Babamın Bıraktığı Ülkede Değişenler

Mehmet Ali Çamoğlu

12-08-2026 18:49

Eskiden Hastaneler Rehindi…

BİR: Cumhuriyet Meydanı’ndaki doktorun yazıhanesine gidip vizite ücreti bayılma devri bitti. İKİ: Muayene olmak için torpil, hastanede sedye kapmak için referans kartı arama rezilliği tarih oldu. ÜÇ: Rehin kalan hastalar, kuyrukta bekleyen sağlık karneleri, eczane önü çileleri artık yok. DÖRT: En acısı da neydi biliyor musun? Hastanede ölülerimiz rehin kalırdı be! Hastane yönetimine senetle borçlanıp imza atınca ancak cenazemizi, hastamızı alabilirdik. İşte bu kapkara devir bitti. Şimdi T.C. numaranı söylüyorsun, ister devlet ister özel hastane, tıkır tıkır işini görüyorsun. Yiğidi öldür, hakkını ver.

KÖY MEYDANINDA HELİKOPTER PİSTİ

Babamı kalp hastasıyken Ankara’ya yetiştirmek için ne acılar çekmiştik. Köye gitmeye korkardı; çünkü köye gitmeye yol yoktu, ne ambulans gelirdi ne araba gelirdi ne de doktor vardı! Çaresizlikten Samsun merkezde çakılı kalmayı tercih ederdi. Şimdi ne mi oldu? Bizim köye sadece ambulans gelmiyor, köyün tam ortasına helikopter pisti yapıldı helikopter! Üstelik bu sadece Samsun’da değil; doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde her yerde böyle. Büyük iş mi? Sonuna kadar büyük iş.

KARALASTİKTEN OKUL SERVİSİNE

Biz ilkokula giderken kitap bulmak ayrı bir dertti, para bulmak ayrı bir dert. Karda kışta ayağımızda karalastikle yollara düşerdik. Şimdiki çocuklara bakıyorum; kitaplar devletten bedava, okul servisi kapıdan alıyor, kapıya bırakıyor. Çeyrek asırda köprünün altından çok sular aktı, yalan yok.

EKMEĞE SAYGIYI KAYBETTİK

Gelelim madalyonun diğer yüzüne... Anacığım yolda bir mısır tanesi bulsa, “Hayvan mı düşürdü nedir” der, ağzına atıp çiğner, şükrederdi. Bugün ise o mısırdan, buğdaydan yapılan taptaze, bembeyaz ekmekler daha bölünmeden çöpe fırlatılıyor. Bir tarafta hâlâ ekmeğe muhtaç insanlar var, milyonlarca ekmek çöplükte. Kusura bakmayın ama bu lüks, bu israf bizi çarpar. Ekmeğe saygıyı kaybettik biz.

BU ÜLKENİN HAİNİ DE BİTMİYOR ÇALANI DA

Her şey değişti ama bir şey hiç değişmedi: Bu ülkenin haini, čalanı, čırpanı asla bitmiyor. Şehirleri yönetsin diye iki günlüğüne kart verip denediğimiz adamlar, daha şehri yönetemeden ülkeyi ele geçirmeye yelteniyor. Çıkarları ters düşen siyasi yoldaşlar birbirini ihbar ediyor, itirafçı oluyor. Bir bakıyorsun, en konuşması gereken yerde adamlar “ne şiş yansın ne kebap” modunda bukalemun gibi renk değiştiriyor. Yazıklar olsun.

İSTANBUL’U YÖNETEMEYEN ÜLKEYE TALİP OLURSA

Bu ülkeyi yönetmenin sınavı, önce İstanbul’u yönetmekten, Ankara’yı yönetmekten, ana muhalefet partisini düzgünce yönetmekten geçer. E ne oldu şimdi? İstanbul’u yönetsin diye verdiğimiz o yetki, o muazzam güç nereye gitti? Allah aşkına soruyorum: İstanbul’un hangi kronik sorunu çözüldü? Hani o ballandıra ballandıra anlatılan vaatler? Sen daha İstanbul’u layıkıyla yönetememişken, kalkıp koskoca ülkeyi yönetmeye talip oluyorsun. Kusura bakma ama yemezler!

