Cahit KURBANOĞLU Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi -25
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi -25
Cahit KURBANOĞLU

Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi -25

Bediüzzaman’a yakın olanlar ne söylüyor.

Ahmed Feyzi, Ahmed Nazif, Salahaddin, Zübeyr, Ceylan, Sungur, Tabancalı Bediüzzaman’ı yakından tanıyan ve hizmetinde bulunmuş sadık talebeleridir. Bakınız ittifakla üstadımızı nasıl takdim ediyorlar:

" Risale-i Nur nedir, Bedîüzzaman kimdir?

Her asır başında hadîsçe geleceği tebşir edilen (müjdelenen) dinin yüksek hâdimleri (hizmetkarları); emr-i dinde (dini meselelerde) mübtedi (dine aykırı kurallar çıkaran) değil, müttebi'dirler ( dini kurallara tabi olanlardır). Yani kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm (hükümler) getirmezler. Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ( dini kanunlara) ve sünen-i Muhammediyeye (asm) (peygamberimizin sünnetine) harfiyen ittiba yoluyla (hiçbir değişiklik yapmadan uyarlar) dini takvim (doğrultma) ve tahkim ( sağlamlaştırma) ve dinin hakikat ve asliyetini izhar (ortaya koyma) ve ona karıştırılmak istenilen ebâtîli ref' ve iptal ( boş uydurmaları geçersiz bırakma) ve dine vaki tecavüzleri red ve imha ve evamir-i Rabbaniyeyi (Rabbe ait emirleri) ikame (yerleştirme) ve ahkâm-ı İlahiyenin (Allah’ın hükümlerinin) şerafet ( üstünlüğünü) ve ulviyetini ( yüksekliğini) izhar ve ilan ederler (gösterir ve duyururlar). Ancak tavr-ı esasîyi (esasla ilgili durumu) bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden (özünü incitmeden) yeni izah tarzlarıyla, zamanın fehmine (anlayışına) uygun yeni ikna usûlleriyle ve yeni tevcihat (açıklamalar) ve tafsilat ile (ayrıntılı bilgilerle) îfa-i vazife ederler (görevi yerine getirirler).

Hülâsa: Amel ve ahlâk bakımından ve sünnet-i Nebeviyeye (peygamberimizin sünnetine) ittiba (uyma) ve temessük (sarılma) cihetinden ümmet-i Muhammed'e (peygamberimizin ümmetine) tam bir hüsn-ü misal (güzel bir misal) olurlar ve nümune-i iktida (uyulacak örnek) teşkil ederler..."(13/263)

“Bedîüzzaman hizmet-i imaniye noktasında risaletin (peygamberliğin) bir mir'at-ı mücellası (parlak aynası) ve şecere-i risaletin (peygamberlik ağacının) bir son meyve-i münevveri (nurlu meyvesi) ve lisan-ı risaletin (peygember dilinin) irsiyet (mirası olma) noktasında son dehan-ı hakikatı (gerçekleri söyleyen ağzı) ve şem’-i İlahînin (Allah’ın CC yaktığı ışığın) hizmet-i imaniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti (bahtiyar bir taşıyıcısı) olduğuna şübhe yoktur...”(13/265)

Bu ifadeler sadece bir teslimiyetin ifadesi değildir.

Risale-i Nura gönüllerini vermiş, ondan istifade etmiş, başkalarını da istifade ettirmek için gecesini gündüzüne katan, ilk nur talebeleri o zaman zorluk ve takibat altında, bugünü de değil görme tahmin bile edemedikleri halde, onları bu esere çeken ne idi? Merhum Ahmet Feyzi Ağabey bu konuda yapmış olduğu uzun anlatımlardan kısa bir paragrafını aşağıya alıyorum:

“Risale-i Nur nedir? Bediüzzaman kimdir?

Evet, o zat daha hal-i sabavette ( çocuk yaşta) iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri (görünüşü) kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhirîne (önceki ve son zamanın ilimlerine) ve ledünniyat (yüksek gizli ilimler) ve hakaik-i eşyaya ( varlıkların gerçek iç yüzüne) ve esrar-ı kâinata (kainatın gizli ve derin gerçeklerine) ve hikmet-i İlahiyeye (Allah’ın CC gözettiği gaye ve faydalara) vâris (mirasçı) kılınmıştır ki şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya (mükemmel ayna olmaya) kimse nâil olmamıştır. Bu hârika-i ilmiyenin eşi aslâ mesbuk (gelmiş) değildir.

Hiç şüphe edilemez ki Tercüman-ı Nur, bu haliyle baştan başa iffet-i mücesseme (cisimleşmiş bir ahlak) ve şecaat-i hârika (yüksek kahramanlık) ve istiğna-yı mutlak (Allah’tan başkasına muhtaç olmayan bir zenginlik) teşkil eden hârikulâde metanet-i ahlâkiyesi (sağlam ahlakı) ile bizzat bir mu'cize-i fıtrattır (yaratılış mucizesidir), tecessüm etmiş bir inayettir ve bir mevhibe-i mutlakadır (lütuftur).

O zat-ı zîhavârık (harikalar sahibi zat) daha hadd-i büluğa ermeden bir allâme-i bîadîl (çok büyük bir alim) halinde bütün cihan-ı ilme (ilim dünyasına) meydan okumuş, münazara ettiği erbab-ı ulûmu (ilim sahiplerini) ilzam ve iskât etmiş (mağlup etmiş ve susturmuş), her nerede olursa olsun vaki olan bütün suallere mutlak bir isabetle ve aslâ tereddüt etmeden cevap vermiş, on dört yaşından itibaren üstadlık pâyesini taşımış ve mütemadiyen etrafına feyz-i ilim (bereketli ilim) ve nur-u hikmet saçmış, izahlarındaki incelik ve derinlik ve beyanlarındaki ulviyet ve metanet ve tevcihlerindeki derin feraset ve basîret (izahlarındaki üstün anlayış) ve nur-u hikmet, erbab-ı irfanı şaşırtmış ve hakkıyla "Bedîüzzaman" unvan-ı celilini bahşettirmiştir.

Mezaya-yı âliye (yüksek meziyetleri) ve fezail-i ilmiyesiyle (ilmi faziletiyle) de din-i Muhammedînin neşrinde ve ispatında bir kemal-i tam halinde rû-nüma olmuş (meydana çıkmış) olan böyle bir zat elbette Seyyidü'l-enbiya Hazretlerinin (peygamberimizin soyundan gelenlerin) en yüksek iltifatına mazhar ve en âlî himaye ve himmetine nâildir. Ve şüphesiz o Nebiyy-i Akdes'in (en kutsi peygamberin) emir ve fermanı ile yürüyen ve tasarrufuyla hareket eden ve onun envar ve hakaikine vâris ve ma'kes olan bir zat-ı kerîmü's-sıfattır (Allah’ın ikram sıfatına mazhar olmuştur). “(13/265)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Advert
GALERİLER