Cahit KURBANOĞLU Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının Sene-İ Devriyesi Vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi 32
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının Sene-İ Devriyesi Vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi 32
Cahit KURBANOĞLU

Asrın Derdi İle Dertlenen Adam Vefatının Sene-İ Devriyesi Vesilesiyle Bediüzzaman Said Nursi 32

Sultan 2.Abdülhamid’ten ne istemiş

Gerçek yönü bilinmeyen ve son yıllarda önüne gelenin söz ettiği bir yanlışlık ta Bedîüzzaman’ın Sultan 2. Abdülhamid’e karşı çıkmasıdır. Bedîüzzaman padişaha bildiği doğruları söylemeyi kendine vazife addetmiş olup, doğru bildiklerini de kimseden esirgememiştir. Dolayısıyla Sultan Abdülhamit Han Hazretleri için de bir takım ikazlarda bulunmuştur. Bir Müslüman din kardeşine bile bile yanlış yaptırır mı veya yanlış yaptığında susar mı? Ama padişahın şahsiyeti ve kemalâtı noktasında, veli bir zat olduğunu da kabul etmektedir.
Sadece bir noktaya hep beraber bir bakalım.

“Şöyle ki: Daire-i İslâm’ın merkezi ve rabıtası (bağı) olan nokta-i hilafeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sâbık (geçmiş) sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri, sâbık (geçmiş) içtimaî (toplumla ilgili) kusuratını (ihmal ve tedbirsizlikleri) derk ile (anlayıp) nedamet ederek (pişmanlık duyarak) kabul-ü nasihata (söz dinlemeye) istidat kesbetmiş zannıyla (uygun olduğu düşüncesiyle) ve “Aslah tarîk, müsalahadır (en uygun yol anlaşmadır).” mülahazasıyla (düşüncesiyle), şimdiki en çok ağraz (art niyetler) ve infialâta mebde (gücenmelere, dargınlıklara başlangıç) ve tohum olan bu vukua (meydana) gelen şiddet suretini daha ahsen surette (en güzel şekilde) düşündüğümden, merhum Sultan-ı Sâbık'a, (geçmiş Sultana) ceride (gazete) lisanıyla söyledim ki:
"Münhasif (parlaklığını kaybeden) Yıldız'ı dârü’l-fünun (üniversite) et, tâ Süreyya (Ülker Yıldızı) kadar âlî olsun! Ve oraya seyyahlar (seyahat edenler), zebaniler yerine, ehl-i hakikat (doğruların gerçeklerin sahibi) melâike-i rahmeti (rahmet meleklerini) yerleştir; tâ cennet gibi olsun!
Ve Yıldız'daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini (cahilliğini) tedavi için büyük dinî darü'l-fünunlara sarf ile millete iade et ve milletin mürüvvet (mertliğine) ve muhabbetine (sevgisini) itimat et.
Zira senin şahane idarene millet mütekeffildir (kefildir). Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terket!
Zekatü'l-ömrü (ömrünün zekatını), Ömer-i Sâni halifesi (dahi, adil ve Hz. Ömer ra torunu olan Emevi Devletinin Halifesi) ve yolunda sarfeyle. "(16/29)
Şimdi muvazene edelim (karşılaştıralım): Yıldız, eğlence yeri olmalı veya dârü'l-fünun olmalı?
Ve içinde seyyahlar gezmeli veya ulema tedris etmeli (ders vermeli)?
Ve gasbedilmiş olmalı (rızası dışında zorla alınmalı) veyahut hediye edilmiş olmalı?
Hangisi daha iyidir?
İnsaf sahipleri hükmetsin."
Ben ki bir gedayım (fakirim), bir büyük padişaha nasihat ettim; demek yarı cinayet ettim. "(16/30)

Öğretmen ve Asker siyasetçi olmaz
Bedîüzzaman, meslek hayatında öğretmenlere ve askerlere ayrı bir yer vermiş ve birisinin insan yetiştirmede müstesna bir yeri olduğu, diğerinin de vatan müdafaasında kutsal bir görevi olduğunu, onlara her defasında çeşitli vesilelerle anlatmıştır. Öğretmenin yetiştirdiği kişilerin imanlı olması, onun makamını yükselteceğini, askerlerin ise vatan müdafaasındaki fedakarlığının karşılığı, farzları yerine getirmek kaydı ile takdir edilemeyecek ibadet ve kazançlara mazhar olacağını eserlerinde de okumaktayız.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER