Mehmet Nuri BİNGÖL Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
Mehmet Nuri BİNGÖL

Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar

Başlığın son kelimesini zihnimde “yol kapatıcılar” diye sabitleyecektim; aklıma, Münazarat’taki “iğtişaşcı fırkası” tabiri geldi çünkü...

 

Lügatlar, “iğtişaş”a şu manaları yüklüyorlar: ” Karışıklık. Kargaşalık. Karmakarışık olmak. Birisinin fena telkinini – yaptığı cerbeze ve algı operasyonunu- kabul etmek.” (Büyük Lügat, Abdullah Yeğin, İ Babı…)

 

Tarihçi olduğumu diyemem. Öyle derin bir tarih bilgisine ve meselenin özüne sahabet için değil “olmadığı davanın iddiacısı” görünmek için “işine gelen” bir iki tarihi, “muhakeme-i akliyeden” uzak şekilde ezberine alan biri olmamaya -bilhassa- çalışan biriyim.

 

Sadece “hakiki vukuatı kaydeden tarih”i hakikatları tahlil edip bugüne “uyarlamayı”, kuru ezberciliğe yeğleyen – hasbelkader- bir kalem olarak, tarihi, Adem (as)den beri devam eden iki zıt kutbun mücadele meydanı görmekteyim- çokları gibi… Telifçi ya da -yeni tabirle- “ılımlılık” gösterileriyle hakikat üstü hakikatı bırak örselemeyi, incitme vebalini bile alamam.

 

Üstad’ın, o anda bulunmayan; sıfatları, 1920’de temeli atılan Halk Fırkası’na denk gelen partiyi işaret ettiği kanaatındayım. O sıfatların en büyüğü, “ızrar-ı nas” (insanların zararı) uğruna kendi diyalektik cerbezesini milletin önüne, hiç bir değer tanımadan, tekrar be tekrar, farklı kelimelerle – sanki mümin feraseti yokmuş gibi- sunmasıdır.

" İman Küfür Müvazeneleri”ne iktibas edilmiş, aslı Lemaat’ta olan “felsefe” (vahye dayanmayan ve adem alemleri namına çalışan devamlı arama fiili) ile, “Medeniyet-i hakiki” olan, “İslami medeniyet”in mukayesesi, bilhassa bu mücadeleyi izah ediyor.

 

“… Şu medenilerden çoğunun, eğer içini dışına çevirirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır. Sireti olur suret.

 

Gelir hayali karşına, postlarıyla tüyleri. İşte şununla görünür MEYDANDAKİ ASARI. Zemindeki müvazin mizanıdır şeriat.

 

Şeriattaki rahmet, sema-i Kur’an’dandır. Medeniyet-i Kur’an esasları müsbettir. Beş müsbet esas üzre döner çark-ı saadet.” (İman-Küfür Müvazeneleri, s 254)

 

Buradaki “müsbet” kelimesi, fosforluymuş gibi dikkatleri hemen üzerine çekiyor. Epey vakitten beri zihnimi işgal eden husus, hiçbir maslahat endişesi taşımadan kelimenin hem lügat, hem de sarf manasını tesbit etmektir. Kelimeye – ya da kimilerinin dar sahaya hapsetmesiyle layık olduğu “sözcük”e- tamamen “barışçılık veya asayiş tarafdarlığı” manasını uygun görmüyorum, bu İNHİSARI yapmaktan titriyorum..

 

 

Bilinir çünkü; Risale-i Nur Külliyatı, “pare pare” eserlerden ibaret değil, muhterem müellifinin eserine verdiği; “vicdanına doğan” isimle dikkat çektiği gibi, BİR KÜLLİYATTIR. Demek ki bir kelime ve ibareyi, sadece filan metindeki, falan mektuptaki ya da bir diğer risaledeki – kitapçıktaki- kullanımında var olan ” anlamı yükleme”yi, hem muhterem müellif Said Nursi’ye, hem bu eserleri günümüze kadar taşıyan dava eri “büyüklere”; er ve erenlere dolaylı bir hakarettir; “kardeşlerin hukukuna tecavüz etmek”tir; “hakikatı rendeçleyen” bir fasit tevilattır!

 

“MÜSBET: 1- İsbat olunan, delilli. 2- Menfinin zıddı; pozitif, olumlu. 3- Yazılıp kaydedilmiş. 4- Tesbit edilmiş olan. (Osmanlıca- Türkçe Sözlük; Ferit Develioğlu)

 

“Eski hal muhal. Ya yeni hal, ya izmihlal.” hikmetinin – memleket çapında- hükümferma olacağı günlere giderken, belli bir grubun adını gaspetmiş bir gazetenin şer güçlerle aynı yayımı yapması manidardır.

 

Behey adam, sen -en azından- inancının önündeki 163. maddeyi kaldırarak düşüncenin önünü açan Rahmetlik Özal’ın elini koluna bağlayanlarla beraber oy kullandın da müsbet mi davranmış oldun?

 

Şimdiye kadar, Cennetmekan Abdulhamid Han’a dil uzattın da, o zatın tahttan indirilmesinden 10 yıl sonra Osmanlı Hilafet sancağının parça parça edilmesinden sarfınazar ederek “müsbet” mi davranmış oldun?

28 Şubat’ın sivil ayağı Demirel’i mazur görücü neşriyat yapıp, “fısıltı” gazetesiyle de telkinat yaptırdın da müsbet mi davranmış oldun?

 

Ya Rahmetlik Menderes’ten beri bütün demokrat zihinlerin savunduğu “C.Reisini halkın seçmesi” fikrine “hayır” diyerek menfi davranmamış mı oldun?

 

Daha düne kadar “siyasi münafık” veya “deccal çarpığı” dediğin, 15 Temmuz gecesindeki -hakikatta- başarısız işgal “girişiminde” bulunup 250 şehidi katleden, 3000 gaziye kasteden FETÖ’yü savunucu neşriyatla, okuyucularına telkinat yapmanın adı MÜSBET hareket mi oluyor???

 

Ya 16 Nisan’da bütün bölücü şer güçleriyle beraber “Hayır” oyu demenizin adı nedir? ” Zulme rıza zulüm olduğu gibi, küfre rıza da küfürdür.” (Mektubat

 

Mehmet Nuri BİNGÖL

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER