Cahit KURBANOĞLU Ramazan-ı Şerif Allah’ın insanlara hediyesi ve ikramı!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ramazan-ı Şerif Allah’ın insanlara hediyesi ve ikramı!
Cahit KURBANOĞLU

Ramazan-ı Şerif Allah’ın insanlara hediyesi ve ikramı!

Ramazan ayı Müslümanlar için bir imtiyaz ayıdır.

Rabbim ramazanı insanlık için

bir tedavi

bir perhiz ve

100 trilyona yakın hücrelerin,

bir o kadar DNA’ların,

sayısını bildiğimiz rakamlarla ifade edemeyeceğimiz DNA bazların,

onların içinde bulunan ve

Dünya ile Güneş arasında

yüzbinler kere gidip gelecek,

uzunlukta olan genlerin,

bakımına,

revize edilmesine,

tamir edilmesine,

yenilenmesine,

bu hücreler vücudumuzda

genç,

orta ve

yaşlı olarak

üç gruba ayrılıp,

oruç vasıtasıyla,

orta ve

genç hücrelerinin

vücutta hakim duruma getirmesine

vesile ve vasıta yapan,

ömrümüzün uzamasına bir nevi,

fiili ve kali dua olan,

aynı zamanda da,

karşılığında sevabının ve

mükâfatının ne olduğunu,

Rezzak-ı Hakiki’den,

Rahman-ı Rahim’den,

Halık-ı Zülcelal’den

başka,

bilen olmadığı

bir imtiyazlı ve

istisna uygulamadır.

Resulü Ekrem’in,

Habibi Rabbil Alemin,

Sultan-ı Enbiya,

Fahr-ı Kainat,

Hz. Muhammed Aleyhisselat-ı Vesselamın,

bize müjdelemiş olduğu,

sair dinlerin tabilerinin de,

bir çok faideleri elde etmek için,

çeşitli şekillerde,

taklid etmeye çalıştıkları,

Ramazan ayı,

yani oruç ayı geliyor.

Müjdeler olsun Müslümanlara.

Ramazan Risalesinde

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri,

dikkatimize sunduğu,

bir hususa riayet etmemiz,

olukça önemlidir. 

“Orucun ekmeli ise: Mide gibi

bütün duyguları;

gözü,

kulağı,

kalbi,

hayali,

fikri gibi

cihazat-ı insaniyeye dahi

bir nevi oruç tutturmaktır.

Yani muharremattan (haramlardan),

malayaniyattan (boş şeylerden)

çekmek ve

her birisine mahsus

ubudiyete

sevk etmektir (yönlendirmektir).

Mesela dilini

yalandan,

gıybetten ve

galiz tabirlerden ayırmakla

ona oruç tutturmak.

Ve o lisanı,

tilavet-i Kur'an ve

zikir ve

tesbih ve

salavat ve

istiğfar gibi şeylerle

meşgul etmek…

Mesela, gözünü

nâmahreme bakmaktan ve

kulağını fena şeyleri işitmekten

men'edip,

gözünü ibrete ve

kulağını hak söz ve

Kur'an dinlemeye

sarf etmek gibi

sair cihazata da

bir nevi oruç tutturmaktır.

Zaten mide

en büyük bir fabrika olduğu için

oruç ile

ona tatil-i eşgal ettirilse

başka küçük tezgâhlar

kolayca ona ittiba ettirilebilir...

İşte Ramazân-ı Şerif'teki oruç,

doğrudan doğruya

nefsin fir'avunluk cephesine

darbe vurur,

kırar.

Aczini,

zaafını,

fakrını gösterir.

Abd olduğunu bildirir.

Hadîsin rivayetlerinde vardır ki,

Cenâb-ı Hak nefse demiş ki:

– Ben neyim, sen nesin ?

Nefis demiş:

– Ben benim, sen sensin!

Azap vermiş,

Cehennem'e atmış,

yine sormuş.

Yine demiş:

– Ene ene, ente ente.

Hangi nev'i azabı vermiş,

enaniyetten vazgeçmemiş. 

Sonra açlık ile azap vermiş,

yani aç bırakmış.

Yine sormuş:

– Men ene, ve mâ ente ?

Nefis demiş:

Yani: "Sen benim Rabb-i Rahîm'imsin,

ben senin âciz bir abdinim."

Mektubat, 02.05.2019

Prof. Dr. Cahit KURBANOĞLU

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Advert
GALERİLER