Zuhal GÜNDÜZ Gerçeğin kutsal vizyonu!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Gerçeğin kutsal vizyonu!
Zuhal GÜNDÜZ

Gerçeğin kutsal vizyonu!

Evet, bazı anlarda cesaretimin kırıldığı doğrudur. O anlarda hiçbir şey yapmak istemez zorunluluk dâhilinde yaşamın en uç köşesinde konuk izleyici olarak bulunurum.

Üst üste gelen olumsuzluklar ve bu olumsuzlukların devam edeceği endişesi yüreğimi çepeçevre sarar. Hala hazırda beynim de bu ümitsizliğe çanak tutan gerekçeleri sıralayarak ümitsizlik gökdelenime birkaç tuğla daha taşır. Şeytanın tam mesai çalıştığını düşündüğüm o anlarda şu ayetler yankılanır kulaklarımda;

… Sizin hayır bildiklerinizde şer, Şer bildiklerinizde hayır vardır… Allah (Cc.) bilir siz bilemezsiniz.(Bakara Suresi-216)

…Allah’ın (Cc.) bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim Mevla’mızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a güvensinler.”(Tevbe Suresi-51)

Yankılanmaya devam ettikçe bu ayetler kulaklarımda silkelenir muhataralı o ümitsiz ruh halinden sıyrılır kendime gelirim.

Gerçek; En yalın haliyle var olan, eylemsel varoluşa sahip maddi dünyada karşılığını bulan. Gizlenmediğinde gören göz için görünür olan. O zamanlarda tahmin ettiğiniz evet evet işte o ümitsizlik zamanlarımdan birinde şakşakçı madde makam perest tayfanın içine öylesine hapsolmuştuk ki (bugün dahi tamamen yok oldukları söylenemeyen sürüngenler) tsunami gibi sardılar etrafı. Binbir emekle birkaç şey söylemeyi başarabildiğimiz nadir zamanlarda o söyleyebildiklerimizde ne yazık ki bu müptezel şakşakçıların gerçek dışı sesleriyle boşluğa doğru kaybolup gitti.

Biz yine de yılmadan gücümüz yettiğince dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışıyorduk. Onlar ise bizleri dinlemeden koşuyorlardır aceleleri vardı. Kim bilir hangi toplantıda seminerde ya da benzerinde boy gösterip biz alttakilerin yaptığı hizmetleri kendi yaptıkları gibi servis edip yine gerçeği saptıran uzun uzun süslü cümlelerle menfaatlerine menfaat katacaklardı.

Alttakiler onların derdi değildir elbet bu dünyanın üstünü yaşıyorlardı ya mutluydular, bu konuşmalarımızın en yukarıdakine ulaşması halinde konforlu alanlarından çıkarılma ihtimalleri dahi bedenlerini korku ile sarsıyor o sarsıntı avuçları kızarırcasına daha da daha da şakşaklamalarına yalanlarına yalan katmalarına sebep oluyordu. Bunlar günün sonuna uykuya geçişi kolaylaştırıcı ninniler eklemekten de geri kalmıyorlardı. Bu bu şekilde bir daha bir daha her defasında bu bir dahalar sayısını artırarak kartopu gibi yığıla yığıla gitti.

Bu dönemde insanın riya ve kötülükte tahmin edilecek olanın çok daha ötesine geçebileceğini ne yazık ki defalarca deneyimledim. Hem bunu öylesine profesyonel yapıyorlardı ki fotoğrafa bakınca benim gibiler kötü onlar iyi duruyordu. Oysaki dost acı söyler düşman kasıtlı susar sizi uçuruma sürüklerdi. Boşuna İskender – “hiçbir kusuru konusunda kendisini uyarmayan vezirine; Sana ihtiyacım yok, Vezir neden hükümdarım diye sorduğunda İskender; Ben bir beşerim sen bu kadar süre zarfında hiçbir hatama rastlamadıysan cahilsin, örtbas ettiysen hainsin” dememiştir.

Konuşamıyordum artık çünkü ne zaman bir şeyler diyecek olsam en çok satanlarda ilk sırada olan fenomen şakşakçıların alkış sesleri sesimi bastırıyordu. Vazgeçmeyip sesimi daha da yükselttiğim de ehil olmayan makamları yalnızca işgal eden bu şakşakçı tayfa yaftalama taktiğine geçiyor, üstünü de nankörlük iddiasıyla taçlandırıyorlardı. Bakıyordum artık öyle donuk donuk çok garipti elbet vefasızdan vefa, hayasızdan haya, şerefsizlerden şeref dersi almak!

Rahmetli babaannem ben küçükken bana hep Allahtan (Cc.) korkan kuldan utananlara rast gelesin kızım diye dua ederdi. O zamanlar Allahtan korkmayı az çok anlardım da kuldan utanmayı anlamazdım. Büyüdüm ve bildim bildirdiler kuldan utanmanın, hayâ duygusunun nedenli önemli olduğunu. Böylesi dost görünenler varken düşmana ne hacetti. Bırakındı onları elleşmeyindi kendi belalarını kendi halleri çağırmaya kâfiydi! “Hava öyle puslu idi ki şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor” diyen Rahmetli Kazım Karabekir Paşa ne de haklıydı.

Çıkıp söylemek söylemenin de ötesinde artık haykırmak istedik en yukardakine defalarca her defasında şakşakçılardan bir tayfa koştu geldi etrafımıza başladılar şakşaklarına gerçekle yalanın yerini değiştirmeye, gerçeğin kutsal vizyonu önemli mi, tabii ki onlar için zerre önemi yoktu varsa yoksa emtialarına emtia katma, makamlarına makam ekleme… vs dertleri, üstlerine gidince bu durumları bildireceklerini söyleyip ama asla olduğu gibi bildirmeyip biz dava için mücadele edenlerin önüne set örüp en ön sıralardan kendilerine e tabii cümle akrabalarına yer açtılar. En üsttekine gittiklerinde ise her şey çok iyi dediler dediler ki ses çıkmadı.

O da haklıydı biliyordum tek başına iç de ayrı dış da ayrı hepsiyle uğraşmak zorundaydı. Aslında o da biliyordu tek değildi, biz vardık ama bizi susturup onu tek bırakmaya çalıştılar o var diye vardık biz ada ableme değil ona, onun inşa ettiği siyasi organizasyonun çatısı altında davamıza ülkümüze hizmete gelmiştik. Bizim üzerimize basa basa yukarı çıkan şakşakçılar değildi seçtiğimiz gönül verdiğimiz oydu. Ona bizi unutturmaya hatta bir adım daha ileri giderek kötü nankör olarak göstermeye çalıştılar.

Sonra bir seçim oldu işte hepimizin bildiği günlerdir üzerine yazılıp çizilen tartışma programları düzenlenen. Görüldü ki orada; (şakşakçıların kapattığı)  gerçeği yok saymak gerçeğin bizi ters düz edeceği gerçeğini değiştirmedi. Gerçek kutsaldı şimdi de kutsala uymayanlar günahlarını başkalarına yüklemeye sadakat ilanı yarışına başladılar. Oysaki hepimiz biliyorduk dertleri dava ülkü falan değildi (hiçbir zamanda olmadı) dertleri konfor alanlarına dokunulması, rantlarının ellerinden alınma tehlikesiydi.

Gönül verdiğimiz, inandığımız Türk siyasi tarihinin gelmiş geçmiş en güçlü siyasi oluşumunun kurucusu tek ve vazgeçilmez olan o ise her zaman ki o asil soylu, saygılı duruşunu hiç bırakmadan tebrik etti, milli iradenin tecelli ettiğini, iç ve dış meselelere milli menfaatlerimiz doğrultusunda titizlikle eğilmeye devam edileceğini belirtirken, teşkilatta revizeye gidileceği sinyallerini de verdi. Bu duruş bile bizde sevgisini kat ve kat arttırdı.

İyiydi o çok iyiydi lakin sınanmak iyilerin kaderindendi. O kadar emeğine, kendinden vazgeçip gece gündüz Millet için çalışmasına rağmen sonuçlarda diğerleri gibi seçmene saldırıp hakaretler yağdırmadı, Hamd etti. Var olmanın delili hata yapmaktır, burada önemli olan bunu fark edip geri dönmektir düzeltmek yeniden her şeyin daha iyisini daha güzelini yapmaktır o bunu bildi. Atalarımızın bize bıraktığı saygınlık mirasına halel getirenleri temizleyeceği teşkilatta yeni yapılanmalara gidileceğinin mesajını verdi.

Velhasıl idrake sebep, şükre vesile bu seçimde bizlere gelince tüm bu riyakâr, yiyici, çıkar peşinde koşan bu şakşakçılara rağmen fikrimizin davamızın namusuna sahip çıkıp üstad Abdürrahim Karakoç’un şu sözlerini kendimize şiar edinerek sandıklara gittik. Çünkü bizler çok iyi biliyorduk ki bu menfaatçi, yardakçı, şakşakçıların bu tür haksız kazançları olmasaydı da bir sebep bulunup ya da üretilip (geçmişte yapmadıkları değil) o sebep üzerinden saldırılacaklardı.

Müstahaktır diye insaftan vazgeçilmez,

Zorda kalınsa bile hayduttan dost seçilmez,

Bulutlardan yağacak rahmet gecikse dahi,

Vebal akan çeşmeden tek damla su içilmez…

Sonuç mu; Mağlubiyet gibi görünenin içinde ki kazandırıcı öğreticiliği keşfederek harekete geçildi. Davamız, ülkümüz geçmişimiz geleceğimizin teminatı olarak ortadadır. Bu minvalde ne yapılırsa yapılsın bildiğimiz inandığımız odur ki; “Türk Devleti, Vatanı, Milleti, Bayrağı Allah’ın (Cc.) izniyle ilelebet payidar olacaktır…”

Zuhal KURTYEMEZ

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Advert
GALERİLER