Cahit KURBANOĞLU İman Hem Dünya Ve Hem De Ahiret Saadeti Kazandırır!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İman Hem Dünya Ve Hem De Ahiret Saadeti Kazandırır!
Cahit KURBANOĞLU

İman Hem Dünya Ve Hem De Ahiret Saadeti Kazandırır!

Önümüzde sonsuz hayata bir yolculuk var ve anne rahmine adım atınca başlıyor. Mahkemeyi Kübra dediğimiz büyük mahkemede yolculuk son buluyor. Ondan sonra artık sonsuz bir hayatta, herkes sadece dünya hayatında işlediği amellerine göre; ya ebedi saadete veya ebedi cezaya hak kazanmış oluyor. Şualar’dan aktaracağımız bahis, bu yolculuğun sonunda neler olduğunu kısaca anlatmaktadır:

 

Nasılki Cennet bütün vücud âlemlerinin mahsulâtını taşıyor ve

dünyanın yetiştirdiği tohumları bâkiyane, sonsuz bir şekilde sünbüllendiriyor, öyle de;

Cehennem dahi,

hadsiz dehşetli adem, yokluk ve hiçlik âlemlerinin çok elîm, acı veren neticelerini göstermek için

o adem mahsulâtlarını, yokluk ürünlerini kavuruyor ve o dehşetli Cehennem fabrikası,

sair, diğer vazifeleri içinde,

âlem-i vücud, varlık alemi kâinatını

âlem-i adem, hiçlik dünyası pisliklerinden temizlettiriyor.

Bu dehşetli mes'elenin şimdilik kapısını açmayacağız. İnşâallah sonra izah edilecek.

 

Hem meleklere iman meyvesinden bir cüz'ü ve

Münker ve Nekir'e ait bir nümunesi şudur:

Herkes gibi ben dahi muhakkak gireceğim diye mezarıma hayalen girdim.

Ve kabirde yalnız,

kimsesiz,

karanlık,

soğuk,

dar bir haps-i münferidde

bir tecrid-i mutlak içindeki tevahhuş ve

tek başına hapiste

tam bir yalnızlık içindeki korku ve

me'yusiyetten tedehhüş ederken,

ümitsizlikten dehşete düşerken,

birden Münker ve Nekir taifesinden iki mübarek arkadaş çıkıp geldiler.

Benimle münazaraya başladılar.

Kalbim ve kabrim genişlediler,

nurlandılar,

hararetlendiler;

âlem-i ervaha, ruhlar alemine pencereler açıldı.

Ben de şimdi hayalen ve istikbalde hakikaten göreceğim o vaziyete bütün canımla sevindim ve

şükrettim. (20/255)

 

KABİRDE SORU MELEKLERİ İLE İLİM SOHBETİ

 

Dünyada işlediğimiz her iyi amel,

sabırla geçirilen sıkıntılı ve hastalıklı hayat, tevekkül ile karşılanan yokluk ve fakirlik, çaresizlikle yaşanan mazlumiyet hayatı ve hatta şükür içinde geçirdiğimiz önemsiz bir memnuniyetsizlik,

o hayata sermaye ve

güzel amel olarak gidip,

hesap günü terazimizin sevap kefesine koyulacağı rivayetlerle bildirilmektedir.

İlimde üstünlük kazanan,

özellikle de tefekkür ile Marifetullah ilminde ileri gidenlerin,

kabir hayatında karşılaşacakları manzara tabiki bir başka olacaktır.

Bakınız Şualar’da bu konu nasıl tasvir edilmektedir:

 

Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip,

kabirde Münker ve Nekir'in:

"Men Rabbüke"= "Senin Rabbin kimdir?" diye suallerine karşı,

kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek:

"(Men) mübtedadır.

(Rabbüke) onun haberidir;

müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz,

bu kolaydır." diyerek,

hem o melaikeleri,

hem hazır ruhları,

hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve

rahmet-i İlahiyeyi tebessüme getirdi,

azabdan kurtulduğu gibi;

Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali,

hapiste Meyve Risalesi'ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip

kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatları ile cevab verdiği misillü;

ben de ve Risale-i Nur şakirdleri de,

o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve

kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve

şimdi manen cevab verip onları tasdike ve

tahsine ve

tebrike sevkedecekler inşâallah.  (20/255)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER