Kalbiniz Kışa Dönmüşse Baharla Diriltin
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kalbiniz Kışa Dönmüşse Baharla Diriltin

 

Kalbiniz Kışa Dönmüşse Baharla Diriltin

Kalbimiz kışa dönmüş, karanlık ve soğuk, yâni menfi elemlerle dolu bir mevsim hüküm sürüyorsa, ruhumuz ve gönlümüz kış mevsiminden bizar düşüp harap olmuşsa, kalbimizi baharla âbâd etmemiz gerek.

Bahar, Allah’ın güzel isimlerinin bir tecellisidir. Edebiyatımızda hem mecazi, hem hakiki mânasıyla “Sevgili” nin güzelliği, yâni hüsnü “bahar” mevsimine benzetilir. Bahar gül açılınca gelir. Peygamber Efendimiz’in remzi olan gül seher vaktinde sabâ yelinin ulvî serinliğinin dokunuşuyla açılır.

 

Sabâ yeliyle bahara yol almak

Gönlümüzde Efendimiz Aleyhissalatüvesselâmdan neşet eden sabâ yeli esmiyorsa, ilk yaratılıştaki gibi gönlümüzü ebedî baharla şenlendirmek istiyorsak, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak-Beyit Şerhleri” kitabındaki “Kalbi Baharla Diriltmek” yazısını okumalıyız. Divan şairi Nâilî-i Kadim’in bir beytini şerh ediyor ki gönlümüz daraldığında her gece birkaç kez okuduktan sonra kalbimiz ve gönlümüzün mânevî baharla şenlendiğini hissedeceğiz ve kendimizi asıl “Sevgili” nin yanında bulacağız:

 

“Hevâ-yı aşka uyup kûy-i yâra dek gideriz / Nesîm-i subha refîkiz, bahâra dek gideriz. (Nâilî-i Kadîm) [Aşk’ın hevâsına uyarak sevgilinin bulunduğu yere kadar gideriz / Sabah esintisine yoldaşız; (ona eşlik ederek) bahara ulaşırız.]”

“Nailî, Divan edebiyatının önemli şairlerinden biri. Âşıklara mahsus bir kararlılığı, bir nevi meydan okumayı yansıtan beytinin her iki mısraında, söz konusu kararlılığı pekiştirmek için aynı şeyleri farklı kelimelerle tekrar etmiş. Aşkın hevâsına, yâni âşığı maşukuna meylettiren heveslendirmelere uyup sevgilinin semtine yönelmek de, nesîm-i subha (sabah esintisine) eşlik edip bahara doğru yol almak da aynı kapıya çıkıyor. Çünkü âşığın baharı sevgilinin bulunduğu yerdedir. (…)  Bahar, ‘adl eyyamıdır; günleri mutedil bir mevsimdir. Havası ne çok soğuk ne de çok sıcak olur. Gecesi ile gündüzü müsavidir. Hem bu itidali hem de yeniden dirilişin örneği olması bakımından İslâm’ın sembolüdür.”                                                                                                                       

 

Tasavvuf irfanından mahrum modern zaman nesli, gönüllerini “nesîm-i subha’ya”, yâni bahara götürecek sabah esintisinin mânevî varlığını bilmeden, tatmadan hayat sürüyor. Baharın tabiattaki maddî tezahüründen zevk ve haz alıyor sadece. Kalpsiz ve baharsız şehirlerden kaçıp baharın tabiata yaydığı maddî güzelliğini saadet biliyor.

 

Peygamber Efendimiz’in mübarek varlığıdır bahar

Modern zihniyet ve bilgi, bahar mevsimi olarak isimlendirdiğimiz “Saadet Asrı” ndan, yâni Efendimiz Aleyhissalâtüveselâmın risâletiyle başlayan kutlu zamandan ve bu zamânın ulvî cephesi olan ebedî baharın varlığından habersizdir. Bundandır ki modern zihniyetle malûl olanların gönlünde bütün mevsimler kış olarak hüküm sürer.

 

Peygamber Efendimiz’den neşet eden sabâ yelinin yaşattığı ilâhi bahara, yâni “Sevgili” nin olduğu yere nasıl varılır; kalbimizi bahar mevsimine döndüren kitapta bunun yolu anlatılıyor: 

 

“Nesim-i subh yahut sabâ rüzgârı, baharda seher vakti esen, ferahlatıcı, hafif bir rüzgârdır. Baharı müjdeleyen çiçek ve yapraklar bu rüzgârın tesiriyle açılır. Bahar onunla gelir yâni. Onun için sabâ rüzgârı nübüvvettir; Rasulûllah s.a.v.’e işarettir. Nesim-i subh’un nefhası ‘vahiy’; bunun baharı ya da dirilişi, imanın feyz ve bereketini, İslâm’ın güzelliklerini mümkün kılmak üzere hayata taşınması ‘nübüvvet’tir. Hz. Peygamber s.a.v.’in ilâhi bir nefha olan vahyi sabâ rüzgârı gibi getirip câhiliyyenin en karanlık devrini bahar kılması yahut İslâm’la yeşertip nurlandırması, kâmil mânada Asr-ı Saadet’te yaşanmıştır. Öyleyse bahar İslâm’dır ama hususen Asr-ı Saadet’te yaşanan İslâm’dır. ‘Sabâ rüzgârı’ Hz. Peygamber s.a.v., ‘bahar’ Asr-ı Saadet’te yaşanan İslâm olunca, ‘refik’ de Sahabe-i Kirâm Efendilerimiz olur. Arkadaş veya yoldaş mânalarına gelen ‘refik’, aslında ‘bir şeye dayanarak onu hem tutmak hem de ona tutunmak sûretiyle ve tam bir teslimiyet içinde o şeyle beraber yol alan kişi’ demektir.”                                                                                                                                       

 

Kalbi baharla diriltme tâlimi böyle anlatılıyor. Sabâ rüzgârının Peygamber Efendimiz mânasına, baharın da Asr-ı Saadet, refik, yâni dost kelimesi de “Sahabe-i Kiram” mânalarına geldiğine göre bu şerhin her gece okunmaya değer olduğunu kelimelerin tasavvufî mânasına vâkıf olanlar iyi bilirler.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER