Yaşamın Temel Belirleyicisi

Her bilim adamının çalıştığı konu, toplumsal ve bireysel davranışları analiz etme konusundaki bakış açısını da belirlemektedir

Köşe Yazıları - 16-06-2012 13:23

Her bilim adamının çalıştığı konu, toplumsal ve bireysel davranışları analiz etme konusundaki bakış açısını da belirlemektedir. Olayları algılarken, analiz ederken ve yorumlarken kullandığı argümanlar çalışma konusunun kapsamından çıkamamaktadır. Makine mühendisi olaylara hep mekanik açıdan ve makine örneği ile yaklaşır. Tıp doktoru ise her şeyi insan vücudu gibi algılar ve analiz eder. Bu kaçınılmaz bir süreçtir. Mevcut koşullarda doğru olan da budur. Ancak her sistemin bir açmazı olduğu gibi bu bakış açısının da bir takım sorunları bulunmaktadır.
 
 
İnsanlık tarihine baktığımızda toplumu ve olayları analiz eden bilim adamlarında bu yaklaşımlara pek çok örnek bulunmaktadır. Bunların içerisinde en çok öne çıkan ve çağımız düşünce sistemlerini de etkileyenler bulunmaktadır. Ünlü psikolog Sigmund Freud toplumsal ve bireysel olay ve ilişkileri analiz ederken uyguladığı yöntem sonucunda çarpıcı yorumlara ulaşmıştır. Temelinde Oidipus ve Elektra Kompleksi gibi ilginç ve birçoğuna göre de saçma olarak algılanabilen yaklaşımları içeren bakış açısı. Bu bakış açısına göre özetle, yaşadığımız tüm olayların temelinde cinsel olay ve deneyimler belirleyici olmaktadır.
 
 
Yine ekonomist Karl Marks olaya daha farklı bir bakış açısı getirmektedir. Ona göre de hayatın temeli ve belirleyicisi ekonomik çıkar ilişkileri olup altyapı olarak nitelediği ekonominin üstyapı olarak nitelediği sosyal, siyasal, kültürel ve dinsel tüm olguları belirlediğine vurgu yapmıştır. Son yüzyılda dünyaya damgasını vuran bu düşüncelere karşı köklü bir başkaldırış, kökenine bakılmaksızın dinsel çevrelerden gelmiştir. Hayatın temeline Tanrı ve onun gönderdiği dini koyan bu bakış açısı Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam dininin ortak paydası haline gelmiştir. Diğer felsefi bakış açılarının dini yadsıyan ve dışlayan yaklaşımlarına, karşı çıkmak anlamında ortak sayılabilecek bir duruş sergilemişlerdir. Ancak bu karşı çıkış da öncekilerin yaptığı toptan ret ve dışlama mantığı hatasını içermektedir. Bu durumda gerek cinselliği ve ekonomiyi temel alan gerekse dini temel alan görüşler aynı hatayı işlemektedirler. Hayatı kavrama ve anlama noktasında fikir çalışması yapan bilim ve din adamlarının birbirini dışlayan bir şekilde çalışma yapacaklarına, birbirlerini anlama, tamamlama ve düzeltme noktasında bir araya gelmeleri sorunun çözümüne daha çok katkı sağlayacaktır.
 
 
Aynı olayı birbirine zıt şekilde bu kadar farklı algılayan din veya düşüncelerin hangisi doğrudur. Veya hangisi yaşamı daha iyi anlamakta ve ifade etmektedir. Bir parti veya futbol takımı tutar gibi öne sürülen dinsel veya düşünsel bakış açıları içerisinden birisini seçmek durumunda kalmak yapılabilecek ilk ve en önemli hatadır. Ne yazık ki geçmişte veya günümüzde insanların karşı karşıya olduğu durum da budur. Freud’un her söylediğinin yanlış, Marks’ın her analizinin hatalı, Darvin’in her çıkarımının kasıtlı, tüm dinlerin Tanrı merkezli bakış açısının yanılgı olarak değerlendirilmesi işi çıkmaza sokmaktadır. Oysa gerçek bir bakış açısı, kendisini haklı çıkaracak somut bir takım kanıtlara dayanmak durumundadır. Sorun bu kanıtların yorumlanması ve bu yorumların kurumsal bir şekle sokulmasından kaynaklanmaktadır. Sonuçta elde edilen kanıtların yanlış olabileceği veya aynı kanıtların farklı bir şekilde yorumlanabileceği gibi olasılıklar göz ardı edilmektedir. İşte asıl sorun bu noktada başlamaktadır. Hatta yapılan yorumlar sonucunda ya Tanrının varlığı inkâr ediliyor ya da dine aykırı veya aykırı gibi görünen bir sonuca ulaşılıyorsa, bu da diğer tarafın karşı çıkışının temel noktasını oluşturmaktadır. Bundan sonraki süreç de genellikle kör dövüşü veya taraftar toplama şeklinde devam etmektedir. Nihayetinde bir gerçeği öğrenmek için yapılan çalışmalar, gerçeğin algılanmasının ve öğrenilmesinin önünde engel oluşturmaktadır.
 
Toplam kabul veya ret olgusu, her koşul ve zamanda hatayı barındırmaktadır. Bu nedenle bilimsel düşünen bireylerin bu hataya düşmemeye özen göstermeleri, aynı zamanda bilimsel bir sorumluluktur. Öne sürülen görüşlerin ne derecede doğruluk payı içerdiğinin saptanması, doğruların alınarak, yanlışların gerekçelerinin ortaya konulması en sağlıklı yaklaşımdır.
 
Ne Freud, Marks, Darvin gibi bilim adamlarının öne sürdüğü yorumlar ne de Tanrı ve din temelli bakış açıları tamamen yanlıştır. Aslında hepsi gerçeğin bir kısmını barındırmakta ve öne çıkarmaktadır. Yanılgıları ise elde ettikleri kanıt ve özellikle de yorumları hayatın tamamı olarak görmeleri, kendi bakış açılarının dışında da gerçek olabileceğini kabullenmemelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa temel paradigmaları sabit olmakla birlikte, gerek bilimsel bakış açısı gerekse dinsel bakış açısı, kanıtlar başta olmak üzere zaman ve mekân faktörlerine bağlı olarak değişebilmektedirler. Her iki taraf da bu değişkenliği bilmek ve yaşamak durumunda olmasına rağmen birbirleri ile mücadele edip taraftar toplarken bu durumu göz ardı etmektedirler. Zaman içerisinde kanıt ve yorumlarda değişiklik olduğunda ise ne yazık ki derenin altından çok su akmıştır. O güne kadar değişmez gerçekler gibi inanılan pek çok şeyin değiştiğini görenler hayal kırıklığı yaşamaktadırlar. Ve bu hayal kırıklığının en ağır olanını da öte dünyaya inanan veya inanmaya başlayan bireyler yaşamaktadırlar.
 
 
Bu hayal kırıklığını yaşamamamın en doğru yolu ise olayları değerlendirirken, yorumlar üretirken mümkün olduğu kadar kuşatıcı, derinliğe sahip, önyargısız, karşı tarafı anlamaya çalışan, art niyet olmadan yanaşmaktır. Günümüzde geldiğimiz noktada pek çok insanın Freud’u, Marks’ı veya diğerlerini haklı çıkaracak bir yaşam içerisinde olduğu bu bilim adamlarının hayatın bir yönünü gösterme de haklılığına işaret etmektedir. Ayrıca din adamlarının yorumladığı ve savunduğu Tanrı ve din merkezli bir dünya algısının insanlığın ne kadar gereksinimi olduğunu ve yaşandığında bunların da hayatın sarsılmaz bir gerçeği olduğunu da görmekteyiz. Doğru olan ise, her bir tarafın söylemiş olduğu gerçeklerin hayatın birbirinden ayrılmaz önemli bir parçası olduğu ve bu parçaları birleştirerek hayatın tamamını doğru ve tam olarak algılamaya başlayacağımızdır.
 
Günün Diğer Haberleri