Üstad Necip Fazıl'ın Gözünde Süleyman Hilmi Tunahan

Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Cumhuriyet döneminin en önemli İslam âlimlerinden Süleyman Hilmi Tunahan’ı, inançları uğruna ağır bedeller ödeyen bir "din mazlumu" ve kâmil bir mürşid olarak derin bir saygıyla anıyor.

Köşe Yazıları - 15-08-2026 14:28

İki tarihi şahsiyet, aynı manevi davanın farklı cephelerinde mücadele ederken; Tunahan Kur'an kursları vasıtasıyla İslami nesli yetiştirme gayretine, Necip Fazıl ise bu neslin siyasi ve fikri zemini olan Büyük Doğu vizyonuna odaklandı.

SİYASİ MÜCADELE VE KUR'AN EĞİTİMİ

Necip Fazıl, Tunahan’ın mücadelesini Nakşibendi geleneğinin devamı ve İslami eğitimin kalesi olarak değerlendirdi.

Üstad’ın savunduğu merkezi ve siyasi İslam anlayışına kıyasla, Tunahan'ın metodu siyasetten ziyade cemaat yapılanması ve Kur'an öğretimi etrafında şekillendi.

Kısakürek hatıralarında bu durumu, "Onlar Kur’an kurslarıyla meşgul, fakat İslam’ın cemiyet ve devlet nizamını kurma davasından uzak" sözleriyle ifade etse de; bu yaklaşım bir küçümsemeden ziyade, misyon ve vizyon farklılığının bir tespitiydi.

Üstad, bu farklılığa rağmen Tunahan'ın yetiştirdiği gençliği "üzerlerine tek kir bulaşmamış, yeni iman neslinin en saf damarlarından biri" olarak tanımladı.

Son Devrin Din Mazlumu Ve Çileli Yıllar

Tek parti döneminden Demokrat Parti yıllarına kadar uzanan süreçte ağır baskılar gören Tunahan, Necip Fazıl’ın ölümsüz eseri "Son Devrin Din Mazlumları"nda destanlaştırdığı sembol isimlerin başında geliyor.

1939'da Birinci Şube'de gördüğü işkenceler, 1957'deki asılsız "Mehdilik" tertibiyle Kütahya'ya sürülmesi ve vefatının ardından Fatih Camii'ne defninin engellenerek cenazesine bile müdahale edilmesi, eserde tüm çıplaklığıyla tarihe not düşüldü. Necip Fazıl, onu İskilipli Atıf Hoca ve Şeyh Esad Erbili gibi isimlerle aynı safta, örnek bir dava adamı olarak konumlandırdı.

SÜLEYMANCILIK İTHAMLARINA KALKAN

Kurulan Kur'an kursu ağının "Süleymancılık" adı altında hususi bir doktrin veya hizipçi bir yapı gibi yansıtılmasına en net cevaplardan birini yine Necip Fazıl verdi.

Kısakürek, bu ocakların Ehl-i Sünnet'i koruma merkezi olduğunu vurgulayarak, dışarıdan yöneltilen ithamları "çekememezlik ve gayenin İslam olmaması" ile açıkladı.

Diyanet camiası içinde bu genç hizmet ordusunu tasfiye etmeye yönelik iftiralara karşı, Tunahan'ın talebelerinin her türlü yozlaşmaya karşı aşılmaz bir set olduğunu savundu.

Büyük Doğu'ya Verilen Maddi Ve Manevi Destek

İki büyük isim arasındaki bağ, salt fikri takdirle sınırlı kalmadı. 1946 yılında Kemal Kaçar vasıtasıyla başlayan temas, zorlu yıllarda somut bir dayanışmaya dönüştü.

Süleyman Hilmi Tunahan'ın vaizlik maaşından Büyük Doğu dergisine maddi destek sağladığı, hatta satılan bir mülkün gelirinin derginin neşriyatı için Üstad'a gönderildiği tarihi kaynaklarda yer alıyor. Bu vefa, medrese ile fikriyat cephelerinin birbirini nasıl tamamladığının en açık örneği oldu.

Toptancı Zihniyetten Uzak Durulmalı

 

Bugün gelinen noktada, Kur'an'ı öğretmek için varlığını feda eden Süleyman Hilmi Tunahan'ın tertemiz mirası ile; bu mirası yozlaştırarak diğer Müslüman çevrelere düşmanlık güdenleri birbirinden ayırmak hayati önem taşıyor.

Toptancı bir mantıkla koca bir camiayı hedef almanın doğuracağı tehlikelere dikkat çekilirken, devlet aklının ve hükümet yetkililerinin bu ince çizgiyi gözeterek haksız genellemelere mahal vermeyeceğine inanılıyor.

Cumhuriyet devrinin bu büyük İslam kahramanını doğru anlamak isteyen yeni nesiller için, Necip Fazıl'ın "Son Devrin Din Mazlumları" eseri benzersiz bir rehber olmaya devam ediyor.

Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı