Tanrılaştırılan İnsanlar
Her toplumun öne çıkan bireyleri ve elbette ki önderleri vardır
Analiz - 09-01-2015 14:09
Her toplumun öne çıkan bireyleri ve elbette ki önderleri vardır. Kimisi toplumunun önünü açmış ve gelişimini sağlamış, kimisi de toplumunu büyük bir sıkıntıdan kurtararak yeni bir yön çizmiştir. Toplumlar da bu kişileri unutmamış, unutamamıştır. Zaten unutmalarına da fırsat verilmemiştir. Mevcut düzenin devamını isteyenler ile düzenden rant elde edenler, bu önderlerin oluşturduğu karizma ve bilgi birikiminin ardına sığınarak, kendi düzenlerini ve otoritelerini devam ettirme yoluna gitmişlerdir. Yüzyıllardır bu sistem zaman, mekan ve topluma bağlı olmaksızın egemen olmuştur.
Din, tarikat, mezhep, cemaat, bilim, siyaset, ideoloji, örgüt ve parti önderi pozisyonunda olanlar, gerek ölümlerinden önce gerekse sonra el üstünde ve önde tutularak kullanılmışlardır. Sayılan bu önderlerin süreç içerisinde ölüleri, dirilerinden daha fazla kıymetli olmuştur. Otoriteyi elinde tutup yönlendirmek isteyenler, kendi söylemek veya yapmak istediklerini de bu önderlerin ölülerini veya isimlerini kullanarak yapmışlardır. Önderlerin dirilerinin yapacakları belli ve sınırlı iken, ölüleri üzerinden yapılabileceklerde sınır diye bir şey yoktur. Ölmüş lider adına kanun ve kural koymak, onun adı etrafında oluşturulmuş karizmadan yararlanmak her zaman daha kolay olmuaktadır. Bir müddet sonra, abartılarak insan olma vasfından uzaklaştırılan ve daha üst makama taşınan önderlere bir takım özellikler verilmeye başlanmaktadır. Dozajı farklı da olsa bir nevi “tanrılaştırma” olarak niteleyebileceğimiz durum, tarihsel veya dinsel önemi olan kişiliklerin hepsinin başına gelmiştir. Hepsine karşı yapılan davranış özelliği ve beklenen sonuçlar da aynı olmuştur.
Önder konumunda bulunanların hakkında yapılan ilk çarpıtma veya abartma sağlığında kullandığı sözler üzerinde olmaktadır. Sanki her konuda görüşü olması şartmış gibi adına “özlü söz” üretilmektedir. Yaşanılan günün anlam ve önemine vurgu yapan, gelecekten imalı bir şekilde haber veren, toplumsal bir sorunu bıçak gibi kesen ve düzelten, ayrılıkları mantıklı hale getirecek şekilde referans noktası olan pek çok söz uydurulmaktadır. Toplumun ilk aşamada sorgulamadan kabul etmesi sonucunda da bu sözler gerçekmiş gibi yerleşmekte, nesilden nesile sorgulanmadan aktarılmaktadır. En ufak bir sorgulama hareketi ise egemen güç ve toplumsal katmanlardan tepki görülmesine neden olmaktadır. Bir müddet sonra yanlış da olsa kabullenilmesinin zararı olmayacağı gibi bir yaklaşım geliştirilmektedir.
Ölen önderin yaşarken toplum üzerindeki disiplin, korku ve düzen sağlama noktasında etkisini gören otorite ve rant çevreleri, önderlerin ölümü sonrasında da bunun devamını istemektedirler. Bunun için de önderlere ait gösterişli mezarlar yapılmasını temin etmektedirler. Mezarların ziyaret edilmesinin teşviki ve mezar ziyaret kuralları oluşturulmaktadır. Bir müddet sonra mezarların şekli dahi insanların zihninde otorite unsuru olarak yer almaktadır. Önderin yapısı ve toplumsal hedeflere göre dualar, yakarışlar, şikâyetler ve istekler şeklinde ritüeller geliştirilmektedir. Belli günlerde ziyaretlerin yapılması sağlanarak en azından yıl içerisinde belli sayıda da olsa kitleler minimum bir bağlılık ve saygı gösterisinde bulunulmaya zorlanmaktadırlar. Mezar çevresinde yapılacak hareketler dahi bundan rant ve egemenlik bekleyen kitle tarafından belirlenmekte, yapmayanlar veya yapmak istemeyenler dışlanmakta veya güç yetirilirse şiddet ve korku ile cezalandırılmaktadırlar. Bazı önderlerin de mezarının olmaması sonucu değiştirmemekte bu durum dahi önderi tanrısallaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Yazdığı şiir ve yazılardan çıkarımlarda bulunarak mezarının bilinmemesini dahi ilahi bir işaret olarak göstermekte, neredeyse mezar bulunmasa da düzenimiz devam etsin yaklaşımı içerisinde ısrarcı olmaktadırlar.
Önderler ile aynı soydan gelenler kutsanmakta, pozisyonuna göre çeşitli ünvanlar verilerek kitleden ayrılmaları ve saygı gösterilerek öne çıkmaları sağlanmaktadır. Böylece yaşayan akrabalarının varlığına gösterilen saygıya paralel bir şekilde, ölmüş olan önderlere de pay verilerek tanrısallık düzeyleri yükseltilmektedir. Soyundan gelenlere toplumsal ve siyasal hareketlerde önderlik verilerek soyadı üzerinden halk kitlelerinin kandırılması ve yönlendirilmesine olanak tanınmaktadır. Günümüzde hiçbir yeteneği olmadığı halde soyadları üzerinden siyaset yapanlar ile seyyidlik maskesi altında kitleleri dinsel sömürüye alet edenlerin durumu buna örnektir. Aynı soydan gelmemekle birlikte önderler ile sağlığında görüşme şerefine (!) nail olanlar da derecesi düşük olmakla birlikte şanslı insanlardan sayılmakta, onların yaşadıkları olaylar referans değer olarak kabul edilmektedir.
Önderlerin geldiği soyun araştırılması da önem arz etmektedir. Temelde soyun hiçbir öneminin olmadığını, üstünlüğün Allah katında takva ile ilişkili olduğunu vurgulayanlar dahi bu yanlışa kolayca düşmektedirler. Bilimsel düşünceye sahip olduklarını belirtenler de doğada güçlülük tezinden yola çıkarak oluşturdukları bilinçsel altyapı nedeniyle bu soy tartışmasına girmektedirler. İnsanın içinde bulunduğu siyasal veya dinsel sistem, bu hataya düşmekten kolay kolay alıkoymamaktadır. Önderlerin soylarının temiz, adil ve dürüst insanlarla dolu olduğu, hatalı davrananların bulunmadığı, haram yemedikleri, toplumca aşağılanan ırklara ait olmadığı veya soyunda böyle bir karışıklık bulunmadığı gibi ilkel ve aşağılayıcı yaklaşımlara başvurulmaktadır.
Önderlere ait mezarların kutsallaştırılması yanında elbiseleri ve diğer özel eşyaları ile sakal ve saç gibi beden parçaları da saklanarak korunmaktadır. Bu eşyalar çeşitli zamanlarda ziyarete açılarak önderliğin kutsanması işlemi devam ettirilmektedir. Tarihsel önemi dışında, saygıyı gerektirecek hiçbir özelliği olmamasına karşın sanki kutsallıkları söz konusuymuş gibi davranılmaktadır. Böyle yapılarak önderin ölümü sonrasında anısı ve toplumsal etkisi diri tutulmakta, kitlelerin istenilen hedefe yönlendirilmesine yardımcı unsurlar olarak kullanılmaktadırlar.
Mevcut kitleyi yönetmek ve otoriteyi sağlamlaştırmak için ölmüş önderlerin adını ve otoritesini kullanarak bir düzen tesis etmiş olanlar, yeni sorunlar ortaya çıktığında veya kitleyi uyutmaya devam etmek istediklerinde önderin söylediği söylenen sözleri ele alarak yorumlama cihetine gitmektedirler. Bu konuda peygamber sözü, veli sözü veya devlet adamı sözü olması yorumlamaya engel değildir. “Burada şunu kastetmişti.”, “Çelişki gibi görünse de bu sözü anlamak için dönemin koşullarına bakmak lazım.”, “Her ne kadar böyle söylemişse de olay şöyle gelişseydi, şunu söylerdi.”, ”Bu sözü anlamak için genele bakmak gerek.”, “Onun gibi bir insan böyle yanlış anlaşılacak bir söz söyler mi?”, “Onun yanlışı bile bizim doğrumuzdan üstündür, beklemek lazım gerçeği görmek için!”, “Biz kim oluyoruz da onun söylediği sözü yargılayabiliyoruz!” türü cümleler bizim gibi sıradan bir insan olan, ancak uygulamaları ile öne çıkmış bir kişide tanrısal vasıflar oluşturmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. Ayrıca bu sözler yorumlanacaksa da bu sözleri anlama ve açıklama yetkisi, otorite ve rant yetkisini elinde bulunduranlarındır. Herkes kendi kafasına göre anlayamaz! Zaten bu sözler dinsel kimliğe ait bir şahsiyete aitse Arapça, Hadis, Tefsir, Fıkıh, Akaid gibi dinsel bilimleri, devlet adamına ait ise Edebiyat, Tarih, Sosyoloji, Siyaset gibi bilimleri bilmek şarttır. Dolayısıyla bunlardan yoksun zavallı (!) kitlelerin ve beyinlerin anlaması da olanaksızdır!
Tanrısallaştırılarak yüceltilen önderlerin yaşam öyküleri anlatılırken dikkat çeken en önemli husus, hiçbir hatalı ve yanlış yönlerinin bulunmamasıdır. Yaptıkları her şeyin muhakkak bir mantıksal açıklaması yapılır. Yanlış gibi görülen şeylerin bize göre yanlış olduğu, aslında hepsinde bir hikmet olduğu vurgulanır. Zira bilinmektedir ki surda ufak bir gedik mahiyetinde yanlış veya hata olduğu ortaya konulursa tanrısallık zarar görecek, kitlelerde tereddüt oluşmaya başlayacaktır. Hatta bu durumu önlemek için daha da öteye gidilerek hayatındaki ilginç olaylar öne çıkarılarak mistik bir boyut oluşturulmaktadır. Önderin yaşamındaki olaylara ait tarih, gün ve çeşitli sayılar üzerinden de bir takım çıkarımlar yapılmaktadır. Sonuçta bu mistik yapı nedeniyle kişi tamamen tanrısallaştırılmakta, yaptığı her şeyin ilahi yönlendirme ile yapıldığı öne sürülmektedir. Kitleler de bunu kabul edecek durumdadır zaten. Zira genel olarak insanoğlu kendisini diri tutan düşüncelerden ziyade rahatlatan ve uyutan düşüncelere daha eğilimlidir. Sormadan ve araştırmadan kabullenmeye daha yatkındır.
Tanrısallaştırılan insanların en önemli yansıması, kendilerine ait taraftar kitlesinin oluşmasıdır. Hayatta iken kendisini seven ve yolunu benimseyenlerin olması çok doğal karşılanmasına rağmen öldükten sonra da benzer durum devam etmektedir. Ölmüş önderin ismi ve fikirleri çerçevesinde sanal kişilik merkezli taraftar kitlesi oluşmaktadır. Onu ve fikirlerini anlamak için bir araya gelen kitle, bir müddet sonra anısını yaşatmak anlamında birtakım ritüeller geliştirmektedir. Hakkında yazılan şiirler, şarkılar, makaleler başta olmak üzere çeşitli edebi eserlerle, önderlerin fikirleri ve ona olan bağlılık zirveye taşınmaktadır. Bir müddet sonra karşıt düşünceli taraftarların da gelişmesine paralel olarak, taraftarlar arasında çatışma ve ölümler yaşanabilmektedir. İlkel çağlarda uydurma tanrılara insanların kurban edilmesinin çağımızdaki yansıması da ilahlaştırılanların fikirleri uğruna insanların ölüme gitmeleridir. Bu durum göstermektedir ki güneşin altında hiç bir şey değişmemekte, sadece şekil değiştirerek yeni bir boyut kazanmaktadır.
Tüm bu bilgiler bir arada değerlendirildiğinde görülmektedir ki, ilkel din anlayışının egemen olduğu dönemlerden, bilgi birikiminin had safhada olduğu günümüze kadar insanoğlunun doğasında hiçbir değişim olmamıştır. Hayatta iken önderlere tapınma süreci, öldükten sonra da devam etmektedir. İlkel dinlerde görülen ve maddeyi tanrılaştırma süreci, ölen önderin mezarı ve fikirleri üzerinden sürdürülmektedir. İlkel insan ile çağdaş insan bu konuda aynı durumdadır. Salt bilgi düzeyinin artması ile putperestliğin ortadan kaldırılması söz konusu olmamıştır ve olmayacaktır. Putperestlikten kurtulmanın tek yolu ise bilgili ve sürekli uyanık olmak, İslam’ı Kuran sınırları içerisinde net bir şekilde anlamak ve algılamaktan geçmektedir.