Tüm Sektörlerin Ortak Sorunu Üniversite

  Sektörel sorunların tartışıldığı arenalarda sorunların kaynağı olarak pek çok neden ortaya konulmaktadır

Analiz - 06-10-2015 11:35

  Sektörel sorunların tartışıldığı arenalarda sorunların kaynağı olarak pek çok neden ortaya konulmaktadır. Sorunların varlığı ve çözümlerinin bağlı olduğu kurumlar üzerinden bir yaklaşım genellikle geliştirilmemektedir. Sorunların önemli bir kısmı bizzat sorunu yaşayan kitlenin kendisinden kaynaklandığı vurgulanarak, sektörün en savunmasız ve örgütsüz olan üretici veya tüketici kitlesi ön plana çıkarılmaktadır. Böylece sektörde öncü görevini gören kurum ve kişiler, kendi üzerlerindeki sorumluluğu en alt birime atarak kendilerini kenara çekme stratejisi izlemektedirler. Ülkemiz sektörlerinde yaşanan sorunların saptanması ve çözüm yolları üretilmesinde, ciddi bir problem yoktur. Bu konuda tüm kişi ve kurumlar gerçekleri dile getirme noktasında hemfikir ve gayretlidir. Asıl problem sorunların tespitinden ziyade öne sürülen çözümleri kimlerin uygulayacağı ve sorumluluk üstleneceği gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Bu konuda ülkemizdeki sektörler uzun yıllar sorunların tespiti konusunda kayda değer ilerleme sağlamıştır. Özellikle son yıllarda bilim ve teknoloji sahasındaki gelişmelere paralel bir şekilde devletçe verilen maddi destek ve katkı ile önemli aşamalar kaydedilmiştir. Ancak sorunların tespiti yanında çözümlerin ilerleme hızında beklenen ivme yakalanamamıştır. Zira sorun sahibi sektörlere çözüm ve katkı sağlayacak çalışmalarda motor kuvvet olması gereken kurum ve kuruluşlarda, beklenen düzeyde hareketlilik bulunmamaktadır. Sektörde sorun tespiti ve çözüm üretmeye yönelik olarak Üniversiteler ve Enstitüler özgül ağırlıkları kadar görev almamaktadırlar. Özellikle bilgi birikiminin yoğun olduğu ve kurumsallaşma anlamında ülkemizde öncü konumda olan üniversitelerin geri planda olması dikkat çekicidir. Üniversiteler evrensel ve güncel bilginin ülkemize ilk giriş kapısıdır. Aynı zamanda ulusal düzeyde üretilen ve evrensel paylaşıma sunulan bilginin de. Bu kadar önemli bir misyon ve konuma sahip üniversitelerin ülke sorunlarına sağladığı katkı düzeyi ise oldukça sınırlı ve sorunludur. Yeni bilgi üretme ve ulusal tabana yayma noktasında oldukça yetersiz olmaları yanında, yurtdışında sektörel bazda yaşanan gelişmişlikleri en kısa zamanda ülke içi sektörlere aktarmak amacıyla eğitim, yayım ve araştırma olanaklarını kullanma noktasında çok yetersiz kalmaktadırlar. Bu konuda üniversitelerden kaynaklanan sorunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz: 1- Sektörlere uzmanlaşmış eleman yetiştirilmemesi: İlk aşamada şunu belirtmekte büyük fayda vardır. Üniversitelerin ülke sektörlerine yetişmiş eleman sunma noktasında gayretleri bulunmaktadır. Ancak uygulamaya yönelik çalışmaların yetersizliği ve sektörlere ilgi duyacak teknik eleman oluşturma stratejisinin olmaması bu konunun önünde engeldir. Hocaların sektöre ilgi uyandıracak ve bir meslek olarak öne çıkaracak eğitim ve yayım tekniği uygulamak noktasında eksikleri söz konusudur. Öğrencilerin kapasitesizliği (!) üzerinden yapılacak bir savunma bu konuda gerçeği yansıtmamaktadır. Zira eğitimciler muhatap kitlenin beynine nasıl girileceğinin, ulusal sorumluluk ve üretkenlik bağlamında meslek sahibi olmalarının gerekliliğini öne çıkaracak yaklaşımların ve mesleği nasıl sevdireceğinin derdinde değillerdir. Ders anlatmakla öğrenciye ve ülkeye karşı sorumluluklarını yerine getirdiklerini düşünmektedirler. Oysa bireyde davranış değişikliğine yol açacak eğitim ve yayım yöntemini bilmek ve uygulamak, hocanın birincil görevidir. Bu konuda yetersiz olmaları yanında eksikliklerini giderme yönünde gayretleri de bulunmamaktadır. 2.-Kariyer edinmenin amaç haline gelmesi: Üniversitelerde hiyerarşik yapı içerisinde yükselme ve kariyer edinme temel prensiptir. Ulusal çıkarları öne çıkaracak, verimliliği artıracak, yenilikler geliştirecek ve farkındalık yaratacak uygulamalar yapmak gibi kaygı ve düşünceleri yoktur. Olanlar da arada kaynayıp gitmektedirler. Oysa üniversiteler evrensel ile ulusal bilgilerin harman edildiği yer olmalıdır. Yapılan yayınlara bir göz atıldığında, genel anlamda kariyer edinmek amacıyla ülkesel veya evrensel değerlere katkısının önemli olmadığı yayın çalışması yapmak temel ilkedir. Yayınlardan gelecek olan puan üzerinden kariyer edinmek başarının birinci koşuludur. Yayının hedef kitleye yararı olup olmadığı, uygulanabilir olup olmadığı ve teknolojik bir ürünün oluşmasına katkı sağlayıp sağlamadığı daha geri plandadır. Durum tespiti gibi kişiyi yormayan, doğrudan çözüm üretmeye odaklı olmayan çalışmalar çok yapılmaktadır. Ülke sektörleri sürekli zarar ederken, olmasa da olabilecek türden çalışmalar yaygındır. Buradan çıkacak yayınla alınacak puanlara dayalı kariyer edinmek daha önemli olmaktadır. 3-Güncel sorunlara çözüm odaklı çalışma yapılmaması: Üniversitelerce yapılan yayınlar da ayrı bir sorundur. Pek çok konuda yayın yapılmaktadır. Yapılan yayınlarda ülkede yaşanan sektörel sorunlara odaklı çözümler üretmek ana hedef değildir. Bilim dünyasına, herhangi bir ihtiyaçtan kaynaklanmayan bilgi sunmak odaklıdır. Ülke kaynaklarının salt bu amaçla kullanılması büyük kayıptır. Yoğun bilgi, emek, dikkat ve çalışma gerektiren çalışmalardan uzak durulmakta, yayına esas teşkil edecek basit bir çalışma ile zaman, emek ve kaynaklar heba edilmektedir. 4-Sorunlardan ziyade puana yönelik yayın yapılması: Yayınların evrensel bilim dünyasına sunulmasında da büyük sorun vardır. Yayınlarda temel amaç bir sorunu çözmek ve çözümü en kısa zamanda tabana yaymak olmalıdır. Salt hobi veya kariyer olsun diye yapmamak, ekonomiye katkı sağlayacak şekilde çalışmak esastır. Ancak ülkemizde dünya standartlarında araştırma ve yayın yapılsa dahi ülkemizin ilgili sektörüne bu yayının erişmesi olmamakta, ya da yıllar almaktadır. Oysa bu çalışmaları yapan bilim adamları ulusal sorumluluk bilinci içerisinde ülkemiz teknik elemanlarına ve sahaya yönelik bir yayın hazırlamaları sonucunda, araştırma ve yayının gerçek sahiplerine de katkı sağlayarak ülkemize dönüşü olacaktır. Ne yazık ki üniversitelerimizde çalışma yapan bilim adamları kariyer, puan veya maddi getiriye yönelik olmayan bu tip yayınlara ilgi göstermemekte, bu halkın parasıyla yaptığı çalışma sonuçlarını kendi halkından ziyade sadece yurtdışı ile paylaşmaya hasretmektedir. Bu gün sektörlere yönelik yayın yapan dergilerin, yayın sıkıntısı çekmesinin altında bu gerçek yatmaktadır. Tamamen ilgili sektöre gönüllü olarak bilgi sunmak amacıyla çıkan dergiler, bilginin anavatanı olan üniversiteler tarafından ilgisiz bırakılmaktadır. 