Peygamberimiz Postacı Mı

Ne garip bir soru değil mi? İslam'ın kaynaklarının ne olduğu sorusu tartışılmaya başlandığında ve tartışma ortamında "kuran bize yeter!" diyen kişi varsa, tartışmanın son ve can alıcı sorusu "Peygamber postacı mı?" olmaktadır

Analiz - 02-01-2015 11:33

Ne garip bir soru değil mi? İslam'ın kaynaklarının ne olduğu sorusu tartışılmaya başlandığında ve tartışma ortamında "kuran bize yeter!" diyen kişi varsa, tartışmanın son ve can alıcı sorusu "Peygamber postacı mı?" olmaktadır. İlk aşamada peygamberimizi yüceltmek ve sahiplenmek adına söylenen bu sözle, postacılık aşağılanarak peygambere yücelik verilmeye çalışılmaktadır. Ancak yüzyıllardır peygamberi yüceltmek adına yapılanların yoğun baskısı/etkisi altında bu soruya evet ya da hayır gibi bir cevap vermek, tartışmanın seyri ve nezaketi açısından olumsuz olmaktadır. Bu durumda tartışma kesintiye uğramakta, İslam'ın kaynaklarının ne olduğu tartışması da anlamsız bir kör dövüşüne dönmektedir. Peygamberimizin gerek yaşadığı dönemde gerekse daha sonraki süreçte, davranışlarını anlamak amacıyla, bulunduğu konum önem arz etmiştir. Hadis olarak nitelenen ve söylediği söylenen sözlerin, hangi sosyal kimlik açısından söylediği tereddütleri olmuştur. Bir sözü resul olarak mı yoksa sıradan bir insan olarak mı söylediği, ya da bir devlet başkanı olarak mı söylediği hep tartışılmıştır. Oysa bir insan, üzerinde birden fazla sosyal rol ve kimlik bulundurmaktadır. Bunlar zamanla birbirine karışabilmektedir de. Günümüzde olduğu gibi her bir birey, birey olmanın ötesinde yaptığı iş veya sosyal çevre bağlamında çeşitli roller üstlenmektedir. Evde eş ve baba; akrabalar arasında dayı, amca, hala, teyze, ağabey, abla veya kardeş; işyerinde idareci, teknik eleman, sağlık elemanı, memur veya hizmetli; herhangi bir konuda bilirkişi; bir cemaate/tarikata aitse abi, hoca, şeyh, mürşit, efendi; partide görevli ise il başkanı, ilçe başkanı veya temsilci; seçim sürecinde aday veya seçmen gibi. Hatta olanaklar izin verirse daha da öteye gidilerek cumhurbaşkanı, başbakan, bakan vs gibi üst düzey roller de üstlenilmektedir. Sonuçta bir birey durumuna göre bu rollerden birkaçını veya pek çoğunu üstlenebilmektedir. Her bir rolün gerektirdiği konu ve davranış şekli de değişebilmektedir. Evde çocuklarına kul köle olan bir insanın, otorite ve disiplin gerektiren bir işyerinde aynı davranması beklenemez. Aksi halde roller karışır, olması gereken düzen bozulduğu gibi işler de yürümez. Bu nedenle farklı rolleri üstlenen bireyler nerede, ne zaman ve nasıl davranması gerektiğini de ayarlamak, sınırlarını belirlemek ve uymak zorundadırlar. Peygamberimiz de bulunduğu çağ ve mekanda pek çok rolü üstlenmiş ve başarıyla tamamlamıştır. İlk aşamada Hazreti Hatice'nin eşi ve onun ticari faaliyetlerini takip eden bir rol üstlenmiştir. Ancak kırk yaşına gelince durum değişmiş ve dünyanın en değerli ünvanı olan Resulullah olmuştur. Bu aşamadan sonra Allah'ın Resulü ve ümmetin Önderi rolü başlamıştır. Allah'tan aldığı vahyi hiç değiştirmeden insanlara aktarmıştır. Bu süreçte vahyin yayılması için Tebliğci, uygulanması için Müslümanların önderi ve günümüz ifadesi ile Devlet Başkanı rolünü üstlenmiştir. Bu sırada eş ve baba rolünü de unutmamak gerekir. Peygamberimiz toplumunda Kuran'ın uygulanmasına yönelik çabaları yanında gündelik Arap kültürüne uygun yaşamını da devam ettirmiştir. Ancak bu yaşamı devam ettirirken Arap kültürü içerisinde bulunan İslam dışı unsurları ya uygulamaktan vazgeçmiş ya da İslami ilkelere göre yeniden düzenlemiştir. İslam dinini yerleştireceğim kaygısı ile Arap kültürünü yok etmemiştir. Ancak sonraki dönemlerde gelen iktidar ve saltanat yanlıları eliyle Peygamberimiz insani özelliklerinden sıyrılarak ilahi bir konuma oturtulmuştur. "O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir." (53/3-4) ayeti çarpıtılıp söylediği her sözün Allah'ın vahyi olduğu vurgulanarak Kuran dışındaki ifadeleri de bu kapsama alınmıştır. Böylece kendi istediklerini de uydurma hadislerle Peygamberimize söyleterek insanları sevk ve idare etmeye çalışmışlardır. Doğumu esnasında olduğunu iddia ettikleri muhteşem olaylarla Peygamberimizin evrensel yaratılışın temeli ve hedefi olduğu vurgulanmıştır. Mekke toplumunda insanlara sosyal ve hukuki adalet getirme çalışmaları göz ardı edilmiştir. Sonraki süreçte sidik içme gibi saçma uygulamalar Tıbb-ı Nebevi adı altında sistemleştirilmiştir. Ekonominin, hukukun, siyasetin, aile ilişkilerinin ve yaşamın her aşamasının nasıl olması gerektiğine dair Kuran dışı kurallar geliştirilmiştir. Bu kuralları koyarken de Kuran merkezli olmasından ziyade hadis merkezli olması sağlanmıştır. İslam Dininin Beşerileştirilmesi kapsamında Peygamberimiz kullanılmış, Allah ve Kuran'a rağmen ilahi bir boyuta taşınmıştır. Hüküm koyucu olarak Allah'ın vahyi olan Kuran dışında, peygamberin de hüküm koyucu olarak öne sürülmesi büyük bir hata olarak günümüze kadar gelmiştir. Kuran vahyinin Allah'tan verildiğini belirten ayetlerin kapsamı genişletilerek Peygamberimizin her davranışı da vahiy kapsamına alınmıştır! İnsan olarak yaptıkları ile resul olarak yaptıkları birbirine karıştırılarak işin içinden çıkılamaz hal almıştır. Müslüman din alimlerinin ve kanaat önderlerinin peygamberin ilahileştirilmesi kapsamında yaptıkları bu çalışmalar, Kuran'ı merkez edinen İslami ekoller tarafından tepki almıştır. Peygamberi misyon ile insan olmaktan kaynaklanan rollerin karıştırılmaması gerektiği, dinin yalnızca Kuran ile sınırlı olduğu, bunun dışındaki tüm uygulamaların çağa ve mekana göre değerlendirilmesi ve örf merkezli olduğu vurgulanmıştır. Kuran'dan getirilen ayetlerle bunun netleştirilmesi durumunda da Belam pozisyonunda olanlar da karşı çıkış geliştirmişlerdir. Kuran'ın net ortaya koymasına karşın, geçmiş dinlerinden kalan anlayışlarını terk edemeyenler, mevcut konumlarını korumak için Peygamberi misyonu değiştirme cihetine gitmişlerdir. Bu aşamada postacı mesleğini/rolünü irdelemekte fayda vardır. Ne yazık ki her toplumda devlet başkanı, doktor, mühendis, tüccar, iş adamı, yönetici olmak bir üstünlük olarak algılanmaktadır. Çöpçü, tamirci, boyacı, kapıcı gibi meslekler ise alenen olmasa da aşağılanmaktadır. Hepsi toplumsal bir görevi üstlenmesine karşın nankör, cahil, zalim ve kibirli insanoğlu böyle bir ayrıma gitmektedir. Kriteri ahiret günü ve yapılanlardan hesap verme olanlar için ise hangi mesleğin üstün olup olmadığı akıl sahipleri için bellidir. Postacı kavramını kullanan insanlar da kafalarında bu mesleği aşağılık, basit ve sıradan bir iş olarak gördükleri için Peygamberimize yakıştıramamaktadırlar. Çobanlık mesleğini yakıştıranların, ya nefsi terbiye ya da yöneticiliğin temeli gibi saçma bir mantıkla kabullenmeleri de ilginçtir. Aslında her mesleğin öne çıkan bir takım özellikleri vardır. Postacılık mesleğinin ise bizzat kendisi her zaman olumludur. Postacılık, bir yerden aldığı mektup veya telgrafı içeriğine bakmaksızın ve değiştirmeksizin ilgili yere iletmek esasına dayalıdır. Bu noktada postacılığın en temel özelliği ortaya çıkmaktadır: "Taşıdığı mesajın içeriğine hiçbir müdahalede bulunmamak.". Bu özelliği sayesinde postacılık, güvenilir olmak demektir. Postacılık, bir bireyden başka bir bireye gönderilen özel, ticari, siyasal veya duygusal bir bilgiyi olduğu gibi aktarma demektir. Hatta bu mesajın verilmesi gereken yere değil de, içeriğine bakarak verilmemesi gereken karşıt bir yere verildiğinde gerçek alıcının başına gelecekler tahmin bile edilemez. İşte bu nedenle postacılık, bilmediğiniz ve tanımadığınız üçüncü bir şahsa mutlak güven duyabilmek demektir. Bütün bu özelliklerden dolayı Peygamberimiz Allah'tan aldığı vahyi kullara ulaştırırken içeriğini hiç değiştirmeden aktaracak düzeyde güvenilir ve sağlam karakterli bir postacı gibidir. Peygamberimizin postacı olup olmadığını soranlar aslında postacılığın başka bir boyutuna dikkat çekmektedirler. Postacı getirdiği mesajın içeriğine müdahale etmemekte, ancak içeriğin uygulanmasında da postacı anlamında hiçbir etkisi yoktur. Bu durumda Peygamberimiz sünnet ve hadis bağlamında da etkisiz midir? Söylediklerinin ve yaptıklarının hiçbir etkisi yok mudur? Yani bir postacı gibi mesajı insanlara getirmiş ve kapıyı çekip gitmiş midir? Bu soruya verilecek yanıt "Peygamber postacı mı?" sorusunun net cevabı olacaktır. Bu soruyu soranlar aslında "Kuran yeterli mi, değil mi?" sorusunun çerçevesinde, Peygamberimizin Kuran'ı açıklamak, uygulanabilirliğini göstermek ve Kuran'ın görüş beyan etmediği noktalarda "hüküm koymak" özelliği olup olmadığını da tartışmaya açmaktadırlar. Zaten Kuran merkezli düşünenler ile Kuran ve sünnet merkezli düşünenler arasındaki temel fark, Peygamberimizin Kuran'da açıklanmayan konularda Kuran gibi hüküm koyma yetkisinin olup olmadığı üzerine kuruludur. Bu farklılık da Peygamberimizin postacı gibi olup olmadığını ortaya koymaktadır. Bu soruya yanıt bulmak amacıyla İslami konularda görüş beyan eden İslam alimlerinin içtihatlarını dikkate aldığımızda, Kuran dışında Peygamberimizin koymuş olduğu, ancak İslam alimlerinin de Kuran gibi ittifakla kabul etmiş olduğu bir hüküm söz konusu değildir. Bu bile Peygamberimizin "hüküm koyma" yetkisinin olmadığını ve bu konuda ittifak olunmadığını göstermektedir. Yine bu bağlamda sünnet adı altında kabul edilen ve İslam alimlerinin ittifak ettiği, Kuran gibi tüm Müslümanlara bağlayıcılığı olan sünnet ve hadis de söz konusu değildir. Herkes kendi mezhebine veya bakış açısına göre hadisleri kabul veya ret etmektedir. Sonuçta sünnet ve hadis kaynaklı olan, Kuran gibi mutlak hüküm koyucu olarak kabul edilmeyen, kaynaklarla şekillenen bir dinsel anlayış vardır. Bu da göstermektedir ki Peygamberimizin hüküm koyucu olduğunu iddia ettikleri konularda bile ittifak yoktur. Dolayısıyla bütün İslam alimlerinin değişmeyen ortak paydası, getirdiği Kuran konusunda Resulullahın hiçbir müdahalesinin olmadığıdır. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Resulullahın önemli bir misyon üstlenerek Kuran emirlerini bulunduğu çağ ve mekanda uygulaması, önemli bir aşamadır. Elbette o dönemin anlaşılması, tanıtılması ve yaşatılması da önemlidir. İslam'ın algılanmasında ve anlaşılmasında da büyük önemi vardır. Burada dikkat edilecek ayrıntı yine aynı. Peygamberimizin hüküm koyma yetkisinin bulunmamasıdır. Hüküm koyma yetkisinin bazı İslam alimlerince Peygamberimize verilmesine karşı çıkılarak, sünnet ve hadisin irdelenmesinde ve yararlanılmasında sorun yoktur. Peygamberimize vahyin gelişi aşamasında Allah tarafından korunmuşluğu söz konusudur (15/9). Vahye herhangi bir karışma ve bulaşma yoktur (69/44-47). Vahiy dışında, vahye eşit veya tamamlayıcı bir şey aramak ise Allah'a isyandır (6/59). Zira Allah Kuran vahyi dışında hiçbir şeyi korumamıştır. Sonuç itibariyle Peygamberimiz örnek bir eş, ileri görüşlü bir devlet adamı, stratejik hamleler düşünen bir komutan ve Allah'ın koyduğu sınırlar dışına çıkmadan kendisine gelen vahyi hedef kitleye ulaştıran Allah'ın Elçisidir. Bu anlamda Resulullah, elçiliğin en temel bileşeni olan güvenilirlik bağlamında, aldığı mesajı içeriğini hiç değiştirmeden, bir postacı gibi göndericiden alıcıya tam olarak teslim etmiştir (5/3). Kuran'ı yetersiz görerek Peygamberimizin sözleriyle tamamlamak amacıyla yapılan her türlü yaklaşım ise İslam!a aykırı bir yaklaşımdır. Kuran'ın ifadesiyle Resulullaha uymanın biricik ölçüsü (8/46), hiçbir ek tamamlayıcı unsura gereksinim duymaksızın ve öne sürmeksizin Kuran'a uymaktır (69/44-47).
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı