TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR
İnsan ırkının Habil ve Kabil’ den başlayan, günümüze kadar süregelen ve kıyamete kadar da devam edecek olan söylediği sözler, yaptığı eylemler ve davranışlarıyla ortaya koyduğu tavra “TERCİH, SEÇİM veya SAFINI BELİRLEME” vb denir
Köşe Yazıları - 14-01-2014 15:02
İnsan ırkının Habil ve Kabil’ den başlayan, günümüze kadar süregelen ve kıyamete kadar da devam edecek olan söylediği sözler, yaptığı eylemler ve davranışlarıyla ortaya koyduğu tavra “TERCİH, SEÇİM veya SAFINI BELİRLEME” vb denir. Doğal olarak da öyle veya böyle herkes bir gün tercihlerinin ve yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirilecek veya cezalandırılacak. Bu değerlendirmeyi yapacak olan da ne O, bu, şu ne de GÜLEN, sadece ve sadece Allah (cc) dir.
Birilerinin yaptığı gibi kafamıza göre insanları cennete veya cehenneme yollama niyetinde de değiliz. Çünkü biz de değerlendirenlere değil, değerlendirileceklere dâhiliz. Biz, sadece Allah’ın bize verdiği “seçme fırsatı” nı kullanarak sözlerimiz ve eylemlerimiz ile safımızı belli etmeye çalışıyoruz. Günü geldiğinde yaratılmış her kul gibi biz de sözlerimizin ve eylemlerimizin sonuçlarıyla muhatap olacağız elbette. Biz aynı zamanda kötülükten alıkoyma ve iyiliği emretmekle de emrolunduk. Bunu da unutmuş ve her fırsatta yapmaktan da geri duracak değiliz elhamdülillah.
İşte bu niyetle bir kez daha oturduk klavyenın başına ve dilimiz döndüğünce dünün mazlumu, bugünün zalimi olanlara iyiliği emredip, onları kötülükten alıkoymaya çalışacağız. Çaba bizden takdir Allah’dan…
Namaz kılan her insanın (!) Fatiha suresinde okuduğu, “Mâliki yevmiddin İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în” ifadelerinin “yaratıcıya söz verme, teslim olma hesap ve ceza gününün mutlak gerçek” olduğunun farkında olmadığını düşünüyorum. Çünkü kendisini Müslüman-mümin olarak tanımlayan bazı kullar, “Zulüm kimden gelirse gelsin daima mazlumdan yana zalime karşı” düsturuyla hareket eder iken, günde 40 vakit Allah’a bu sözler ile hitap eden ve kendini bi b..k zanneden sözde “İslamcı” (!) küçük ilahlar ise, sırf dünyalık nimetler ve makamlar uğruna “Düşmanımın düşmanı dostumdur” zihniyetiyle kafirleri ve münafıkları kendilerine dost edinerek mazlumlara zulüm etmeyi tercih etmeye başladılar son zamanlarda.
“Oğlum kış kışlığını, puşt da puştluğunu yapmaktan geri durmaz. Sıkıntı yaşamak istemiyorsan kış güneşine aldanmaz, kışın havanın soğuk olduğunu bilir ona göre de kalın giyinirsin. Kahpe birisini gördüğünde de ona göre tedbirini alır, sırtını dönmezsin. Ama esas sıkıntı yazın ortasında kar yağması veya dost bildiğin insanın seni arkandan bıçaklayarak sana puştluk yapmasıdır. Unutma kahpeliğe dağlar bile dayanmaz” sözleriyle rahmetli babam beni defalarca uyarmasına rağmen kış mevsiminden değil de dost görünümlü kahpe puştlardan hem biz, hem de Türk milleti çok sıkıntı çekti. Görünüşe bakılırsa halada akıllanmış değiliz. Ama inşaallah bu kez “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünden ders alır ve bir kez daha aynı hataya düşmeyiz millet olarak.
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla mantığıyla İslam tarihinde yaşanmış bir süreci özetleyerek meramımı anlatmaya çalışacağım .Kıssadan hisse babında herkes payına düşeni alsın, safını belirlesin ve tercihlerinin de sonucuna da katlansın…
Bilindiği üzere Resulullah efendimizin damadı Hz.Ali (kv) mevcut ve meşru dört halifenin sonuncusudur. Hz. Ali’nin halifeliğinin son dönemlerinde Şam Valisi olan Muaviye devlete isyan etmiş ve savaş kaçınılmaz olmuştu. Hz Ali ile Muaviye arasında Sıffın'da yapılan savaş iki tarafın da üstünlüğüyle sonuçlanmayınca Hz. Ali’ye bağlı devlet güçleri içerisinde ayrılıkçı gruplar oluşmuştu. İslam tarihinde bunlara "Hariciler" denilmektedir. Bu Hariciler, Hilafetinin 6.yılında Hz.Ali'yi şehit edince devlet güçleri Hz.Hasan'a biat ettiler.
Bu durumdan rahatsız olan Şam valisi Muaviye derhal bir ordu topladı ve başkenti işgal etmek için harekete geçti. Hz. Ali’nin oğlu ve Resulullah efendimizin “evlatlarım” dediği torunu Hz.Hasan ise bunu engellemek üzere ordu topladı. Hz. Hasan ve Muaviye 2.Sıffın savaşı için karşı karşıya geldiler. Savaş esnasında Hz.Hasan'a bağlı birçok komutan, askerleriyle birlikte isyancı Muaviyenin safına geçti. Gerekçeleri ise Hz.Hasan'ın dünyalık menfaatler vaat etmemesiydi. Oysa Muaviye birçok komutana valilikler önermiş, henüz fethedilmemiş, İslam toprakların yıllık gelirlerinden bile paylar dağıtmaya başlamıştı yandaşlarına.
Bu süreçte “ İlke ve hakkaniyet ile menfaat ve vaat “arasında ikilem yaşayan birçok komutan, Hz.Hasan'a ihanet etti.
Sonuçta Hz.Hasan'ın yanında on bin civarında hilafete sadık asker kalmışken, bu vaadler sonucu Muaviye'nin ordusunun sayısı yüz bini geçti. Bu şekilde devam edecek bir savaşı Hilafet güçlerinin kazanamayacağı ortadaydı.
Bugünkü tabirle "Meşru yönetim silah zoruyla" devrilirken, Hz.Hasan şapkasını alıp gitmek yerine darbeci Muaviye ile bir anlaşma yapmayı tercih etti. Bu anlaşmaya göre Hz. Hasan yöneticiliği geçici bir süre için darbeci Muaviye'ye devredecek, fakat Muaviye ölürken yerine kimseyi bırakmayacak ve yöneticilik tekrar asıl hak sahibi olan “Ehl-i Beyt'e” devredilecekti. Bu sırada Hz.Hasan 36, Muaviye ise 70 yaşlarındaydı. Herkes birkaç sene içerisinde Muaviye'nin öleceğini ve Hz.Hasan'ın yeniden halife olacağını düşünüyordu.
Fakat rahmetli babamın da dediği gibi bir kez daha kış kışlığını puşt da puştluğunu yapmaktan geri durmadı
Muaviye defalarca Hz.Hasan'ı zehirlemek için uğraştı. Ve 669 yılında bu emeline ulaştı. Âlemlere Rahmet olan Nebi'nin "Oğlumdur" dediği Hz.Hasan, Muaviye tarafından şehit edildi.
Muaviye Hz. Hasan’ın bu şahadetinden sonra da yaşadığı 12 yıl boyunca Müslümanlara zulüm etti. Hz.Hasan ile yaptığı ve Allah'ın ismi üzere yeminleştiği yazılı anlaşmanın tüm maddelerini çiğnedi. Bununla da kalmadı Muaviye öldüğünde biraz olsun rahatlayacağını düşünen halk zalimin kendi yerine bıraktığı ve zalimlikte kendisinden de pervasız olan oğlu Yezid sayesinde yağmurdan kaçarken doluya tutuldu.
Emeviler, antlaşmayı ihlal edince Hz.Hüseyin buna tepki gösterdi. Yezid ise Hz. Hüseyin’i de bertaraf ederek babasının Hz. Hasan’dan gasp ettiği iktidarı sağlama almak istiyordu. Halkın talep etmesi ve Hz.Hüseyin'in Yezid’e karşı dik durması ve sonucunda da Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin Yezid şerefsizi tarafından alçakça şehit edilmesiyle sonuçlanan ve İslam tarihinde “Kerbela katliamı” olarak anılan kanlı ve adil olmayan alçak bir savaş(!) yaşandı.
Ve Muaviye (Emeviler) ile başlayan Hilafetin saltanata dönüştürülmesi ve bu saltanatın ne pahasına olursa olsun elde tutulmak istenmesi amacıyla Osmanlı döneminde kundaktaki bebeklerin bile katledilmesine neden oldu.
Şekil değiştirse de bu iktidar mücadelesi günümüzde maalesef halen devam ediyor ve en çok da geleneksel Müslümanlardan daha çok “ Vahiy İslam”a tabii olan Müslümanların sıkıntı çekmesine neden oluyor.
Bu nedenle bir kez daha diyorum ki;
Zaman, ben gerçek Mümin- Müslüman’ım diyenlerin Safını net olarak belli etme zamanı.
Ve ben Müslüman kimliğimle safımı net olarak belli etmek adına buradan açıkça ifade ediyorum ki;
Ben, Hz. ALİ ( Hz. Hasan ve Hüseyin) taraftarıyım. Allah’ın ve meleklerinin laneti Muaviye, oğlu Yezid ve mal, mülk, makam ve iktidar için onların safında yer alan dünün, bugünün ve geleceğin zalimlerinin üzerine olsun. (Amin)