Osmanlı’nın Samsun’daki Su Kültürü Mirası
Osmanlı toplum hayatında “hayrat” adı altında hali vakti yerinde olan vatandaşların yaptırdıkları çeşmelere bazı gelir kalemlerinin vakfedilmesine imkân veren Osmanlı uygulaması pek çok eserin vücuda gelmesine fırsat vermiştir
Türkiye - 25-01-2015 14:34
Osmanlı toplum hayatında “hayrat” adı altında hali vakti yerinde olan vatandaşların yaptırdıkları çeşmelere bazı gelir kalemlerinin vakfedilmesine imkân veren Osmanlı uygulaması pek çok eserin vücuda gelmesine fırsat vermiştir. Haddizatında Samsunda bulunan çeşmelere ilişkin salname kayıtlarında bazı verilere erişmek mümkünse de yeterli değildir. Samsun Ticaret Gazetesi, Samsun Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü Arşivi ve bazı hatıratlar bu alandaki eksikliği gidermede araştırmacılara bir tür avantaj sunmaktadır (Sarısakal, 2007: 258-266). Ulaşabildiğimiz veriler doğrultusunda Samsun kent merkezindeki bazı çeşmelere ilişkin şu verilere ulaşmak mümkündür.
Abdullah Paşa Çeşmesi: Yalı Camii önündeki Buğday Pazarı Meydanı’na merhum Abdullah Paşa anısına eşi Hacı Emine Hanım tarafından 1264 H. Yılında Rüstemzade Ali Ağa’ya yaptırılmıştı (Beşirli, :446). Çeşme beş muslukluydu ve beş köşesinin her birinin üzerinde büyük güğüm motifleriyle bezenmişti. II. Mahmut’la özdeşleşen ve Tanzimatı sembolize eden mermerden yapılı Osmanlı güneş arması da çeşmenin üst kısmında üç köşesinin üstüne yerleştirilmişti. Bu çeşmenin 1930 yılında yıktırılmış olduğu Baki Sarısakal tarafından tespit edilmiştir (Sarısakal, 2007: 260).
Alemdar zade Çeşmesi: İlk adım Stadyumu yanında 1893 yılında inşa edilmişti. Üzerinde bir tuğranın yer aldığı çeşme üzerinde “Alemdarzade Hafız Mehmet Aziz Hayratıdır” yazılıdır (Sarısakal, 2007:263). Bu çeşme günümüze dek ayakta kalmayı başaran Osmanlı su kültürünü yansıtan nadir çeşmelerden birisidir.
Baruthane Çeşmesi: Kalkanca Mahallesi’nde bulunan çeşmenin kitabesinde 1311 (1895) yılı ibaresi bulunmaktadır. Günümüze ulaşmayı başaran bu çeşmenin bir kısmı toprak altında ve kullanılmamaktadır (Sarısakal, 2007: 259).
İsmail Efendi Çeşmesi: Es Seyyid El-Hac İsmail Efendi hayratı olarak 1854 yılında bugünkü İlkadım Belediyesi sınırları içinde yaptırılan bu çeşme yok olmuştur. Yerine yapılan yeni çeşme üzerine kitabesi monte edilmiştir (Sarısakal, 2007:259).
Hamidiye Çeşmesi: Günümüzde Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi adıyla anılan mevkide “Hamidiye Çeşmesi” yer almaktaydı. Ortasında kitabesinin yazılı olduğu mermer bir sütuna sahip bu çeşmenin varlığını ancak o dönemden günümüze ulaşan resimler sayesinde haberdar olabilmekteyiz (Sarısakal, 2007:265).
Subaşı Çeşmesi: Samsun’da bulunan Fransız Konsolos vekili Vadala’nın hatıratında adı geçen bu çeşme Subaşı mahallesinde bulunmaktaydı. Üzerindeki kitabede 1311 (1895) tarihi kayıtlı olan bu çeşmeden günümüze sadece o devirde çekilen fotoğraflarından başka bir şey kalmamıştır (Sarısakal, 2007:258, 264).
Samsun’da yer aldığı bilinen ve değişik zamanlarda “hayrat” olarak yaptırılan yaklaşık 54 çeşme ile ilgili verileri artırmak mümkünse de tamamına ulaşmak mevcut arşiv kaynakları doğrultusunda imkansızdır. Bu çeşmelerden günümüze ulaşabilen örneklerin sayısı ise Samsun kent merkezinde bir elin parmaklarını aşmamaktadır. Samsun vilayet sınırlarında ise kitabesi ile birlikte varlığını devam ettiren Osmanlı dönemine ait en fazla çeşme Bafra yöremizde bulunmaktadır. Günümüzde varlığını koruyan ve Osmanlı su kültürünün emarelerini taşıyan çeşmeler, ilgisizlik ve bakımsızlıktan bizar durumdadır.
Elde edilen veriler doğrultusunda çeşme kültürünün Osmanlı’da sadece Müslümanlara has bir uygulama olmadığı anlaşılmaktadır. Ermeni mahallesinde bir zamanlar üzerindeki Ermenice kitabesi ile varlığı bilinen ve Kadıköy mahallesinde ki Kanun-u Esasi Meydanı’nda yer alan Rumca kitabeli çeşmeler artık varlıklarını koruyamasalar da anılarda ve bazı resmi kayıtlarda yer almayı başarmışlardır (Sarısakal, 2007: 258-259). O halde bir zamanlar Hıristiyan ve Müslüman Osmanlı vatandaşları, içme suyunun temin edilebildiği çeşmelerin oluşumunda kültürel bir birlikteliğe Osmanlı Samsun’unda imza atmışlardır.
Bu çeşmelerden bazılarına Osmanlı arşiv belgelerinde yer verilirken önemli bir kısmına ilişkin her hangi bir arşiv kaydına rastlanamamıştır. Bunun çeşitli sebepleri olabilir yani mevcut belgelerin tasnife açılmamış ya da günümüze ulaşamamış olması ihtimal dahilindedir. Ancak, arşivde kaydı yok diye bugün halen kalıntıları mevcut çeşmeleri yok farz etmek bilimsel uygulamaya aykırılık oluşturacağı gibi olanın inkârı şeklinde de değerlendirilebilir. Yine aynı şekilde arşiv kayıtlarında varlığı tespit edilen birçok çeşmenin varlığını sürdüremediği saha çalışmasından anlaşılmaktadır. Salt belgeye dayalı bir çalışmada bugün mevcut olmayanı varmış gibi gösterme riski de yeterli saha araştırması yapamayan araştırıcıların en önemli sorununu teşkil etmektedir. Esasen Osmanlı arşivlerinde Samsun’daki su kültürünü yansıtan sınırlı miktardaki belgelerden şunları öğrenmekteyiz: 1863 tarihli bir belgede, Abdülaziz zamanında onun tuğrasını taşıyan kitabenin Çiçek Suyu adıyla bilinen çeşmenin inşasına müteakip yerleştirildiği belirtilmiştir3. Kavak’ta 1864 yılında Samsun-Amasya yolunun yapımı sırasında bir de çeşme yapıldığı yine arşiv kayıtlarından öğrendiğimiz bir başka su kültürüne ait veridir4. Samsun’da bulunan Amasya caddesindeki Gürçeşme adıyla anılan mahalde 1865 yılında yine bir çeşmenin inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bafra ve Kumcağız Derbent yollarında da birer çeşmenin inşa ettirildiği belirtilmektedir5. 1892 yılında ise yine devlet eliyle Hamidiye çeşmesi’nin inşa edildiğine dair veriler arşiv kayıtlarındaki yerini almıştır6. İnşası gerçekleştirilen bu su kültürüne ait eserlerde birer sütun ve tuğranın varlığı devlete ait çeşmeleri, hayrat şeklinde ekâbir ya da halk tarafından yapımı gerçekleştirilen çeşmelerden ayrılmaktadır. 1852 yılına kadar olan devlet eliyle yapımı gerçekleştirilen beş çeşmenin üzerine sonradan yenilerinin ilave edildiği anlaşılmaktadır. Lakin bu çeşmelerin tamamını ya belgelendirmek ya da bugüne kadar muhafazasını temin etmek sanıldığı kadar kolay bir uğraşı olmasa gerektir. Özellikle bu alandaki çalışmaların sınırlı oluşu ve şehir içme suyunun modern imkânların gelişimiyle teminindeki farklı yöntemler çeşme kültürüne ait örnekleri atıl bıraktığı gibi zamanla yok olmasına da neden olmuştur. Çalışmamız bu alandaki bilinçlenmeyi sağlamak suretiyle kültürel mirasın son örneklerini kamuya mal edilerek muhafazasını amaçlamaktadır.
Arazi incelemesi esnasında tespit ettiğimiz ve seyyahların kullanımı için bir tür hayrat olarak imar edilen çeşmede buna özel bir örnek teşkil eder. Günümüzde Yukarı Aksu-Meyveli köyleri arasındaki yol üzerinde ve Yukarı Aksu köyü çıkışında bulunan büyük meşe ağacının altında yer alan çeşme kısmen de olsa devletin bilgisi dâhilinde koruma altına alınmıştır.
Bu cümleden olmak üzere, arazi incelemesi sırasında tespit ettiğimiz ve seyyahların kullanımı için bir tür hayrat olarak inşa edilen çeşme de buna özel bir örnek teşkil eder. Saha araştırmamız esnasında keşfettiğimiz ve Osmanlı tüccar ve seyyahlarının kırsaldaki yolculuklarında yararlandıkları “Gercenbeli Çeşmesi” günümüzde ilgiye muhtaç konumdadır. H. 1311 (1895) yılında yapıldığı belirlenen çeşme hayratının kurucusu Gercenbeli Şakir adında bir zattır. Bir zamanlar Bafra istikametinden gelen ve Kurupelit Üniversite yerleşkesinin ardındaki tepenin altından Kavak istikametinde ilerleyen kervan yolu üzerinde inşa edilmiş olan çeşme taş yapı işçiliğinin güzel bir örneğini oluşturur. İki kurnadan ihtiyacı olanlara su sunan çeşmenin bir adet taştan su haznesinin varlığı belirlenmiştir. Birkaç kilometre mesafedeki bir tepenin eteğinden çıkan yer altı suyunun yine taş yapı malzemesi kullanılarak çeşmeye akar oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Çeşmenin Bayburtlu bir taş ustası tarafından yapıldığı üzerinde kalan ve tahrip edilmiş olan yazı emarelerinden güç bela tespit edilebilmektedir. Ayrıca çeşmenin yanında bulunan bir cami kitabesi de restore mantığı çerçevesinde üzeri çimento ile kaplanarak yazısı okunamaz hale getirilmiştir.
Tespit ettiğimiz çeşmenin üzerindeki ay yıldız, pentagon yıldızı ve altıgen Davut’un yıldızına ilişkin motifleri, bir anlamda Osmanlı mason cemiyetinin sembollerini yansıtmaktadır. Lakin çeşme üzerinde bulunan güğüm ve ördek resimleri Osmanlı su kültürünün öteden beri uygulanan klasik sembolleri olarak değerlendirilebilir. Özellikle şehir merkezinde bulunan hayrat çeşmelerinde bakır güğüm ve ibrik motifleri yöresel bir kültür birlikteliğinin yansıması olarak mütalaa edilmelidir. Keşfettiğimiz çeşme üzerinde yer alan ördek ve keklik figürleri ise bu yöredeki kanatlı av hayvanlarının bolluğunun sembolize edildiği yegâne numune olsa gerektir.
Sonuç itibariyle Samsun’daki su kültürüne ilişkin incelemelerimiz esnasında tarihi kültür varlığımızın arşiv kaynakları ile elgelendirilmesinde bazı sorunların varlığı tespit edilmiştir. Mevcudiyetini koruyan ama arşiv kayıtlarında yer almayan tarihi eserlerin saha araştırması yapılmaksızın tespiti imkânsız gibi görünmektedir. Haddi zatında çeşmeler üzerinde yer alan kitabe vb. yazılı emareler bu coğrafya üzerine atalarımızın kazıdığı ve doğal ortamlarında müşahede edilmesi gereken yazılı tarihi de bizlere anımsatmakta ve gerekli ilgiyi hak etmektedir. Çalışmamızda belgelerde yer almayan ama coğrafyamızda geçmişin izlerini taşıyan “su kültürüne” ait eşsiz bir örneğin bu alanda gerçekleştirilecek yeni bulgulara ve araştırmalara örnek teşkil edeceğini ümit etmekteyiz.
SAMSUN SEMPOZYUMU
Yrd. Doç. Dr. Osman KESKİNER – Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Prof. Dr. Mehmet Yavuz ERLER – Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi