Sermayenin Samur Kürkü Pyd’nin Hüsranı (I)
Dil ile neyi ikrar edersek edelim, söylediğimiz değişmenin sahiciliğine istinat etmiyorsa söz olma seviyesine yükselemiyor
Fikir - 19-06-2016 10:00
Dil ile neyi ikrar edersek edelim, söylediğimiz değişmenin sahiciliğine istinat etmiyorsa söz olma seviyesine yükselemiyor. Panta rei. Din gününe kadar aklımızın ereceği bir seyrin içinde kalacağız. Günlerimiz aklımızın istihsal ettiği çarelerin cazibesine kapılarak geçecek. Bir seferdeyiz. Nasıl oldu da bu sefer başladı? Başlangıç noktamız neresi? Kendimizi varlık alanında idrak ettiğimiz yerden başladık. Yani her birimizin birer fert olmaktan başka biçimi olmadığının kabulü bizi var etti. Özgünlüğümüzü, otantik varlığımızı ferdiyetimize borçluyuz. Biricikliğimiz bize kendimizi hissettiriyor. Başkasına biricikliğimizi hissettirdiğimiz kadar geçerliyiz. Benimsediğimizi kavrıyor, makbul kıldığımızı kavratıyoruz. Her birimizin benliği var. Benlik sıhhatini içle dışın tutarlı bütünlüğünde buluyor. İçe doğru büzülme çekingenliği, dışa doğru taşkınlık faaliyeti tutarlılıktan kopuş, sıhhatin bozuluş temayüllerini işaret ediyor. Ben neyin nesiyim? Varlığına sadakat gösteren biri miyim? Yoksa geçimimi kendime ihanet etmekten mi sağlıyorum? Beni ben yapan bağlar benliğimin şeklini korumama kâfi mi? Beni bir vakit hangi bağ ben yaptıysa, benim her vakit, değişen şartlarda hâlâ ben kalışımı temin etmekte midir?
Fertleriz, aynı tarağın dişleri gibiyiz; ama aynı kilimin desenleri değiliz. Her şeyden önce her hangi bir kilimin deseni olmak, her kim dokumuş olursa, neyle boyandıysa boyansın bir kilime desen olmak gibi bir derde duçar olmuş değiliz. Fert olarak varlığımız dünyaya kimlik biçiminde görünüyor. Kendini Türk olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Türk’tür, kendini Kürt olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Kürt’tür, kendini Çerkez olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Çerkez’dir, kendini Arnavut olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Arnavut’tur, kendini Gürcü olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Gürcü’dür, kendini Laz olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Laz’dır, kendini Boşnak olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Boşnak’tır, kendini Pomak olarak bilen ve bu bilgisinden bir menfaat uman herkes Pomak’tır. Hepimizin kendini bir ailenin, bir soyun, bir kavmin, bir milletin mensubu saymasından daha tabiî bir şey yok. Bağlarımız var ve lâkin bağlarımızın ferdiyetimizi yok etmesinin imkânı yok.
Nasıl ferdiyetimiz aynı zamanda kimliğimizi sahneleyen bir vasatta cesamete kavuşuyorsa, bağlarımız da aynı zamanda menfaatlerimizi barındıran bir mekânda yuvalanır. Her insanın “Milletim nev’i beşerdir, vatanım ru-i zemin” deme hakkı var. Yeter ki, o insan bu hakkını kullanabileceği bir vasat bulmuş, menfaatlerini koruyabileceği bir yuvaya kavuşmuş olsun. Beynelmilel bir vasat ham hayaldir. Beynelmilel bir sığınağın güvenliğini sağlayan bir millet var mı? Varsa o güvenlik alanına beynelmilel karakteri kazandıran ne? İnsan hakları söylemi bir vehim olduğu kadar, hem suçlu, hem güçlü olanların bahanesidir. Gerçeklik alanında sadece millî mensubiyetler var. Mensubiyetlerden umulan menfaatin ne cins olduğu aklımızı kurcalamalıdır. Bir dünyevî menfaat söz konusuysa menfaatin nereden geldiği, geleceği, gelip gelmeyeceği suallerinin cevabına da sahip olmak mecburiyetindeyiz. Cevabın tek başına bize huzur sağlaması mümkünse, ne âlâ. Değilse, bu kez aklımızı menfaatin uhrevî olma ihtimalinin olup olmadığı kurcalayacaktır. Dünyevî ve uhrevî menfaat arasında tercihte bulunmanın ciddiye alınacak değerde olup olmadığına kafa yoracağız.
