Bile’den de İncinir Karınca

Elif Ekşi

18-08-2026 19:12

"Bile"den de incinir "karınca" cümlesindeki karıncayim ben…

Sırtımda, dağların bile kaldıramayacağı bir vebalin, koca bir sabrın yükü vardır; ama bilirim ki benim asıl imtihanım, üzerime basılan devasa çizmelerin ağırlığı değil, o adımların sahiplerinin kalplerindeki nasırdır.

​Ben ki narin bir dokunuşla bile ruhu un ufak olanların, rüzgârın bile hoyratça çarpmaya kıyamadığı bir canın sahibiyim. Bir "ah" derim, gökkubbe sarsılır; lâkin o "ah" sesimi duyan olmaz. Dilim yok ki bağırıp isyan edeyim, sesim yok ki bu kör kuyuya basanlara "dur" diyeyim. Ben ancak ezildikçe çoğalan, sustukça derinleşen bir kederin en sessiz tanığıyım.

​Kendi gövdemden ağır ne varsa taşıdım ömrümce; yarım kalmış sevdaları, söylenmemiş cümleleri ve inceden inceye sızlayan o eski haksızlıkları... Ve her defasında, üzerime basıp geçenlere kahrımı değil, yine kendi acımın zarafetini kondurdum. Çünkü ben karıncayım; nazik yaraların, en derin suskunlukların ve çiğnendikçe çoğalan o ezeli mağlubiyetin ta kendisiyim.Derin bir tenhalığın içinde, kendi sesine bile yankı arayan o narin sığınağın ta kendisiyim.

​Ruhumun cidarı o kadar ince, kalbimin kapısı o kadar yorgun ki.. Ben, ömrünü çiğnenmemek için değil, çiğnense bile ses çıkarmamaya adamış bir zedelenmişlikler yurduyum sanki. Bir nazar, hoyrat bir bakış, hatta rüzgârın bile biraz fazla sert estiği anlar, varlığımın köklerine saplanan paslı birer bıçak gibi keser beni.

​Etrafımdaki devasa dünyada herkes kendi kibrinin zırhıyla yürürken, ben sırtımda görünmez bir hassasiyet dağını taşıyorum adeta. Herkesin âlemde bir gücü, bir kalkanı, bir taştan duvarı vardır; benimse tek sermayem, en ufak bir haksızlık karşısında un ufak olan bu camdan imanım. Ağlamaya kalksam gözyaşım boyumu aşar, bağırmaya yeltensem sesim kendi içimin dehlizlerinde boğulur.

​İşte bundandır ki, bu yalan dünyanın en ücra köşesinde, kimseciklerin basmaya kıyamadığı değil, bilakis herkesin bastığı ama bir tek benim içimde ezildiğim o solgun çizgide duruyorum. Ben karıncayım; dokunulmadan kırılan, incinmeden ölen ve her nefeste biraz daha incelen o masum kimsesizliğin ta kendisiyim.

Gönül dediğin kaç gramlık yükü taşır ki?

Bir yorgun nefesten başka ne kalır?

​Nasıl bir hassasiyettir bu ki, ruhumun tenime bol gelen entarisi her rüzgârda biraz daha yırtılır. Dünyanın gürültülü caddelerinde herkes beton adımlarla yürürken, ben kendi kalbimin cam kırıkları üzerinde yalınayak yürümeye mahkûm bir dervişim sanki. Öyle bir incelikle dokunulmuş ki varlığıma, taştan kalplerin hoyrat bir kelimesi, üzerime bırakılan tonlarca ağırlıktaki bir kaya gibi ezmeye yeter beni.

​Derler ki insana dağlar yüklenmiş; lakin dağlar yükü taşır da, ben kendi içimin sızısını bile taşırken yoruluyorum.

​Bir zerreyim kâinatta, kaybolmuş bir ses,

Sanki her ihtar ile daralıyor bu nefes.

Ne bir isyan duvara, ne bir ses dile gelir,

En derin yaraları en sessiz olan bilir.

​Hakk’ın nazargâhı olan bu kalbi, ufacık bir haksızlıkla incitmekten korkarım da, kendim o haksızlığın ortasında un ufak olurum. Belki de imtihanım budur; kaba sabu bu âlemde, zerre kadarlık bir zarafetle var olmaya çalışmak. Ne zaman biri biraz sert baksa, içimdeki o kevser pınarı bulanır; ne zaman bir vefasızlık rüzgârı esse, kanatlarım kendi gövdemin altında kırılır.

​Fakat şikâyet etmem. Çünkü bilirim ki incinen ruhlar, Rahman’ın nazarında en çok kıymet bulanlardır...

DİĞER YAZILARI
haber yazılımı