İNANMAK

Ahmet SAĞLAM

03-02-2026 13:08

Bismillahirrahmanirrahim.

İnanmak görmek değildir.

İnanmak dokunmak değildir.

İnanmak hissetmektir.

İnanmak anlamaktır.

İnanmak teslim olmaktır.

İnanmak kabul etmektir.

Hak Teâlâ’ya inandık;

neden inkâr boyutundayız?

Bu iki konuyu âcizâne açmaya çalışalım.

İnanmak; kalp gözüyle bakmaktan, akıl nimetiyle kavramaktan geçer.

Yıldızlar, gezegenler; hepsi bir nizam içinde akıp gidiyor.

Beşerî bir sistemin bile bir icat edeni varken, nasıl olur da bu uçsuz bucaksız kâinatın bir yaratıcısı olmaz?

Binbir nebatat; ağaçlar, dağlar, taşlar, denizler… Hepsi bir nizam içindedir.

Hayvanları düşünelim: Bir ineğin yeşil bir ot yiyerek, ağızlara tat veren bir süt üretmesi ve ondan onlarca nimetin meydana gelmesi…

Bir bebek düşünün: Pis sudan sonra alaka, nutfe derken bir beden hâline getiriliyor.

Karanlık bir odada; kan var, pis su var, irin var, idrar var, dışkı var…

Ama bebek tertemiz bir şekilde besleniyor.

O bebek dünyaya geldikten sonra yine Cenâb-ı Hak, dışkının, idrarın, pis kanın içinden tertemiz bir süt çıkarıyor; o çocuk bir süre bunu içiyor.

Bu sistem gelişigüzel oluşabilir mi?

İnsan anatomisini araştıralım: Bir eksik, bir kusur görebiliyor muyuz?

Kalp, böbrek, ciğer…

Tüm organlar ne görev yapacağını nereden biliyor?

Bir fabrika gibi değil mi?

Ağaçları düşünelim: Hepsi tahta değil mi?

Kimi kabuklu yemiş, kimisi kabuksuz; bazıları yerde, bazıları dalda yetişiyor.

Bunların hepsinin ana maddesi ağaçtır.

Nasıl olur da bu leziz yiyecekler bizim tat alma duyumuza ve midemize göre ayarlanmıştır?

Akılları mı var? Yok.

İdrakleri mi var? Yok.

Lezzet alma duyuları mı var? Yok.

Bu kadar yokluktan bu kadar varlığın ortaya çıkması düşündürücü değil mi?

Hiç akletmiyor muyuz?

Denizdeki mahsullere bakalım: Onlar kime hizmet ediyor? İnsanoğluna.

Kara insanoğluna, hava insanoğluna hizmet ediyor.

Peki her şey insanoğluna hizmet ederken, insanoğlu kime hizmet ediyor?

Kâinat bir mucizedir; görebilene…

Yaratılanlar bir mucizedir; görebilene…

Kur’ân-ı Kerîm bir mucizedir; görebilene…

Gelelim neden inkâr ettiğimize:

Düşmanımızın sözlerini dinlememiz ve nefis…

İlk olarak Kur’ân-ı Kerîm mucizesiyle inkâra gidenlere değinelim.

“Ben Kur’ân-ı Kerîm’i okudum, dinden soğudum” diyenler var.

Uzun uzadıya yazmayacağım; sadece ayetle cevap vereceğim, biiznillah:

“Fakat o sûreler, kalplerinde küfür ve nifak hastalığı bulunanların inkârlarına inkâr kattı ve onlar kâfir olarak öldüler.”

(Tevbe, 9/124-125)

“Biz Kur’ân’ı müminlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin sadece ziyanını artırır.”

(İsrâ, 17/82)

Kâinat bir mucizedir. Onu görmeyenlere ayetle cevap verelim, inşallah:

“Peki onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?”

(Gâşiye, 17–20)

Nefis ve şeytanın ayartmalarıyla ne mucizeleri görürler ne de bu mucizeleri yaratana inanırlar.

Çünkü kalpleri katılaşmıştır.

Yine ayetle cevap verelim:

“Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de vardır ki çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”

(Bakara, 74)

Ateizm ve deizme birkaç ayetle cevap verelim:

“Şüphesiz ki Allah katında canlıların en şerlisi, ilâhî gerçekleri düşünüp anlamayan sağırlar ve dilsizlerdir.”

(Enfâl, 22)

“Allah katında canlı varlıkların en şerlisi, inkâra saplanıp da bir türlü iman etmeyen nankör ve inatçı kâfirlerdir.”

(Enfâl, 55)

“İnsanoğlu, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”

(Kıyâmet, 36)

Duayla bitirelim:

Allah’ım, kalplerimizi İslam üzere sabit kıl.

Kalplerimizin katı ve kara olmasına müsaade etme.

Tüm mucizelerine teslim olanlardan, tefekkürle imanını diri tutanlardan eyle.

Seni ezelden ebede bilenlerden eyle bizleri; sensiz eyleme Allah’ım.

Günahlarımızdan ve hatalarımızdan çok korkuyoruz; ama Senin Gaffâr ismine ümit bağlıyoruz.

Bizi bize bırakma Allah’ım, göz açıp kapayıncaya kadar bile…

Âmin, âmin, âmin yâ Muîn, celle celâlühû.

Ahmet Sağlam

DİĞER YAZILARI Din Düşmanlığı 01-01-1970 03:00 Mümin mi, Müslüman mı! 01-01-1970 03:00 Kurban İbadeti 01-01-1970 03:00 Tehlikeli Oyunlar 01-01-1970 03:00 Karı–Koca İlişkisi 01-01-1970 03:00 Kaçınılması Gerekenler 01-01-1970 03:00 Katı Ve Kirli 01-01-1970 03:00 Sevindik, Sevinemedik 01-01-1970 03:00 Hoca – Talebe İlişkisi 01-01-1970 03:00 ŞÜPHE VE KORKU 01-01-1970 03:00 Göz Pınarları Kurudu 01-01-1970 03:00 Sağ Elin Verdiği 01-01-1970 03:00 Bugün Başka, Yarın Başka 01-01-1970 03:00 Kimler zulüm altında! 01-01-1970 03:00 Zenginler Arasında 01-01-1970 03:00 Elveda Ettik 01-01-1970 03:00 Yâ Sîn 01-01-1970 03:00 Kurban Bayramı 01-01-1970 03:00 Gazzeli Anneler 01-01-1970 03:00 Yalan İle Kurulan Saltanat 01-01-1970 03:00 Selamı Yayınız (1) 01-01-1970 03:00 Şehr-İ Ramazan (1) 01-01-1970 03:00 Lütfen okuyun, hangisi BİR, hangisi HİKMET? 01-01-1970 03:00 Yasaklı Maddeler 01-01-1970 03:00 Kıyamet Alametleri 01-01-1970 03:00 Rızık ne? Kim kefil? 01-01-1970 03:00 Mübarek geceler var mıdır? 01-01-1970 03:00 Sihir ve Büyü 01-01-1970 03:00 İki Yüzlüler Topluluğu 01-01-1970 03:00 Hidayet Sende Değil 01-01-1970 03:00 Demesinler ki... 01-01-1970 03:00 İslam’da Kardeşlik 01-01-1970 03:00 Vesile de nedir! 01-01-1970 03:00 Asrımızın Hastalıkları 01-01-1970 03:00 EDEP, EDEP, İLLA Kİ EDEP 01-01-1970 03:00 O Güzel Bayramlar 01-01-1970 03:00 MEVKİLER 01-01-1970 03:00 Ne Kadar Az Şükür Ediyoruz 01-01-1970 03:00 Günümüz Hastalıkları 01-01-1970 03:00 Leyleyi Kadir 01-01-1970 03:00 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 01-01-1970 03:00 Elimiz Bağlı İki Milyar Müslümanın 01-01-1970 03:00 Gözde Yaş Mı Kaldı 01-01-1970 03:00 Onurumuzu Kaybettik 01-01-1970 03:00 Kendisi Kusursuz 01-01-1970 03:00 Seyyid ve Şerif'liğin Önemi 01-01-1970 03:00 Deprem Bölgesi Adıyaman 01-01-1970 03:00 Gelecekte Ne Olacak 01-01-1970 03:00
haber medya kadın