “Vakıf”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2012, XLII, 479-486.[1] Dipnot
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı