Ne çok şeyi öldürdük… Ne çok şeyi!

Ergün DUR

26-07-2019 11:42

Ne çok şeyi öldürdük ne çok şeyi... Sevgiyi, saygıyı, merhameti. Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum felsefesi ilk öğrendiğimiz düsturdandı.

Çünkü öğretmen yaşamamızın tabir i caizse tam ortasındaydı. Şunu eğitimci olarak çok rahatlıkla söyleyeyim; Çocuğu hesapsızca seven kişiye Anne ya da Baba denir. Bunu başkasının çocuğu için yapana ÖĞRETMEN denir.  Dilerseniz Faruk Aksoy un tespitleriyle düşünce denizinde yola çıkalım..  Neleri öldürdük bir parça idrak edelim.

Gebze Atatürk Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısıyım.

Kırk beş yaşındayım, tam yirmi iki yıllık öğretmenim.

İşimi severim, çok severim…

Odamı, masamı, bilgisayarımı, dosyalarımı, kalemlerimi, silgilerimi hatta toplu iğnelerimi bile severim.

Belki size garip gelebilir ama ben öğretmen arkadaşlarımın imzaladığı nöbet defterini bile çok severim.

Buruşturulmuş yoklama fişlerini…

Aşk şiirleri yazılmış sıraları…

Çöp kutusuna fırlatılmış kâğıt topları…

Silinmemiş tahtaları…

Duvardaki ayak izlerini…

Masanın altında unutulmuş kitapları, defterleri severim…

Belirtili isim tamlamasının vazgeçilmez nesnesini, yani sınıfın kapısının kolunu bile severim.

Sevilecek gibi değil ama…

Erkekler tuvaletinin bulunduğu katta nöbet tutarken tuvaletten gelen kötü kokuları da severim.

Ben öğretmenim…

Koridorda yankılanan uğultuyu…

Ergen çığlıklarını…

Potaya girmeyen üçlüğü…

Kaleyi bulmayan şutu…

Enseyi kızartan eşek şakasını…

Edepli küfrü…

Çift kaşarlı tostu…

Cetveli, gönyeyi, haritayı, heykeli…

Her şeyi, her şeyi severim.

Ben öğretmenim…

Deryalar, denizler, gökler, yalçın dağlar kadar büyüktür benim sevgim.

Yüksek sesle okunmayan İstiklal Marşı’nı birkaç kez tekrarlattığım olmuştur.

Saygı duruşunu bozan arka sıra haylazını tören kürsüsünden azarladığım da…

Sakal tıraşı için berbere gönderdiğim, makyajını silmesi için sınıftan çıkardığım çocuklarım da olmuştur.

Ben öğretmenim, severek öğretirim.

Herkesin hayatını güzelleştirmek, herkese mutluluk aşılamak için yaşarım.

Artık yaşamıyorum…

Öldürüldüm…

Öldüm…

Dirimin öldürülüşünü gördüm…

Öyle kolay da öldürülmedim.

Tam on sekiz bıçak darbesiyle…

On sekiz can yarasıyla…

On sekiz can havliyle…

On sekiz kere öldürüldüm.

Disiplin kurulunun üç gün uzaklaştırma cezası verdiği bir çocuğum tarafından öldürüldüm.

Üç günlük cezaya ömrümü verdim, bu dünyadan ebediyen uzaklaştırıldım.

Kendimden bahsedip kimseyi rahatsız etmek istemem.

Nihayetinde toprağa uzanmış halde ve huzur içinde ve gideceğim son yerimdeyim.

Acılarımı onardım, kanımı dindirdim, yaralarıma çamurdan merhemler sürdüm fakat…

Fakat gözyaşımı, özyaşımı kurutamadım.

Şu içimdeki acıyı bana son kez söyleten, şu satırları yazdıran kalemime mürekkep olan, o iki damla gözyaşını kurutamadım.

Oğlumu özledim…

Oğlumu çok özledim…

Hani şu bayrağa sarılı tabutumun önünde ağlayan lacivert mavi kapüşonlu mont giyen, talebe tıraşlı çocuk var ya…

İşte o benim oğlum…

Onu özledim, onu çok özledim.

Çok güzel çocuktur, çok da terbiyelidir.

Babasının tabutunun önünde gözyaşı dökerken, yüzünü gözünü silerken benim nasıl biri olduğumu sorduklarında ne diyeceğini bilemeyen o küçük delikanlı var ya…

İşte o benim oğlum…

Onu çok özledim, en çok onu özledim.

Keşke tabutuma omuz verecek kadar boyu, beni havaya kaldıracak kadar kolları uzasaydı.

Hiç olmazsa o kadarcık yaşayabilseydik beraber.

Olmadı…

Ben öldürüldüm…

Bir nesil öldürüldü, öldürücü bir nesil tarafından öldürüldüm.

Sokağın başında öğretmenini görünce düğmesini ilikleyen bir neslin çocukları tarafından öldürüldüm.

Benim adım Necmettin Kuyucu, öğretmenim.

Gebze’de öğrencim tarafından öldürüldüm.

Pülümür yolunda öldürülen Necmettin öğretmenden sonra öldürülen ikinci Necmettin öğretmenim.

Öldürmemelerini, hak yememelerini, dürüst olmalarını, namuslu olmalarını öğrettiğim çocuklarım tarafımdan öldürüldüm.

Geride kalan çocuklarımı, karımı, masamı, kalemlerimi, nöbet çizelgemi, bir de öğretmenler odasında kalan çay fincanımı, hepsinden önemlisi, yaşayamadığım hayatımı size emanet ediyorum.

Hiç olmazsa emanetlerimi koruyun, bunu istiyorum.

Her şekilde yaşamayı becerebilenleri de alkışlıyorum.

Hepinizi gözlerinizden öpüyorum.

Necmettin Kuyucu…

Ergün DUR

DİĞER YAZILARI ÖĞRETMEN 01-01-1970 03:00 BİR SOYKIRIM.... SREBRENİCA 01-01-1970 03:00 İstiklal Marşımızın Kabulü 01-01-1970 03:00 Bir Destan Sarıkamış 01-01-1970 03:00 Engel siz misiniz? 01-01-1970 03:00 Kuşak Çatışması! İlginç bir çağda yaşıyoruz… 01-01-1970 03:00 Vatan Sevgisi Kutsaldır 01-01-1970 03:00 Srebrenica Katlıamı! 01-01-1970 03:00 En İyi Narkotik Polisi Anne! 01-01-1970 03:00 Test İle Tost Arasında Dijital Bağımlı Bir Nesil! 01-01-1970 03:00 Vatan Şairimiz... 01-01-1970 03:00 İstiklal Marşımızın Kabulünün 100.Yılı 01-01-1970 03:00 Hocalı'yı Anarken 01-01-1970 03:00 Vatan Şairi... Mehmet Akif Ersoy 01-01-1970 03:00 Bir Destan... Sarıkamış 01-01-1970 03:00 Engeller Beyinlerdedir! 01-01-1970 03:00 Öğretmen Candır 01-01-1970 03:00 Alıya Izzetbegoviç 01-01-1970 03:00 Karabağ da Ne Olmuştu? Ne Oluyor! 01-01-1970 03:00 Yürek Burkan Bir Bayram Hikayesi 01-01-1970 03:00 Srebrenica.. Gözyaşı..kan.. 01-01-1970 03:00 1990 ve 2000 Neslini Kaybettik !... 01-01-1970 03:00 Korona..corona.. Covit 19.. 01-01-1970 03:00 Koronalaştıramadıklarımızdan mısınız! 01-01-1970 03:00 Kreş Eken Huzurevi Biçer! 01-01-1970 03:00 Zulmün Adı.. Hocalı Katliamı 01-01-1970 03:00 Bu Gidiş Nereye.. 01-01-1970 03:00 Geçmiş Olsun Türkiye’m 01-01-1970 03:00 Vatan şairi… garip öldü... O'nu an(la)mak… 01-01-1970 03:00 Kefensiz Kar Çiçekleri 01-01-1970 03:00 Engel sizsiniz! 01-01-1970 03:00 Sigara öldürür!.. 01-01-1970 03:00 O Bir Lider Aliya İzzetbegoviç 01-01-1970 03:00 Bayramlar bayram olsun! 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Demokrasi Ve Birlik Günü 01-01-1970 03:00 Gözyaşı ve kanın adı "Srebrenica" 01-01-1970 03:00 Karne Günü 01-01-1970 03:00 İnsan işte! İnsan… 01-01-1970 03:00 İnsanlara alışmayın! 01-01-1970 03:00 Gittiler... Binlerle... Onbinlerle... yüzbinlerle… 01-01-1970 03:00
haber medya kadın