SIRRINI ARARKEN PATLAYAN GÜLLE

Üstat Necip Fazıl'ın, üzerinde düşündükçe anlamı büyüyen harikulade güzel bir beyti var. Ünlü Çile şiirinin bir kıtasının içinde:

Kent Kültürü - 10-11-2013 10:08

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...
 
Şimdi bu mısraları ait olduğu yere bırakalım ve Tolstoy'a kulak verelim. Tolstoy, İtiraflarım'da bu sırrı ararken kat ettiği mesafeyi anlatır uzun uzadıya. Şu cümleler onun: 'Brahmanlar, Süleyman ve Schopenhauer tarafından kesin olarak ifade edildiği şekliyle yanıt ya belirsizdi, ya da özdeşlikti: O eşittir 0, var oluş eşittir hiçlik. Bu şekilde felsefi bilgi hiçbir şeyi inkâr etmemekle birlikte soruyu kendisinin çözemeyeceği yanıtını vermiş oluyordu.'
 
Yanıtı aranan sır: hayat!
 
Tolstoy, devam ediyor ve mülahazasını şu cümlelerle ikmal ediyor: 'O zamanlar böyle düşünmüyordum, ama bu fikirlerin tohumları çoktan içimde yer etmişti. Tam olarak şunu anlamıştım ki, Schopenhauer ve Süleyman ile birlikte, bütün bilgeliğimize rağmen, içinde bulunduğum konum aptalca bir konumdu. Yaşamın kötülükten ibaret olduğunu görmekte ve yaşamaya devam etmekteydik. Bu açıkça aptallıktı, çünkü eğer hayat anlamsızsa ve ben de madem mantıklı olanı o kadar seviyor idiysem, bu durumda yaşama son verilmesi gerekirdi ve o zaman da kimse bunun yanlış olduğunu söyleyemezdi, ikinci olarak şunu anladım ki, insanın bütün muhakemesi boşta dönen bir pinyon çarkı gibi bir kısır döngüye sapıyordu. Ne kadar çok ve ne kadar iyi akıl yürütürsek yürütelim o soruya bir cevap bulamayız. Sıfır her zaman sıfıra eşit olacaktır ve bu yüzden tuttuğumuz yol büyük ihtimalle yanlıştır.'
 
Tolstoy, burada iki önemli hususun altını çiziyor: 1. Hayat anlamsız olabilir, öyleyse mantıken yaşamanın da anlamı yoktur, 2. Eğer yaşamaya devam ediyorsak, bu, anlamsızlığın sürdürülmesi anlamına gelir: avara kasnak (Tolstoy'un 'pinyon çarkı') halinde boşa dönüş: hasılasız çaba...
 
20. Yüzyıl'ın önde gelen düşünürlerinden Albert Camus de felsefenin biricik sorununun intihar (intihar dolayımından yaşam) olduğunu söylüyordu. Ve ilginçtir, o da yaşamanın bir avara kasnak olduğu hipotezinden yola çıkıyordu. Ulaştığı sonuç, yaşamın abesliği... Buna rağmen yaşamın vazgeçilmezliği: yaşam abes de olsa, ona yiğitçe direnmeli, böyle söylüyordu.
 
Dostoyevski de Ecinniler romanındaki Kirilov'un -ki Camus'nün de üzerine dikkatle eğildiği roman kahramanlarından biridir- intihar mülahazasını ayrıntılarıyla gözler önüne serer. Kirilov, özgür olduğunu düşünür. Özgürlüğün doruk noktası, zenit noktası kendini öldürebilmeyle kanıtlanabilir, der. Çünkü insan ancak bu yoldan kendi benine sahip olduğunu ve onu tasarruf edebileceğini ifadeye güç yetirebilir. Ve canına kıyar...
 
Tolstoy için değindiği sorun salt bir zihin fantezisi, bir salon oyunu değildi. O, yaşamın, niçin yaşadığının sırrını arıyordu. İşte tam da bu noktada, sırrını aradığı gülle elinde patladı! Malikânesinin oralarda, bir tren istasyonunda, kendini, kendi elleriyle ölüme bıraktı!
 
İslam, insana yaşamın anlamına ilişkin ipuçlarını veriyor. Amentü, bu ipuçlarını en özlü biçimiyle dile getiriyor. Ancak oradaki ipuçlarını düşünen insan için papağan gibi yinelemenin fazlaca bir anlamı olmayacaktır. Düşünen insan, o ipuçlarından hareketle kendi anlam dünyasının küresini ve salt kendi varoluşu bağlamında bir daha inşa etmenin yolunu aramaya girişmelidir. Belki gene de sonuca ulaşamayabilir, ama ona düşen aramaktır. Tolstoy'un düştüğü abes açmazın girdabına düşmemek için... Güllenin elinde patlamasını önlemenin yolunu bulmak için...

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/RasimOzdenoren/sirrini-ararken-patlayan-gulle/40736

R
asim ÖZDENÖREN - YENİŞAFAK
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı