Cahit KURBANOĞLU Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının Sene-İ Devriyesi Vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi 17
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının Sene-İ Devriyesi Vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi 17
Cahit KURBANOĞLU

Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının Sene-İ Devriyesi Vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi 17

Tenkitler insaflı olmalı

Diyanet Riyasetinin uleması tenkit niyetiyle Dâhiliye Vekilinin emriyle üç ay tetkikten sonra, tenkit etmeyerek tam kıymetini takdir edip "Kıymettar eser" diye Diyanet kütüphanesine koyuyor. (9/281)

Bakınız Risale-i Nur’dan istifade eden Merhum Mustafa Gül ve Hasan Feyzi ne yazıyorlar:

“Üstadım eserleriyle, benim imanımı ve âhiret hayatımı kurtarmıştır. Onun gayesi, bütün Müslümanları ve vatandaşlarımızı imansızlıktan kurtarıp saadet-i ebediyeye nâil etmektir. Bizlerin siyasî bir maksatla alâkamız olmadığı bütün mahkemelerde tebeyyün etmiştir. "(5/468)

“O (Bedîüzzaman), Nur'un hâdimidir. Eğer dünyayı istese ve dileseydi, kendisine sunulan hediye ve behiyeleri, zekât ve sadakaları ve bu teberru ve terekeleri (ölen kişinin geride bıraktığı mallar) alsaydı, bugün bir milyoner olurdu.
Fakat o, tıpkı Cenab-ı Ömer'in (ra) dediği gibi: "Sırtıma fazla yük alırsam, nefs-i nâtıka-i kâinatın kalbi (kainatın hayatının kalbi, anlamında Peygamber Efendimiz) ve Allah’ın habibi Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâma ve yârânı (dostları) olan kâmil ve vâsıllara (ulaşanlara) yetişemem ve yarı yolda kalırım." diyor.
"Bütün eşya ve eflâki (âlemleri) senin için yarattım habibim." fermanına
"Ben de senin için onların hepsini terk ve feda ettim." diye verilen cevab-ı Hazret-i Risalet-penahî'ye ittiba (tabi olarak) ve imtisalen (uyarak), o da dünya ve mâfîhayı (içindekileri) ve muhabbet ve sevdasını terk ve hattâ terki de terk ederek bütün hizmet ve himmetini (gayretini) ve şu ömr-ü nâzeninini (değerli ömrünü) envar-ı Kur’aniyenin intişarına sarf ve hasretmiştir." (9/85)

Bediüzzaman, ırkçılığı reddeder.

Dinimiz, müslümanların kardeşliği ile ilgili tek prensibi vardır. “İnnemel mû’minûne ihvetun”, “Muhakkak ki Müslümanlar ancak kardeştir” (Hucurat 10).
Demekki müminler, yani inananlar kardeştir düsturu vardır. Dolayısıyla ırkcılığa ait bir ayırım dinimizde uygun görülmemektedir.
Risale-i Nurlar bu ve birçok hastalığa ilaç olduğu için, ellinin üzerinde dile çevirilerek dünya müslümanlarınca sahiplenilmektedir.
Peygamber Efendimiz ASV bize tebliğ ettiği, kıyamete kadar hükmünü sürdürecek Allah’ın emirlerine mi, yoksa o zatın milliyetine mi bakacağız.
Dolayısı ile din düşmanları, Seyyid olan üstadın milliyetini nazara vererek, kürt yakıştırması ile hakikatlere perde olmaya çalıştıkları gibi; ırkçılık yapmak isteyen özellikle kürtler de bu iddiada bulunarak kuvvet kazanmaya çalışmaktadırlar. Her iki düşünce de art niyetlidir.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, kendisini ziyaret için gelip, Türkçe bilmeyen Kürt kardeşlerimizle bile, ırkçılık öne çıkmasın diye kürtçe konuşmamıştır. Benimle Türkçe konuşun, ben kürtçe bilmiyorum demiştir. Bunu Üstadımızın hizmetkarlarından Merhum Bayram Yüksel Ağabey bizzat anlatmıştır. 
Bakınız Hutbe-i Şamiye de Bediüzzaman milliyetçiliği nasıl anlatıyor kendinden dinleyelim:
“Hürriyet-i şer’iye (İslam dininin izin verdiği serbestlik) ile meşveret-i meşrua (İslam dinine uygun olarak konuları görüşme ve konuşma), hakikî milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi. Hakikî milliyetimizin esası, ruhu ise İslâmiyet'tir. Ve hilâfet-i Osmâniye (Osmanlı Devletinin İslam Devletinin dini başkanlığını yapması) ve Türk Ordusunun o milliyete bayraktarlığı itibariyle, o İslâmiyet milliyetinin sadefi (kabı) ve kal'ası hükmünde Arab ve Türk hakikî iki kardeş, o kal'a-i kudsiyenin (kutsal kalenin) nöbettarlarıdırlar.

İşte bu kudsî milliyetin râbıtasıyla (bağlarıyla), umum ehl-i İslâm bir tek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı (fertleri) gibi İslâm tâifeleri de, birbirine uhuvvet-i İslâmiye (İslam kardeşliği) ile mürtebit (bağlantılı) ve alâkadar olur. Birbirine mânen, (lüzum olsa maddeten) yardım eder. Güya bütün İslâm  tâifeleri (kavimleri) bir silsile-i nûrâniye (nurlu zincir) ile birbirine bağlıdır.”(10/55-56)

Dâhiliye Vekili Hilmi Uran Bey'e Merhum Salih Yeşil Tarafından Yazılan Mektuptan:

“Molla Said, doğumundan itibaren Türk kardeşleri arasında yaşamış, Türk seciyesiyle perverde olmuş, Umumî Harp'te Kafkas'ın karlı dağlarında ...gönüllü alay kumandanı olarak mücahede...büyük bir harp madalyası almış, Sarıkamış Taarruzu'nda, ...yaralı esir olup senelerce Rus garnizonlarında çile çekmiş, firar edip İstanbul'a gelerek... Dârülhikmeti'l-İslâmiye azalığında bulunmuş, Kuva-yı Milliye ihdasında halkı mücahedeye teşvik etmiş; Büyük Millet Meclisinde ...vatanın müdafaası lüzumunu anlatmak ...bu hakiki vatan-perver insanın, evvelce ibadete, imana, itikada müteallik yazdığı ve yazagelmekte olduğu eserleri, din ve dindarları sevmeyen bazı kimselerin, ..., asılsız isnad ve uydurma raporlarla bu zavallı adam, yirmi küsur seneden beri hapis ve nefiy cezalarıyla perişan edilmiş...
Sayın beyim! Kürtlük sözüyle türlü hakarete hedef olan Molla Said, seciyeten takdire şâyan bir Türk âşığı ve İslâmiyet hâdimidir. “(9/156)
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Advert
GALERİLER