MANSUR YAVAŞ VE DUT YEMİŞ BÜLBÜL MODU

Gelelim Ankara’ya ve Mansur Yavaş’a... Orada da durum içler acısı. Karşımızda her zamanki gibi hiç renk vermeyen, suya sabuna dokunmayan bir belediye başkanı var. Yahu senin koskoca ana muhalefet partin resmen üçe bölünmüş! Bir tarafta Kılıçdaroğlucular, bir tarafta Özelciler, diğer tarafta İmamcılar... Ortalık yangın yeri, partinin içi darmadağın, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor.

İnsan sormadan edemiyor: Ey Mansur Yavaş! Sen hangi taraftasın? Nerede duruyorsun? Rengin nedir senin? Çıkıp iki kelime etsene! Ama yok... O yine bildiğimiz taktikle pusuya yatmış, doğacak siyasi boşluğu doldurma hesabıyla pusuda bekleyen bu suskunluk tarzı da artık kabak tadı verdi.

DİĞER BELEDİYELERİ HİÇ SAYMIYORUM BİLE

İstanbul'u ve Ankara'yı anlattık, diğer muhalefet belediyelerini ise hiç saymıyorum bile! Onların durumunu konuşmaya kalksak kelimeler yetmez. Bazı belediyelerin yönetimindeki rezillikler, kapalı kapılar ardında dönen rüşvet çarkları, binalarında patlak veren o fuhuş skandalları ve ahlaki çöküş haberleri gazete manşetlerinden düşmüyor be! Diğer şehirlerdeki o beceriksizlikleri, o hizmetsizlikleri, o rüşveti ve ahlaki yozlaşmaları görseniz zaten insanı siyasetten soğutur, adamı canından bezdirir! İstanbul ve Ankara makyajla durumu kurtarmaya çalışırken, diğer belediyeler resmen dökülüyor, tel tel çürüyor. Halkı hizmetsizliğe, pisliğe ve çamura mahkum eden o yerel yönetimlerin başarısızlığı artık üstü kapatılamayacak kadar ayan beyan ortada.

ANA MUHALEFETİN İBRETLİK KOLTUK SAVAŞI

Gelelim ana muhalefete: Daha düne kadar baş tacı ettikleri, yere göğe sığdıramadıkları o eski genel başkanlarını, menfaat çatışması başlayınca bir gecede "hain" ilan ettiler be! Koltuk için, güç için birbirlerine girdiler. Şimdi sormak lazım: Siz bu necip milleti ne zannediyorsunuz? Halkın tüm bu dönen dolapları, bu samimiyetsizliği, bu ayak oyunlarını görmediğini, anlamadığını mı sanıyorsunuz? Vallahi yanılıyorsunuz. Bu halk aptal değil; her şeyi görüyor, her şeyi tek tek not ediyor!

HÜKÜMETE VE O SAĞIR YETKİLİLERE NET UYARI

Gelelim madalyonun asıl can yakıcı tarafına, yani bugün ülkeyi yöneten hükümete ve her yönetimde olan o kibirli yetkililere... Koltuğa oturana kadar önümüzde kırk takla atanlar, o makam kartını cebine koyup iktidar nimetine kavuştuğu an anında kör, anında sağır kesiliyor! Milletin derdini, feryadını duymazdan geliyorlar.

Buradan o yetkililerin hepsine açıkça sesleniyorum: Reis'in o meşhur meydan okumasında dediği gibi; eğer yorulmuşsanız, bu milletin dertlerini çözmek yerine kendi koltuğunuzun derdine düşmüşseniz, derhal kenara çekilin! "Nasıl olsa Reis var, arkamızda bizi zorlayan başka güç yok" diyerek kendinizi salmayın! Bu rehavet, bu kibir, bu umursamazlık sizi bitirir.

Mevcut yetkililer, o kibirli koltuklardan bir gün mutlaka ineceksiniz! Ve şunu hiç unutmayın: İnerken, o yukarı hırsla tırmandığınız merdivenlerden tam olarak aynı şekilde aşağı ineceksiniz! Eğer halka tepeden bakmaya devam eder, yarın o koltuklar altınızdan kaydığında milletin içine çıkacak yüzü kendinizde bulamazsanız vay halinize... Kendinize gelin! Siz bu halkın içinden çıkan, onun bağrından kopan insanlarsınız! Eğer bu millete sırtınızı döner, dertlerine kulak tıkarsanız, vebali boynunuza olur; o zaman bu topraklarda başınız dik bir şekilde yaşamak artık size zor gelir, nefes alamazsınız! Kendinizi salmayı bırakın ve bu halkın problemlerini derhal çözün!

BİZİM ÇOCUKLARI PARA MAKİNESİ GÖRDÜLER

Çocuklarımızı özel okullara verdik. İyi eğitim alsınlar, vatanını, milletini, dinini diyanetini öğrensinler dedik. Ne yaptılar? Yıllarca paralarımızı sağdılar. Kendi ideolojilerine köle edemedikleri, kendi çıkarlarına hizmet ettiremedikleri bizim temiz çocukları sadece ve sadece birer "para makinesi" olarak gördü bu vicdansızlar! Ne zaman ki o çocuklardan kendi hain emelleri için istifade edemeyeceklerini anladılar; işte o an hepsini tek kalemde defterden sildiler, gözünün yaşına bakmadılar.

DİNLER ARASI DİYALOG DİYE GÖZÜMÜZÜ BOYADILAR

Üstelik tüm bunları yaparken yıllarca "dinler arası diyalog" dediler, hoşgörü dediler, öyle süslü laflarla gözümüzü boyadılar ki gerçeği göremedik. Devletin içinde paralel devlet kurup ülkeyi peşkeş çekmeye kalktılar. “Allah katında tek din İslam’dır” ayetini, sözde din adına hiçe sayıp Hristiyan ve Yahudi dünyasına şirinlik muskası dağıttılar.

NE YAPARSAN YAP YARANAMAZSIN!

Gelelim en acayip gerçeğe: Bu ülkede ne yaparsan yap, ne kadar iyi şeyler ortaya koyarsan koy, asla memnun olmayan bir grup var. Ve bu kitle her zaman yüzde elliye yakın bir oranda çakılı kalıyor. Ağzınla kuş tutsan yaranamazsın. Gerçi çok da şaşırmamak lazım... Kendisini hiç yoktan var eden, can veren, rızık veren Yüce Allah’tan bile razı olmayan, O’na bile şükretmeyen insanlar var bu dünyada. Yaradan’dan razı olmayıp şükretmeyen kul, kulun yaptığı hizmetten razı olur mu? Olmaz.

Son söz: İmkanlar arttı, dünya değişti ama ahlak, sadakat ve şükür sınavında sınıfta kaldık.

Selam ve Dua ile...

DİĞER YAZILARI At Yalanı, Al Beğeniyi 01-01-1970 03:00 Hacı bayram veli camii’nde siyaset, vatandaşın göğsüne uçan tekme! 01-01-1970 03:00 Kalp Aynasını Cilalamak: Kaptan, Rota Ve Büyük Vuslat 01-01-1970 03:00 Batı’nın Dijital Vebalı 01-01-1970 03:00 Vitrin Siyaseti, Omurga Sınavı Ve Milletin Son Resti 01-01-1970 03:00 En büyük yatırım nedir! 01-01-1970 03:00 Ecel Ne Yaş Dinler Ne Sıra: Bir Soda Şişesindeki Büyük Sır 01-01-1970 03:00 Çöpteki Ekmek, Raftaki Vicdan ve Kaçan Bereket 01-01-1970 03:00 İsimleri Unutuldu, Faturası Baki Kaldı 01-01-1970 03:00 Bir Dervişin Alın Teri, Bir Esnafın Kibri 01-01-1970 03:00 Haram Lokma ve Kayıp Nesiller 01-01-1970 03:00 Çekilin yoldan, mazeret şampiyonları geliyor! 01-01-1970 03:00 Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler 01-01-1970 03:00 Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı 01-01-1970 03:00 Rehberden Silinen Her Numara, Taştan Silinen Bir Yazı 01-01-1970 03:00 Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl 01-01-1970 03:00
haber yazılımı