Türk, Kürt, Çerkez, Arnavut, Gürcü, Lâz, Boşnak, Pomak… Diniyle milliyetini saydıklarım arasında yalnızca bir tanesi, Türk olanı, birleştirebiliyor. Türk olmayan mezkûr anasır hareket edecekse ancak dini ve milliyeti arasında bir tercih yaparak hareket edebilecektir. Tarih Türk topraklarında yaşayan insanları o noktaya getirdi ki, bu tercihi yapmayan Kürtler, Çerkezler, Arnavutlar, Gürcüler, Lâzlar, Boşnaklar, Pomaklar ya dinsiz veya milliyetsiz kalma tehlikesi içindedirler. Türk olmak kimlik, menfaat, dünya, ahiret ayrımlarının ortaya çıkardığı karmaşanın fevkinde bir mevkie yerleşmeği kolaylaştırıyor. Öğrenilmeğe, anlaşılmağa değer olan modernliğin millî kimliğe dinden kopuk bir anlam yüklediğidir. Zorluk aynı modernliğin Türklüğü İslâm’ın önce askeri, bilahare siyasi temsilcisi rolüne raptettiğini kavrayıp öğrenme zaruretinde ortaya çıkıyor.
Ortaya çıkan zorluğun aşılmasında bize fayda sağlayacak olan ferdiyetimizin, kimliğimizin türev özelliği değil de işlev özelliği olacaktır. Haçlıların Doğu Akdeniz havzasından geri çekilmelerinde Türk unsurunun belirleyiciliği gerçek olmasaydı modern dünyada Türk lâfzını anma gereği duyulmayacaktı. Birinci Cihan Harbi akabinde Türkler bir İstiklâl Harbi’ne girişmiş olmasalardı bugün Türk kelimesi karşımıza ancak lügatlerde ve ansiklopedilerde çıkabilecekti. Nedense Haçlı seferlerinden bu yana epey zaman geçmiş olmasına rağmen Türk lâfzı can sıkıcı bir tarzda dahi olsa anılıyor ve henüz hiç kimse Türk kelimesini lügatlere ve ansiklopedilere hapsetme gücü gösterebilmiş değil.
İnsan varlığı ve Türk varlığı ahiret yurdunun esas alınması bahsinde müteradiftir. Çünkü kâfirlerin Geç Antikite diye adlandırdıkları zaman diliminde Kayserin ve Kisranın esasa dünya hâkimiyetini alarak ahiret yurdunun hayrına engel teşkil etmelerinin tasfiyesi Resulü Ekrem’in Risâlet’inin gayesi idi. Aynı gaye hem derebeylikler çağında Türklerin bir vatan sahibi olmaları sırasında, hem de kapitalizm ölüm döşeğine düştüğü günlerde bu vatanı elde tutma ısrarlarıyla tahakkuk etmiştir. Bu son aşamada Araplar dünya malına tamah edip İngilizlerle anlaşarak Türkleri kendi başlarına bırakmış, buna mukabil Kürtler dünya menfaati hatırına ahiretlerini feda etmeyeceklerini beyan ederek başının çaresine bakmaya çalışan Türklere kurşun sıkmaktan imtina etmişlerdir.
İsmet Özel, 16 Haziran 2016
İstiklalmarşıderneği
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın