Kemalizm’in Ayasofya İhâneti
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kemalizm’in Ayasofya İhâneti

 

Kemalizm’in Ayasofya İhâneti

Ayasofya’da ezan sesini susturan da, Ayasofya’yı Bizans Müzesi yapan da Kemalist Cumhuriyetin şefleridir. Bu ülkenin ve devletin sahibi, hâmisi, bânisi Müslüman Türk milleti, Millî Mücadele’ye öncülük eden bâzı şeflerinin 1924’den sonra kendisini aldattıklarını biliyor artık. Ayasofya Câmiini İslâmlaşsızlaştıran Kemalist Tek Parti yönetiminin ihânetini de biliyor ve bu ihânetin öcünün alınmasını istiyor.

Ayasofya’ya kim ihânet etti? Mütefekkir Nurettin Topçu’nun sözleriyle soralım: “Ya Ayasofya’nın minarelerindeki ezan sesini kim susturdu? O minarelerde okunan ezan, Allah’ın adı yanında Peygamber’in adını göklere dağıtırken, ecdadına bağlı ruhlarda beni de düşündürüyordu da ondan mı? Bin haçlı ordusu bunları yapamazdı! Siz nasıl yaptınız? Bunu asıl yapanlar, şimdi hürriyet kahramanları diye başka bir tepede abide altında defnolunmuşlar; taziz (Sevgi ile anma) olunuyorlar. (Büyük Fetih, s. :11)

 

Kemalist Şefler Ayasofya’yı dinsizleştirmek istediler

Tarihçi Mustafa Armağan’ın ifadesiyle Ayasofya Câmiinin Bizans müzesi yapılması “Osmanlısızlaştırma” nın bir parçasıdır. Yâni Müslümanla aynı mânaya gelen Türksüzleştirme inkılâbının bir maddesidir. Sultan Fâtih’in Ayasofya'yı ebediyen câmi olarak vakfettiğini ve Müslümanların hâmisi Türklere emanet ettiğini biliyorlardı Kemalist Şefler. Lâdinî inkılâplarla “yeni baştan yaratmak” istedikleri muasır (!) Türklüğü Osmanlı-İslâm mâzisinden koparmak için Ayasofya’yı Batılı devletlere peşkeş çektiler. Bundandır ki Sultan Fâtih’in fermanında söylediği üzere Allah’ın, meleklerin lâneti Kemalistlere olacak:

 

“Yerler ve gökler devâm ettiği müddetçe, benim vakfettiğim Ayasofya Câmii'nin vakıf şartlarını kimse değiştiremez, bozamaz! Koyduğum şartların muhâfızı, Allâh'dır! Ayasofya Kıyâmete kadar câmi olarak vakfedilmiştir. Bunu Allâh'a, Âhirete inanan hiçbir mahlûk –sultan olsun, hâkan olsun, mütegallibe olsun- değiştiremez! Vakıf şartlarını kim değiştirirse, Allâh'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun! Onlar hiçbir zaman hafîflemiyen azâb içerisinde bulunsunlar! Yüzlerine bakan ve onlara şefâat eden hiçbir kimse bulunmasın!” (Âmin!)”

 

Ayasofya’da Kemalistlerin ve ecnebilerin kirli ayakları

Değişen zihniyetleri gereği bu vakıfnâmeye, bu emanete ihânet ettiler Kemalist şefler. Türkçe ezan inkılâbının gücünü göstermek için Kadir Gecesi Ayasofya’ya Ecnebî sefîrler, refîkalarıyle berâber, Kemaliz’min “Türkçe İbâdet tiyatrosunun seyircileri” olarak kirli ayaklarıyla girdiler. “Ayasofya'nın üst kısmı da ecnebiler ile süferaya tahsis edilmişti. Burası da üç dört bin kişi tarafından işgal edilmişti. İngiliz, Fransız, Alman, Macar, Romen sefirleri ile birçok sefaret erkânı da refikaları ile birlikte gelmişlerdi. Fransız kilisesine mensup papazlar, mehafili ecnebiyeye mensup kadın erkek binlerce zâir vardı…” (Alparslan Yesevîzâde, M. Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Yeni Söz,19 Ocak 2020, 480 No.lu yazısı)

 

İngiliz The Financial Times gazetesinin 1 Şubat 1937 târihli “Türkiye İlâvesi”nde neşrettiği “Türkiye Cumhuriyeti'ni Yaratan Kemal Atatürk” başlıklı makālesinde (5 Şubat 1937 târihli Cumhuriyet gazetesinin manşet haberi), “Ebedî Şef”in, İstanbul'un fethinin timsâli olan Ayasofya Câmii'ni Bizans Müzesi’ne tahvîl etmekle iftihâr ettiğini ve Avrupalı hâmîlerinin gözüne girdiği” nden bahsediliyordu. ( Yesevîzâde’nin adı geçen yazısı)

 

