Ehl-i Sünnet yolunun, Hazreti Halid bin Velid’e vurduğu hüküm; İslam'ın Aksiyoneri, Hazreti Ömer'e vurduğu hüküm; Şeriatının İcracısı olan Devletin İdarecisi, Veysel Karani Hazretlerine vurduğu hüküm; Müslümanlara kalbi istikamet sağlayıcısı, Übey bin Kab Hazretlerine vurduğu hüküm ise İslam Fakihi olduğu yönündedir.
Bunun gibi, ‘’İslam'ı Hakim kılma mevzû’’, Veysel Karanî’nin mevzû olmadığı gibi, Kalbî nazar da Halid bin Velid’in mevzû değildir.
Onların her birinin, kendi mevzû ve meselelerinde derinleşmesi ise bir diğer mevzuyu ‘’red manası’’ taşımaz.
Her hakiki insan, kendisine verilen mevzûnun derinliğine doğru gidebilmenin tacizi-cezbi altındadır. Çünkü mevzûların hakkını sonuna kadar verebilmek insanoğlu için mümkün değildir. Hayat akışkan olduğuna göre, mevzûlar da hayatla beraber aktığına göre, mevzûnun kendisine devredildiği şahsiyet akmaktan berî duramaz. Öyleyse akışkan bir nehirde akan daha doğrusu nehri düzenleme durumunda olan mevzû sorumlusu başka bir nehre nasıl yönelebilir? Bununla beraber iki mevzûyu-iki nehri taşımak ayrı, bir mevzuyu taşımak ve diğer mevzuyu ilgililik seviyesinde tutarak kabul ettiğini beyan ayrı davadır.
Biraz daha realize?
İslam Tasavvufunu; Ruhi İşler bakanlığı, İslam İlmini; İlmî işler bakanlığı ve İslamî Tefekkür ve Tatbikçiliği; Savunma bakanlığı olarak baz alırsak her bir bakanlığın misyonu olan amaçlar doğrultusunda personelin yetiştirilmesi, kendisine uygun pozisyonda değerlendirilmesi ve tekamül etme zorunluluğunu anlamak basittir. Bununla beraber anlaşılması gereken şey; bu bakanlıkların tek bir devletin bakanlığı olması gerekliliğidir. Aksi takdirde bakanlıklar ortada bulunan devlet düzeninin aleyhine doğru döner ve saf dışı kalır...
Tarîki faaliyet, tasavvuf manasının çeşitli yöntemler ile uygulanması ve uygulamayı alan ferdin bu şekilde ruhî iklimlere dalabilmesine imkan tanıyan işler bütünüdür. Bu işlemi yaptırabilme kabiliyet ve ehliyete sahip üstün mümine; ‘’Mürşid-i Kamil’’ denir. Öyleyse O’ndan beklenmesi gereken şey de tanımını yaptığımız iş ve faaliyetlerdir. Ondan bu faaliyetler dışında başka faaliyetler beklemek, başka faaliyetlerin de yaptırıcısı olarak görmek nihayetinde karşılığı olmayan amaçsız ve gayesiz bir bekleyiş olmakla beraber sanki yapması gereken başka bir iş varmış gibi; "niçin şunu ve bunu da yapmıyor" düşüncesine vardırarak İslam Evliyası’na zulmetme kabahatine dönüşür.
Ehlisünnet ve cemaat mührünün ilmî olarak sapıtıldığı yerde sapkın ilimciler, bu mührün tarîki olarak sapıtıldığı yerde sapkın tarikat, fikrî olarak sapıtıldığı yerde ise sapık fikir türer. Bu sebeple; ilmi sapmalara ve tarîki sapmalara karşı kendisini korumayı borç bilmiş insanımızın fikrî sapmalara karşı da kendisini koruma zorunluluğu vardır. Aksi takdirde bakanlık düşer!...
27 Nis 2026 Pzt 22:39 tarihinde Mustafa Gültekin <drumberus12@gmail.com> şunu yazdı:
6-) Molla ve Medrese -I-
‘’Elektrik, Ruha Denk Düşmez’’
Zülcenaheyn tabiri...
Kelimenin asıl kullanımı, İslam Şeriatı alimliği ve İslam Tasavvufu arifliğinden nasibini almış öncü müminlerin kemalatini betimlemek üzerine... Bununla beraber Said Nursi Hazretleri’nin ‘’medresetül zehra’’ projesi ile gündeme getirilen; içinde islami ilimler ve beşeri bilimlerin beraber okutulduğu bir müfredat sistemi.
Menzil medreselerinde son 10 senedir başlatılmış olan mollalar "zülcenaheyn gibi olmalıdır" düşüncesi ve bu düşüncenin uygulandığını göstermek adına medresedeki öğrencilerin klasik medrese eğitiminin yanında anadolu üniversitesi açık öğretim fakültesinden bir dalda lisans mezunu olmalarının teşvik edilmesi…
Açıkça söylemeliyim ki ilimde zülcenaheyn olmak aslında bu siretle mümkün değildir. Zülcenaheyn, iki kanatlı manasına geldiğine göre, kuşun birinci kanadını Selçuklu’dan bugüne kadar islami ilimleri sahici bir şekilde veren temel medrese müfredatı karşılarken ikinci kanadını pozitivist ideolojinin hakim olduğu yapmacık bir beşeri bilimler müfredatı veremez. Böyle yetiştirilen bir kuş, bir kanadında islam ilimlerinin elmas cevherlerini taşırken diğer kanadında pozitivist bir akıl taşır. Teknik olarak bu siret bir mollanın birinci kanat ile ikinci kanat arasındaki uygunluğu kuramazlığından kaynaklı akli bir infilaka sebebiyet verir.
En korkuncu ise pozitivist müfredatı okurken okumamak, yani üniversiteyi herhangi bir yere atanmak ve medrese müfredatından başını kaldırmamaktır.
Sanat tefekküründen iktisat tefekkürüne, içtimaiyyattan tarih tefekkürüne kadar beşeri düşünce sahnelerini oluşturan bütün kapları islamdan gelerek dolduran İBDA Fikriyatı, bir mollanın taşıması gereken ikinci kanattır. İş böyle olunca, üniversite ve pozitivist müfredat ise bir kanadını bidatlerden ve muhtelif zararlardan koruyan "birinci kanat" ile mücerret ve müşahhas küfürlerden koruyan "ikinci kanat"la kaim olan "hür kuşun", üzerinde zaruri olarak uçtuğu sema hükmünü alır.
Yani pozitivist üniversite müfredatı bir mollanın diğer kanadı değil, üzerinde uçtuğu kirli havadır. Öyleyse o, şu anki haliyle tek kanatlıdır. İkinci Kanat; mevzularına göre kendilerine bir siret çizecekleri İBDA Fikir Sistemi’nin bizzat kendidir.
Günlük olarak bir pasaj eğitim alan, onun ezberini yapmak için 1 saat metin yapan ve başka hiç bir şeyle ilgilenmeyen binlerce öğrenci...
İslam Tarihinde Molla; günlük eğitiminde hem ilimden, hem fikirden hem de sanattan pay alarak yetiştirilen ve bunun yansıması olarak da hayatının kemal devresinde büyük ilim, büyük sanat ve büyük fikri eserlere imza atan sahici şahsiyetler... İşte tam da bu noktada ortaya çıkan çok yönlülüğün molla şahsiyetinden traşlanması ve mevzûndan başka hiçbir şeyle ilgilenemeyen pasif bir karakter yapısı... Oysa Molla şu anki ihtiyaça göre İslam İhtilali’nin Dini Refleksi ve kurulacak devlet yapısında ise Osmanlı Devleti'nin Şeyhul İslam’lık makamına kıyasla Yüce Din Dairesi isimli kurumun içini dolduracak şahsiyet olmaya doğru adım atması gereken...
İlim adamının üzerinde bulunduğu pozisyon ilim olmakla beraber onun yaşamını temin edecek şey "fikrî ufuk"tur. Bu sebeple mollanın yaşam sürebilmesi için fikrî ufka ihtiyacı var. Aksi takdirde ya hızlıca ölür yahut ölü doğar.
Frankenstein, insanoğlunu temsil edebilir mi?
Medrese ve Molla -II-
a) "’Basit Ruhilik’’
Sistem Teklifi
Öğrencinin, sabah ezberini verip yeni dersini aldıktan sonra öğleye kadar ilmî müzakeresi... Öğleden ikindiye kadar yeni dersini ezberlemesi ve son rötuşlar...
İkindiden akşama kadar sanata dair yönlerini buldurma ve sanatın ruhi alışkanlığını kazanabilmesi adına Ebrû çalışmalarından, Tuval Resimlere, Şiir Okumalarından Müziğe kadar istediği sanata eğilebilmesi...
Akşamdan geceye kadar fikrî ve entellektüel çalışma alanı... Böylelikle mücerret mevzulardan müşahhas alana kadar akış keyfiyeti kazanan sahici insan aklının oluşumu...
4+4 sene eğitim gören mollanın ilk dört senesi ilmî çalışma yerine dil-alet öğrenimi durumunda olduğuna göre O, ilk dört senesinde ilimci değil sadece lisan talebesi...
"3 vakitte 3 yön" isimli eğitim mekaniği "şahsiyet"in oluşabilmesi için zarûri yönler...
İlk dört senesini "bu şekil" içerisinde okuyan lisan öğrencisi sanatıyla ağır basıyorsa artık ilimci olma yoluna girmeyip sanatkar olma yoluna girecek ve himaye edilecek...
İlk dört senesini "bu şekil" içerisinde okuyan lisan öğrencisi fikirciliğiyle ağır basıyorsa artık ilimci olma yoluna girmeyip mütefekkir-münevver olma yoluna girecek ve himaye edilecek...
İlk dört senesini "bu şekil" içerisinde okuyan lisan öğrencisi ilimciliğiyle ağır basıyorsa ilimci olma yoluna girip alim olacak...
Böylelikle ilk dört senesinde ilimden, sanattan ve fikirden pay alan şahsiyet adayları ikinci dört senesinde ağır bastıkları yola doğru -her biri birbirinin içinde olarak- kendilerini bulmuş şekilde yürüyebileceklerdir.
İlim mevzû yanında sanat mevzu sakın hafife alınmasın... Bin alimin yapamadığını bir sanatkâr yapar!... Ve sanat mevzû yanında fikir mevzu sakın hafife alınmasın... Bin sanatkarın yapamadığını bir fikirci yapar!... Üç yönün kuvvetliliği... Şahsiyet... Onu bulabilmemiz için onu oluşturmamız gerek!...
b) Molla - Lisaniyat Tefekkürü
İlim ilmî sistemi, fikir ise o sistem üzerinde iş yapan insanın bizzat kendisini çalıştırır.
Üstad Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Yayınları’ndan ‘’derleme eser’’ olarak basılan ‘’Dil ve Edebiyat’’ isimli eseri… Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun ‘’Dil ve Anlayış’’ ve ‘’Marifetname’’ isimli eserleri başta olmak üzere hazırlanacak "lisaniyat tefekkürü müfredatı’’; DÖRT KOCA SENE boyunca sadece sarf ve nahiv gören öğrencilerin, dilin önemini daha iyi kavramasını temin edip, dilin üzerinde mücerret de düşünebilmesini sağlayacaktır.
Yani "lisan"ı koklayabilmeliler... Dil eğitiminden önce "Dil’in Tefekkürü" başlıca şart! Mollaya hayat hakkı tanımak için "dil şuuru - dilin mahiyeti", büyük bir şart.