Cahit KURBANOĞLU Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi -6-
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi -6-
Cahit KURBANOĞLU

Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi -6-

Medeniyet suç işlendikten sonra suçluyu sorgulamakta, iman suç işlenmeden önüne geçmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri aslında içtimai, siyasi, bürokratik vb. konuları en iyi bilmektedir. Fakat bu bilgilerinin önem derecesi programının en sonunda gelmektedir. Bunlar fani dünyanın görevi olmayanlar için geçici şeyler olup bu konularla herkes ilgilenmektedir. Ancak onun davasıyla ilgilenen çok azdır.
Merhum Ali Ulvi Kurucu Beyefendi bunu sürekli dile getirmektedir:

“Üstad; Risale-i Nur Külliyatı’nda dinî, içtimaî, ahlâkî, edebî, hukukî, felsefî ve tasavvufî en mühim mevzulara temas etmiş ve hepsinde de hârikulâde bir surette muvaffak olmuştur.” (1/17)

Peygamber aşığı Ali Ulvi Kurucu Ağabeyimiz, Hocamız mütefekkir ve muharrir birisidir. Hayatının İslâmiyetle ilgili büyük bir kısmı Medine-i Münevvere’de geçmektedir. Arapçaya vukufiyeti oldukça fazladır. Onun için de çok önemli müfessir ve velayet sahiplerini tanımaktadır. Zaten kendisi Konya’lı olmakla beraber ömrünü Medine’de geçirmiş ve adeta o aileden olmuştur. Kurucu’nun Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur ile ilgili düşüncelerini dile getirdiği yıllar, külliyatın telifinden hemen sonradır.

Bugün gerek Suudi Arabistan'da gerek diğer İslâm Beldelerinde, gerek Avrupa’da ve gerekse Amerika Birleşik Devletleri’nde, elhamdulillah dünyanın her tarafında üniversitelerde, bir çok bilim adamları Risale-i Nurların bu zamanda bütün insanlığın ihtiyacı olan bir külliyat olduğunu dile getirmektedirler.

Üniversite hocalarından İslami alanda alim olanlar, bugüne kadar bu değerli kaynaklara neden ulaşılamadığı noktasında hem kendilerini hem de bizleri sorgulamaktadırlar.
Nasıl sorgulamazlar? Bakınız, Merhum Kurucu bu külliyatı veciz bir cümleyle nasıl tarif etmekte ve izahlarda bulunmaktadır:

“Nur Risaleleri, Kur’an-ı Kerîm’in nur deryasından alınan berrak katreler ve hidayet güneşinden süzülen billur huzmelerdir.

Binaenaleyh her Müslüman’a düşen en mukaddes vazife, imanı kurtaracak olan bu nurlu eserlerin yayılmasına çalışmaktır. Zira tarihte pek çok defalar görülmüştür ve bizzat şahit olduğum bir gerçek ki bir eserler nice fertlerin, ailelerin, cemiyetlerin ve sayısız insan kitlelerinin hidayet ve saadetine sebep olmuştur.

Âh! Ne bahtiyardır o insan ki bir mü'min kardeşinin imanının kurtulmasına sebep olur.” (1/17)

Bugünkü medeniyet aklı ön plana alarak eğitim verdiği için suç işlendikten, can ve namus tecavüze uğradıktan sonra suç işleyeni sorgulamaktadır. İman, akla ve vicdana mâl edilince, suç işlemeden önüne geçmektedir. Böylece hem şahıslar ve hem de devlet rahat etmektedir.

Şair ve yazar Ali Ulvi Kurucu iman kurtarma hizmetinin ne anlama geldiğini, toplumun çeşitli kesimlerine iman hakikatlarını tebliğ ederek, ikna etmenin ne demek olduğunu, bu hizmetin Rabbimizin Habib’i Resul’ümüz, Peygamberimiz, Mükevvenat onun yüzü hürmetine yaratılan Efendimiz Hazret-i Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa ASV ın varisleri olan Ulemanın yâni âlimlerin, peygamberimizin ilmine; mutasavvıfların yani tasavvuf ehlinin de ameline nasıl varis olduklarını çok iyi bilen birisi olarak, bakınız Risale-i Nurların fütuhatını nasıl dile getirmekdedir:

“İşte Üstad böyle ilmî bir yolu, yani Kur’an-ı Kerîm’in nurlu yolunu takip ettiği için binlerle üniversitelinin imanını kurtarmak şerefine mazhar olmuştur.
Hazretin bu hususta haiz olduğu ilmî, edebî ve felsefî daha pek çok meziyetleri vardır.

Ulema, Resul-i Ekrem Efendimizin ilmine, mutasavvıflar da ameline vâris olmuşlar. İşte bu sebepten dolayıdır ki Fahr-i Cihan Efendimizin hem ilmine ve hem ameline vâris olan bir zata "zülcenaheyn" yani "iki kanatlı" deniliyor.” (1/18-19)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ali     0000-00-00 Bugünkü medeniyet aklı ön plana alarak eğitim verdiği için suç işlendikten, can ve namus tecavüze uğradıktan sonra suç işleyeni sorgulamaktadır. Denmiş imanla akıl birbirine kırdırılmak istenmiş .ne deniyor akıl Baliğ olan mükellef deniyor..eee o zaman nasıl böyle bir şey deniyor aklı olmayan örneğin deli çocuk zaten mükellef değil ki . ama akli melekleri nispetinde sorumlulukları ve gayri ihtiyari cezai yaptırımları da artıyor
GALERİLER