Ayasofya talan ediliyor

Ayasofya’nın başına gelenleri tarihçi Mustafa Armağan şöyle anlatıyor:  “Ayasofya dinsizleştirilmek istendi. Kutsallığı buharlaştırıldı ve ruhsuz bir müze haline getirildi. (…) Ayasofya Câmii müzeye çevrilirken içindeki İslâmî unsurlar temizlenerek Hıristiyanlık devrindeki hâline dönülmek istendi. Mahfiller, mihrap, minber gibi sabit unsurlar sökülemedi ama hat levhaları, halılar, Kur’an’lar vs. kaldırıldı. Ancak Kazasker hatlarını indirmek hiç de kolay olmadı. Hatlar kapı dışarı edilemedi. Aşağıya indirilip kapılardan çıkarılmak istenildi. Lakin anlaşıldı ki, Kazasker eserini dışarıda yapıp da içeriye sokmamış, bizzat câminin içinde yazmış ve çerçeveletmişti. Levhaların boyutları, adeta dışarıya çıkarılamasın diye de iri tutulmuştu. Ne kadar zorladılarsa da kapılardan çıkarılması mümkün olamadı. Kırıp çıkarmak istedilerse de bunun şaheserlere telafisi imkânsız zararlar verebileceği söylenince cesaret edilemedi.” (Mustafa Armağan, Ayasofya Dinsizleştirilmek istendi, Aralık 2016, Kişisel Web Sitesi)

 

“Ayasofya Kararnâmesindeki M. Kemal imzası sahtedir…” gibi savunmalar ne kadar zavallı ve komik! M. Kemalciliği bırakmamak için, sözde “milliyetçi” safta duran bâzı siyasî kişi ve akademisyenlerin yaptığı bu teviller pespayelikten başka bir şey değil. Buna benzer Ayasofya muhiblerinin halleri daha gülünç… M. Kemal’in Ayasofya Kararnâmesine imza atmasıyla, atmaması arasında bir niyet ve düşünce farkı var mıdır? Ayasofya’nın Bizans müzesine dönüştürülmesi için her şeyi müzakere eden kişinin M. Kemal olduğu ayan beyan ortadadır.

Esas mesele Kemalist Cumhuriyetin Ayasofya’ya ihânet ettiğinin bilinmesi ve ardından bu ihânetin bedeli olarak Ayasofya, vakıfnâmesindeki kimlik ve imkânına kavuşturulmasıdır. Bunun için Ayasofya’ya Kemalist zulmü anlatmaya devam edelim.

 

Kemalistlerin Ayasofya zulmü bir değil beş değil

Tarihçi Murat Bardakçı’nın 13 Haziran 2020 tarihli Habertürk Gazetesindeki “Ayasofya ile Sultanahmet’in 95 senedir bitmeyen çilesi” yazısına göre Kemalist Şeflerin Ayasofya cürümleri daha gerilerden başlıyor. “New York Times Gazetesi, 16 Aralık 1926 tarihli nüshasındaki haberde Amerikan Caz Orkestraları Birliği’nin Amerikan Büyükelçiliği vasıtası ile hem İstanbul Belediyesi’ne, hem de Kemalist Tek Parti hükümetine başvurarak Ayasofya’nın kendilerine tahsisini istedikleri yazıyordu…”

 

Bardakçı’nın yazısından öğrendiğimiz bir vukuat daha var. Kemalist Şeflerin İslâm değerlerine duyarsızlığı o kadar ilerlemiş olacak ki daha1926’da Millî Eğitim Bakanlığınca teşekkül ettirilen bir komisyonda Sultanahmet Câmiinin “resim galerisi” yapılması teklif edilir. Başka üyelerin karşı çıkması üzerine rafa kaldırılır.  

 

Kemalizm’in ikinci Şefi İsmet İnönü imzalı Eylül 1947 tarihli Bakanlar Kurulu kararı Ayasofya’nın Deniz Müzesi’ne çevrildiğini millet çocukları bilmelidirler. Bardakçı’ya göre İnönü döneminde Amerikalılar tarafından Ayasofya’nın “Resim galerisi ve caz kulübü yapılması teklifi tekrar yapılır, fakat Chp içinden de, milletten büyük tepki geleceği düşüncesi ağır basınca vazgeçilir. Kemalist iktidarın Ayasofya’yı gözden çıkardığının bir başka delili de, ihâneti demek lâzım, 1945’te Katolikler büyük maddî imkânlar sağlayarak Ayasofya’ya tâlip olur, fakat hükümet üyelerinden ve Meclis’ten farklı sesler çıkınca reddedilir.

Ayasofya’yı İslâm’ın ve Türklerin sahipliğinden çıkarmaya azmetmiş olan Kemalist Tek Parti’ye 1945’de bu kez İsviçre’den teklif gelir. Tarihçi Murat Bardakçı’nın bahsettiğine göre bu şenî hâdisesinin hülâsası şöyle: Abbe Giossue Carlo Prada adında İsviçreli sergi organizatörü, 1945’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye bir mektup gönderir ve Ayasofya Câmiinin Katolik âyinlerine tahsisi için izin talebinde bulunur. Organizatör Prada, tahsisin karşılığında câmii bütün masrafı kendisine ait olmak üzere tâmir edeceğini söyler…

 

Kemalistler Ayasofya’yı Batı’ya peşkeş çektiler

Kemalist şeflerin Ayasofya’ya ihânet ettiğini ve Batılılar peşkeş çektiğini Kemalist muhalifliğimizden dolayı söylemiyoruz. Araştırmalarına itimat edip okuduğumuz tarihçi Murat Bardakçı da 14 Haziran 2020 tarihli Habertürk gazetesindeki yazısının başlığı şöyle: “Atatürk, Ayasofya’yı ibadete kapatıp müzeye çevirmeye tâââ 1923’de karar vermişti.” 

 

Tabii ki vesika ile konuşuyor ve yazıyor. Diyor ki: “Grace Ellison adında bir İngiliz hanım gazeteciye tâââ 1923’te açıkça ifade etmiştir… Grace Ellison, Türkiye’ye defalarca gelip gitmiş bir hanımdı. (…) 1922’de Türkiye’ye dönerek Avrupa gazetelerine İstiklâl Harbi hakkında ve Türkiye lehinde haberler göndermiş, Mustafa Kemal Paşa ile de defalarca görüşmüştü. Ellison, Mustafa Kemal’i ve onun kurduğu Yeni Türkiye’yi iki kitabında, 1923’te yayınladığı ‘An Englishwoman in Ankara’ (Ankara’da bir İngiliz Kadın) ile 1928’de çıkardığı ‘Turkey To-day’ (Bugünkü Türkiye) isimli eserlerinde uzun uzun anlatacak ve Mustafa Kemal Paşa’nın hem Ayasofya, hem de din konusundaki fikirlerine de yer verecekti…”

 

Ayasofya’nın müze yapılması Cumhuriyetin seküler kimlik ispatıdır

Şimdi de koyu bir Kemalist olan Prof. Dr. Burhan Toprak’ın Sedat Ergin’in 11 Haziran 2020 tarihli Hürriyet Gazetesindeki “Atatürk Ayasofya adımını neden atmıştı?” yazısında sorduğu sorulara verdiği cevaplardan Kemalist Şeflerin Ayasofya’yı Müslümanlara ait bir mekân değil, başta hıristiyanlar olmak üzere bütün insanlığın bir değeri olarak gördüğünü ve Ayasofya Kararnâmesini de bu düşünce ve gaye ile çıkarttığını öğreniyoruz:

 

“1930’lu yıllarda Cumhuriyet projesinin önemli bir boyutu Türkiye’nin yeni insanını inşa ederken onun geçmişle bağını güçlendirecek açılımlardan geçiyordu. Atatürk de Türkiye’nin tarihini, geçmişini bu topraklardaki bütün uygarlıkları da kapsayan bir derinlik içinde görüyordu. Bu bakış, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan önce Anadolu’da var olmuş bütün uygarlıkları, bu çerçevede Doğu Roma İmparatorluğu’nu da kapsayan bir bütünlük içeriyordu. O yıllarda arkeolojinin ve müzelerin önem kazanması çabaları hep bu bakış içinde değerlendirilmelidir. Müzeler bu bakışın önemli bir aracıydı. Ayasofya’nın müze yapılması kararı bu çerçevede görülmelidir. Atatürk bu adımı (…) kendi hümanist görüşü doğrultusunda hareket ettiği için bu kararı almıştır. Bu, kendi birikiminin, değerlerinin, felsefi bakışının bir yansımasıdır. Böylelikle, Ayasofya’yı insanlığın ortak mirasının bir parçası hâline de getirmiştir.”

 

Ayasofya’nın iade-i itibarı ne zaman sağlanacak?

Demek istiyor ki, M. Kemal, Hıristiyan Batı için büyük değer taşıyan Ayasofya’yı müze yaparak kendi lâdinî ve pozitivist anlayışına göre sistemleştirmek istediği Cumhuriyet’in kimliğini ortaya koymak istiyordu.

Sual şu: Kemalizm’in Ayasofya ihâneti “devlet ve hükümet” yetkisini kullanılarak işlendiği vesikalarla ispat edilen bir cürümdür. Bu ihânetin öcünü kim alacak? Ayasofya’nın iade-i itibarı ne zaman sağlanacak?

Ayasofya Kemalizm Ayasofya Câmii Ahmet Doğan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
ömer     2020-06-19 çok ayıp.
Canik 55     0000-00-00 Ahmet Doğan İlbey, Kadir Mısıroğlu gibiler Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışan başka hiç birşey bilmeyen kişilerdir... Millet size itibar etmiyor, bunu böyle bilin... Sizler Atatürk ü karalamaya çalıştıkça Türk halki Atatürk ün değerini daha çok anlıyor bunu böyle bilşn
GALERİLER