5-Sektörel sorunlarının çözümüne aktif katılımda bulunulmaması: Üniversite hocalarının önemli bir bilgi birikimi ve yurtdışı deneyimine sahip olması, sektörel politikayı yönlendirecek vizyonu bulunması nedeniyle, yapılan sektörel toplantılara sürekli olarak davet edilmesi doğru bir yaklaşımdır. Bu konuda sektör paydaşlarının hassasiyeti takdire şayandır. Sektör mensuplarının ve temsilcilerinin her şeye rağmen bu saygıyı kaybetmemesi de ulusal hasletlerimizdendir. Ancak toplantılara başkanlık eden veya katkı sağlayan hocaların önemli bir kısmının yıllardır aynı şeyleri sürekli olarak tekrar etmesi, sorunların çözümüne yönelik eylemsellik içerisinde bulunmaması, üniversite ve diğer olanakları sorunların çözümüne yönelik olarak kullanmaması, sorumluluk gerektirecek olaylarda mümkün olduğu kadar arka planda kalmaları büyük handikaptır. Ülkemiz sektörleri büyük bir darboğazdan geçerken mümkün olduğu kadar sorumluluk alarak hareket etmeleri gerekmektedir. Ancak toplantılarda salt akıl ve bilgi verici olmaları sorunu çözmemektedir. Ellerine kaynak ve imkân geçtiğinde bu sorunların çözümüne yönelik proje ve çalışmalarda görev almaları, önceliği sektörlerin birincil sorunlarına vermeleri atılacak en önemli adımdır. Ne yazık ki bu adım çoğunlukla atılmamaktadır. Sektör temsilcileri de her toplantıya ümitle katılmakta, sorunun kaynağının kendilerinden kaynaklandığı sonucuyla dersini almaktadır. 6-Eğitim çalışmalarında aktif ve yaygın görev alınmaması: Sektör çalışanlarının eğitimsizliğini sorun kaynağı olarak gören üniversite temsilcileri bu konuda da kenarda durmakta, eğitimi başkalarının yapmasını veya kendilerine iyi bir kaynak aktarıldığı takdirde ise lütfedeceklerini vurgulamaktadırlar. Bedeli olmayan bilginin değersiz olacağı gerçeğini vurgulamakta haklı olmakla birlikte, ulusal fedakârlık gerektiği noktada yeterli duyarlılık göstermemektedirler. Uygulamalı eğitimlerde ise bu sıkıntılar daha fazla yaşanmaktadır. 7- Hedef kitleye uygun yayım dili kullanılmaması: Üniversite hocalarının verdiği eğitimlerde yaşanan en büyük sıkıntılardan birisi de kullandıkları terminolojidir. Muhatap kitleyi dikkate almayarak ve Jakoben bir tavırla konuları anlatmak hiçbir zaman karşılığını bulmamaktadır. Sırf egosunu tatmin etmek görüntüsü veren bu yaklaşımlar eğitim ve yayımın temel ilkeleri ile de ters bir davranıştır. Oysa eğitimler ve konuşmalardan amaç bir derdi çözmek, kitleye mesaj vermek ve ele alınan konu bakımından bir davranış değişikliği oluşturmaktır. Bu amaca hizmet etmeyen bir yaklaşım ne kadar doğru, bilimsel ve bilgi dolu olsa da boşuna uğraş olmaktadır. Bu nedenle sektöre yönelik toplantılarda bilgi verecek veya kaleme alacak olan hocaların eğitim ve yayımın temel ilkeleri bakımından donanımlı olmaları olmazsa olmaz koşuldur. 8-Kaynakların kullanıldığı oranda ulusal fayda üretilmemesi: Ekonominin temel prensibi olan harcama karşılığı ede edilen fayda prensibi bağlamında üniversitelerde yapılan çalışmalara baktığımızda muazzam bir uçurum olduğu görülmektedir. Kaynaklar kısa vadeli kişisel beklentiler uğruna kullanılmakta, ulusal fayda dikkate alınmamaktadır. Kaynakları veren kurumlar ise paranın ve çıktının takibini yapmamaktadır. Bu konuda üniversitelerin kullandığı kaynaklar ve uygulamada karşılığını bulmayan çalışmalar oldukça fazladır. 9-Kurumlar arası çatışmalara meydan verilmesi: Üniversiteler gerek kariyer sahibi eleman istihdamı gerekse toplumsal katmanın üstünde bulunan kitleyi içerdiğinden, eleştiri etkisi oldukça yüksek olmaktadır. Kendi içsel çekişmeleri yanında, ilgili sektörlere de kıyasıya eleştiri üreterek çatışmaya girmektedirler. Özellikle kamu kurumlarına karşı acımasız olan bu yaklaşım, rantın önemli bir miktarını elinde bulunduran özel sektöre karşı daha yumuşak, anlayışlı ve ortak payda oluşturucu şekilde olmaktadır. Bu çifte standart sektörler arasında karşılıklı önyargı ve soğukluğun gelişmesine neden olmaktadır. Rantı sağlayan sektöre karşı daha anlayışlı olan üniversite camiası, kamu kurumlarına ve personeline karşı daha kırıcı ve eleştirel olabilmektedir. Bu durum da daha sonra yapılacak olan çalışmalarda kurulacak olan köprülerin ve ortak paydanın zayıf olmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla yapılacak araştırma ve eğitim çalışmaları da bu durumdan çok olumsuz etkilenmektedir. 10-Yeni personelin sektörel sorunlar yerine kişisel bakış açısına göre yönlendirilmesi: Sektöre araştırmacı, lisans veya lisanüstü çalışması yaparak girecek yeni personelin yönlendirilmesi önemli bir olaydır. Ülkesel kaynakların sorunların çözümüne odaklı alanlarda kullanılması yanında insan faktörünün de en etkili olacağı yerde kullanılması gerekmektedir. Ancak üniversite camiasında çalışma konusunun seçiminde genellikle hocanın kişisel yaklaşımına göre yönlendirme yapılmaktadır. Güncel sorunların üzerine gitmek yerine daha basit ve uygulanabilir, jürilerde sorun çıkarmayacak konuların seçilmesi prensip olarak ele alınmaktadır. 11-Kaynakların etkin kullanılmaması: Üniversitelerde ülke sorunlarını araştırmak amacıyla verilen kaynakların önemli bir kısmı verilen projeye ait giderlerde kullanılmamakta, bir takım hobi sayılabilecek konulara harcanmaktadır. Bütçe oluşturulması esnasında rasyonel bir bütçeden ziyade kafalarda kurulmuş olan ancak projeyle de ilişkilendirilerek harcaması kolaylaştırılan ödenekler kullanılmaktadır. Sonuçta ülke sorunlarının çözümüne yönelik aktarıldığı söylenen ve kayıtlara geçen kaynaklar heba edilmektedir. Sonuç itibariyle ülkemiz üretim sektörlerinde pek çok sorun bulunmaktadır. Sorunların hepsi bilinmekte, çözüm yolları konusunda ülkesel anlamda ortaya konulmuş bir eylem planı olmamakla birlikte sektörel paydaşlar arasında plan oluşturulabilecek potansiyel bulunmaktadır. Önemli olan bu konuda etkin bir liderlik ve organizasyon sağlanmasıdır. Üniversite de bu süreçte çok önemli bir misyonu üstlenecek pozisyondadır. Ancak ülke insanının doğasından kaynaklanan bireysellik ve aşırı özgürlük tutkusu, bir araya gelme sürecini olumsuz etkilemekte, güçlerin birleştirilerek sektörlerde sinerjinin oluşmasını engellemektedir. Sektörün tüm paydaşlarının yaşanan olumsuzluklarda etkisi olduğu gibi, çözüme odaklanma konusunda da sorumluluğu vardır. Bu anlamda ülkemizin bilgi birikiminin motor kuvveti olan üniversitenin bu bilgiyle doğru orantılı ulusal sorumluluk ve bilinç duyarak, sorunların çözümünde aktif rol almanın dinamiklerini oluşturması kaçınılmazdır. Bunu sağlamak için, salt konuşmak ve basit çalışmalarla ülkesel kaynakların ve zamanın ziyan edilmesine son vermelidir. Sorumluluğu diğer kurumlara atarak kurtulmak yerine aktif rol alıp yönlendirici ve iş bitirici olmaları gerekmektedir. Bu anlamda üniversitelere büyük görev düşmektedir. Yerine getireceği görev oranında da sorumluluğu ve övüneceği başarının düzeyi de artacaktır.
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın