a) Taşkınlık - Müdahalecilik
Taşkınlık, kişinin hiçbir hukuka uygun olmayarak başıboş çıkışıdır.
Müdahalecilik; kaldırılması gereken bir yanlışı, def edilmesi gereken bir kötülüğü, sırtını yasladığı hukuka uygun olarak el ile ortadan kaldırmaktır.
Müdahaleci bir anlayış sahibiyle, taşkın hareketler yapan bir insanı aynı kefeye koymak kelimeler arasındaki anlamı kestirememekten kaynaklanıyor.
Müdahalecilik, taşkınlık olarak belirtilemez. Müdahale zaten kendisinden çıktığı hukuk için gerekli olan zarurettir.
Biraz daha açacak olursak; müdahalecilik anlayışının olmadığı yerde, Müslümanın dahiliyeti yoktur. Müslümanların dahiliyetinin olmadığı yerde ise İslam yoktur.
Dünyanın varoluş hakikati; her hangi bir anlayış tarafından ele geçirilmek ve insanların kendi anlayışını üzerine uyguladığı zemin olduğuna göre, senin dahil olmadığın yere bir başkası dahil olur. Senin açmadığın bir mevzû varsa başkası onu açar. ‘’Şu anlayış’’a kendisini nisbet eden insanın, ‘’bu anlayış’’a kendisini nisbet eden adamla mücadele halinde olması davası, bu meseleyi anlatmak için kafi.
Büyük Doğuda belirtilen 8 şarttan birisi olan müdahalecilik anlayışı, seviye seviye her müslümana emirdir. Bu sebeple her müslümanın da elinden gelen neyse seviyesel olarak müdahaleci olması gereklidir.
Küçük müdahaleler… Orta seviyeli müdahaleler… Büyük müdahaleler... Büyük Doğunun Emri; Sonsuz Müdahalecilik Yolu!
b) Fikir ve Hareket Zorunluluğu – Seyr-ü Süluk
Dünyada, İslam’ın Devletleşmesi Planı’nı harekete geçirecek insanların karşısında suret-i haktan görünmekle beraber İslam Tasavvufu’nu istismar eden bir yorumlamanın oluşturduğu psikolojik havada insanımız; ‘’İslam İhtilali’ne gerek yok, İslam’ın Devletleşmesi’ne gerek yok, bu yolun açtırıcı vasfı olarak Münevver olmaya gerek yok, çünkü biz ilk önce kendi nefsimizi düzeltmeliyiz’’ ali cengiz oyunuyla -nefsin batıni kemalata ermesi ki şu kadar senelik çok ayrı bir süreçtir!- kafaları karışık bir çok sofi oluşturmuştur.
Söyleyeceğim ölçü şudur; İBDA manasına dahiliyet belirterek sanattan tarihe, iktisattan politikaya, muhtelif ilmi dallardan reel aksiyona kadar bulunduğumuz toprak sınırları içerisinde Milli olmanın tek temsilcisi olan; Büyük Doğu Yolunun Yürütücüsü hükmünde bulunan İBDA Düşünce Sistemi’nin içerisinde devleti gözetleyici ‘’müslüman haysiyeti’’, tamamıyla ömürlük çapta olan zamanını bunun oluşuna vermekle mükelleftir!
Tam olarak söylemek istediğim şey, zaten seyr-ü sülük yapmayacak insanların bu mukaddes mefhumu bir psikolojik silah olarak, fikrî ve aksiyoner faaliyetleri ENGELLEME AMACIYLA kullanmaları...
Bu da düşman işidir!
Bunu böyle kullananlar ya iman eksikliklerinin ortaya çıkmaması adına psikolojik kılıf üretenlerdir yahut doğrudan Fethullaçılar’ın Rand Corporation'a bağlı olarak uygulama alanına soktukları Hümanist Sosyal Psikoloji’nin ruhi kalıntıları... Hangisi olursa olsun; ‘’bu his’’, bu topluluğun sosyal psikolojisinden temizlenmek zorunluluğunda olan psikolojik necaset hükmündedir!
-Birisi, Nur'ul İzah’tan taharet bahsini mi okuyor?
c) Yeşilırmak Şiiri’ndeki ‘’sümüklüler’’ Kelimesi
"Toplum nedir bilmişler inananlar el ele
Sümüklüler kovulmuş ayıklanmış hergele’’
Vücutları yerde otururken mübarek başlarının dünya semasını delip geçmesinden dolayı dünyaya bakmayan ve uzayda astronot sessizliği ile ilerleyen velîlik boynu sahipleri...
Tamamen orijinal ve ciddi "Uzay Adamı" topluluğunda, 7. dereceden iğreti bir taklitçilikle uzay adamı olduğunu zanneden ve uzaya varma usulü(!) olarak da İslam Şeriatı'nın fârîzî emri olan İslamı hakim kılmak mukaddes mefhûmunun altını, şeriatın zıddına giderek oyan deve kuşu yumurtaları!
"Sümüklülük" kelimesinin karşılığını asgarî şuurla verebilelim ki, yapılmaması gerekenler olarak işaretlenip; YAPILMASIN.
"Bu nokta, “İslamı önce kendimiz yaşayalım” tarzındaki, İslamı birkaç şekil ve kaide zanneden aksiyon kaçaklarının tekerlemesine de açıklık getirme zorunluluğunu vurgulamaktadır: Sosyal-siyasi hayat, aynı gaye etrafında ayrılmaz bir bütündür… Genişliğine hayat sahası kaydıyla söyleyelim ki, bağlı olunan düşüncenin ona zıt rejiminde “yaşayabilme” buudları ise, o rejimin müsaadesi dairesindedir ve şüphesiz kendisi için rahatsız etmeyici kabul ettiği saha kadardır. Misal bu ya: Laik Amerika ve Komünist Rusya’da yaşayan Müslümanları ele alalım… “Senin namazına engel olan mı var? Din işleri ayrı, dünya işleri ayrı… Kıl namazını, yat aşağı!”…Üstelik inisiyatife bırakılan bu sahanın bile düzenin duygu ve düşünce tesiri içinde değerlendirilebileceği göz önünde tutulursa, yaşayabilmenin mümkünlüğü ortaya çıkar.’’
"...inanılan sistem genişliğine insan meseleleri içinde yaşanamıyorsa, “yaşamak” cihadın gereğini yerine getirme ve cihad ahlakı olarak doğar; bundan kaçınmak ve sadece ahlaki düşünmek, SADECE AHLAKSIZLIKTIR."
Aksiyon mevzû, müslüman tarafından yapılabilir yahut yapılamaz. Dikkat çekilmesi gereken şey müslüman halkın, "doğru ide"nin emrinde aksiyon fikrini sıcak tutmasıdır. Aksiyon fikrini sıcak tutmak, İslâmî Aksiyonun müslümanlar üzerindeki hakkıdır. Cenabı Hakkın sosyal-siyasi mevzulardaki yaratıcılık hakkı!
İBDA İslâm İhtilali, reel bir varlıktır.
d) İdeolojik Çağrı Kime?
İdeoloji; zamanı ve mekanı kuşatan fikir manzumesi olduğuna göre, ‘’Batın Kahramanları’’ da zaman ve mekan üstü kalp rejimini sürdürdüğüne göre cemiyete dair söylenen şeylerin, bâtınî kadroya olduğunu düşünerek -bir nevî saygısızlık yapıyorlar edası içerisinde- fikre yanaşmamak, muhatabın, söylenen şeylerin mahiyetine erememesinden kaynaklanıyor.
Bu çağrının, ‘’bâtınî kadro’’ dışına olduğunu söylemeye ne hacet? Aksi takdirde yapılan şey şu olmuş olur; İslâm Evliyasını Zaman ve Mekan seviyesine indirme küstahlığı...
İdeolojik çağrı kime mi?
Sana, bana, karakediye!
e) Dar’ul Harp – Dar’ul İslam
Fıkıh büyüklerinin verdiği ölçülerle; Dar’ul Harb ve Dar’ul İslam… İki görüş de, Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolu içerisinde makbul olunmuştur.
Dar’ul Harp görüşü; İslam Fakihleri’nin, küfür rejiminin yıkılması akabinde şer’i kurallara dayalı İslami bir devlet kurulana kadar kendisini muhafaza edecek olan görüşü ki; hak!
Dar’ul İslam görüşü; daha önce İslam olmuş bir beldenin yerine küfür rejimi kaim olsa da Dar’ul İslam sayılmasına dair İslam Fakihleri’nin görüşü… Hak!
Öyleyse yanlış yorumlanan şey nedir?
Yanlış yorumlanan şey, şeriat tarafından kabul edilen Dar’ul İslam görüşüne uyan müslümanların bu görüşün yönünü saptıracak psikolojileri barındırmalarıdır.
Bir ülkenin Dar’ul İslam sayılması, o ülkeyi idare eden devlet rejiminin cumhuriyet ile yönetilme fikrini, laik yasamasını, yönetilme biçimi olarak demokrasiyi meşru kılmaz.
Ülkenin Dar’ul islam sayılması hakkındaki fıkhi ifadeyi; küfrü tatbik eden devlet rejimini islam olmuş şekliyle algılamak olur ki; fıkhi ölçünün maksadının kestirilememesinden kaynaklı bu durum, haramı helal saymak olacağından tertemiz fıkhı küfre dönüştürür.
İmam Şafii’nin yüreğini deşmek!
f) Devlet Tatbiki’nin ve Ferd Aksiyonu’nun Mukayesesi
‘’Osmanlı devletinde hristiyan, yahudi ve müslüman beraber yaşardı. Yapılması gereken bir müeyyide-aksiyon varsa bunu yine devlet yapardı. Öyleyse İBDA’nın ‘’kendinden zuhur’’ karakteristik yapısı zaten islami değildir(!)’’ cinsinden bir mantık hatası…
Fethedilmiş-İslam olmuş bir devletin yönetiminin çeşitli müeyyideleri uygulamasıyla, ülkeyi fethedecek ‘’halk ihtilali’’nin gerçekleşmesi birbirinden tamamen ayrıdır!
Birincisi, İslâmî Hükümlerin uygulandığı ve ‘’Ulul Emr’’sahibi olan teşkilatın, müeyyidelerini kendisine bağlamış halde bir başkasına izin vermeyerek uygulaması, ikincisi ise hali hazırdaki başsız halimizden devletleşmeye giderken kendi önümüzü açmaya dair tatbikat sireti... Birincisi İslâmî İdarenin Hali, İkincisi Fethedicinin hali...
g) Psikolojik Sapma
İnsanın olaylara karşı tavırları, çeşitli sebeplerin etki ve tepkisiyle oluşur.
Mürşidi Kamil’e yapılan rabıta mevzûnda; odaklanma zorunluluğu, hatme mevzûnda; imânî derinliği sağlayan ruhi tavırlar yahut vird mevzûnda; varlığını tamamen Allah 'a vermek manasına gelen teslimiyet... Bu hallerde gözlemlenen "kendini tamamen teslim etmek", "peşin kabûl" ve "yoğun duygu artışları" -bu mekanlarda ve bu zamanlarda- geçirilen işlerin gerekliliğidir.
Toplumsal olaylarda, devlet mevzularında ve siyâsî yönelişlerde tasavvûfî-tarîkî işlerin olabilmesi için gereken psikolojik-rûhî gereklilik uygulanmaz. En büyük yanlışlardan birisi de ismi; "insan" olan varlığı, kuşatan işler bütününün aynı psikoloji ve aynı tavırla yapılabileceğinin zannedilmesidir. Yani devlet kurma, hükümetin işlerini tenkit etme ve devamında gelişen bütün şartlara karşı varlık belirtmesi gereken insan karakteri, bir ''içgüdü'' şeklinde hareket edemez. Çünkü fikirlere, olaylara yahut herhangi bir sisteme müdahale, içgüdüsel olarak değil ancak ideolojik ve tahlili bir şekilde gerçekleştirilebilir. Hayatını, ideolojik bir boyut üzerinde kuran insan şahsiyetinin olmadığı yerde oluşan durum ise üzerinde, sadece "demagoji-duygusal manipülasyon" yapmaya elverişli "psikolojik denekliğe'' denk düşer.
Her sofinin duyduğu kötü bir hadisedir ki; evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, menzil yeni yeni oturmaya yüz tuttuğu zamanlarda bir sofi grubu, aşklarını ve sevgilerini gösterme maharetiyle şöyle demişler: Kıblemiz Kabe değil, Menzildir!... Bu ‘’gerçek aşıklar(!)’’, bir zaman yönlerini Kabe’den Menzil Camii’ne çevirip namaz kılmaya devam ededursun, bu olay İslam Evliyası’na ulaşınca onları; İslam Şeriatı’nın aleyhine iş yapmaktan ötürü ‘’tart-tarikatten men’’ etmiş.
Buradaki Menzil Camii olayı, İran’da cıvık bir ‘’Halife Ali Romantizmi’’, Hristiyanlarda ise İsa Peygambere tapma mel’aneti… Bu olayların hepsi ‘’psikolojik abanma’’ ve ‘’duygunun, aklı ifratla ezmesi’’nin birer sonucudur.
Öyleyse "maturîdi-hanefî-nakşi" mahfûz üçgeninde bulunan insanların -dinîn ve gelişen hayatın mukadder oluşu bir zorunluluk halinde- ideolojik yönlerinin de, bu yönlerin istediği usûlle doğru bir şekilde oluşturulması gerekmektedir.