Mehmet Nuri BİNGÖL Osmanlı'nın Töresi Sünnetin ta Kendisidir!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Osmanlı'nın Töresi Sünnetin ta Kendisidir!
Mehmet Nuri BİNGÖL

Osmanlı'nın Töresi Sünnetin ta Kendisidir!

Kendi yöremden biliyorum; deyim, tabir ve mahalli töremizin pek çoğunun menşei araştırılınca altından İslami edep veya "sünnet" çıkıyor.

Bizim edebimizde ben kelimesi zorunluluk olmadan kullanılmazdı. Bugünse "ben" diyenden, " bence, görüşümce" diye -adeta- haykırandan geçilmiyor.

Daima ben demek, benim evim, benim arabam, benim fikrim gibi ben’le başlayan cümleler kurmak, bencillik, ben merkezcilik çok ayıptır, büyük bir noksanlıktır halbuki...

Bizim fakirhane, naçizane fikrim gibi tevazu ifadeleri kullanılırdı mazide, şimdi bunları ifade edince acizmişsin sanılıyor

Bizim edebimizde baban, anan nasıl diye sorulmazdı, pederiniz, valideniz nasıllar diye saygı, hürmet ifadeleri kullanılarak sorulur ki öyle olmalı...

Bizim edebimizde sürekli tenkit etmek, hatalar bulmak, yüze vurmak, cedelleşmek ayıptır.Takdir etmek, iltifat etmek, onore etmek, tahammül etmek esastır (Abartmadan)

Bizim edebimizde kadirbilmek, kıymet bilmek iyilikleri unutmamak, iyilik ve ikramda bulunana her vesile ile teşekkür etmek esastır.

Bizim edebimizde büyükler muhatap alınınca en çok kullanılan kelimelerden biri efendim‘dir. Nasılsınız efendim?.. Teşekkür ederim efendim… Saat kaç efendim?.. Saat beşe çeyrek var efendim…”

Bizim edebimizde açlıktan başı dönmüş durumda olsa bile, sofraya sakin sakin oturulur, sanki hiç aç değilmiş gibi yemek sakin sakin yenilir. Gözlerini faltaşı, ağzını faraş gibi açıp çılgınca yenmez. (Bir yerde misafir ise ev sahibine hürmeten yememezlik de edilmez.)

Bizim edebimizde oturduğu evin caddeye veya sokağa bakan balkonuna çamaşır asılmaz.

Bizim edebimizde her zaman ve her mekanda büyüklere hürmet edilir, yer verilir, söz verilir. Zayıflara, güçsüzlere, kadınlara, çocuklara kol kanat gerilir.

Sokakta, meydanda, çarşıda pazarda açıktan yenilmez ve içilmez, dondurma bile yalanmaz.

Açlar, muhtaçlar, alamayanlar, bulamayanlar düşünülür.

Yeyip içtiğini gösterenler, yiyip içtiklerinden, alıp sattıklarından bahsedenler görmemişlerden, sonradan görmelerden sayılırlar.

Bizim edebimizde kadın ve kızlar sokakta, toplu taşıma vasıtalarında, yabancıların arasında çıngıraklı kahkahalarla gülmez, hattâ dışarıda hiç gülmezler. Erkek ya da kadın sert tabanlı ayakkabılar giyerek kibirle takur tukur yürümezler. Bizim edebimizde sokak veya caddedeki kadın ve kızlara adres veya başka bir şey sormak çok ayıptır ve laf atmak sayılır. (Bayan bayana adres sorarsa ayrı meseledir.)

Bizim edebimizde, telefonla konuşulurken, sosyal medyada yazılıp çizilirken bile nezaket, saygı kurallarından taviz verilmez, edep, ahlak kurallarının dışına çıkılmaz.

Bizim edebimizde, kapısı açık olsa bile zile basılmadan, buyur edilmeden hiç bir eve girilmez. Bir kapının zili bir kere çalınır. Peşpeşe zile basılmaz.

Kapı açılmazsa bir süre beklenir, tekrar çalınır, yine açılmazsa geri dönülür.

Durmadan zile basmak, kapıyı yumruklamak, kapı önünde avaz avaz seslenmek çok ayıptır. Bizim edebimizde, hiç kimseye haber vermeden, randevu almadan ziyarete gidilmez. (özellikle bu telefon devrinde)

Bizde ziyarete gidilen yerde (zaruret olmadıkça) tuvalete gidilmez, evin diğer odalarına girip çıkılmaz.

Misafirliğe giderken hane sahibine bilgi verilmeden, müsadesi alınmadan başka birileri götürülmez.

Bizim edebimizde sadaka ve hediye kültürü vardır.

Her fırsatta, her vesileyle, en nazik, en asil bir üslûbla sadaka ve hediye verilir.

Bizim kültürümüzde, lokantaya davet edilen biri yemek listesindeki en pahalı yemeği söylemez. Lokantaya kendisi gitmiş olsa bile

yan masada sade yemek yiyen birileri varsa, lüks yemek sipariş verilmez.

Ramazanlarda, orucu açıp birkaç lokma aldıktan sonra akşam namazı cemaatle eda edilir, ondan sonra yemek yenilir.

Bizim edebimizde faydasız, boş, mâlâyâni konuşulmaz. Konuşunca derde deva, kalbe şifa lüzumlu şeyler konuşulur ve lüzumu kadar konuşulur.

Asla zevzeklik ve gevezelik yapılmaz, komiklik olsun, insanlar gülsün diye, beni dinlesinler diye konuşulmaz..

Can sıkacak, moral bozacak konular açılmaz, açılmışsa uzatılmaz, şom ağızlık yapılmaz.

Bizim edebimizde konuşmak değil dinlemek güzeldir. Hiç bir şekilde (özellikle çocukların yanında) gıybet edilmez, insanların gizli ayıp ve günahları araştırılmaz, istemeden öğrenilse bile bunlar açığa vurulmaz gizlenir, başkaların ayıp ve kusurlarına karşı karanlık gece gibi olunur.

Bizim edebimizde hiç bir yerde, hiç kimsenin yanında, özellikle kadınların, çocukların yanlarında lan, ulan, yuh, aha, oha vb gibi kaba, argo kelimeler ve küfür sözleri asla kullanılmaz.

Bizim edebimizde, bir adamda veya kadında gerçek terbiye ve kültürün olup olmadığı, konuşmasından ve yönelttiği sorulardan anlaşılır.

Bazı soruları sormak, sürekli soru sormak, üstüne vazife olmayan şeyleri sormak ayıptır.

Bizim edebimizde selam vermek, hal hatır sormak vardır. Ziyarete gittiğinde yer gösterilmeden oturulmaz.

Hanemize misafir geldiğinde ise hiç ayrım yapılmaksızın sultanlar gibi karşılanır, sultanlar gibi ağırlanır, sultanlar gibi uğurlanır.

Yapmacık, hareketlerden, sözlerden ve her türlü aşırılıklardan kaçınılır. Bizim edemizde temizlik esastır.

Kalp temizliği, dil temizliği, beden temizliği, çevre temizliği vazgeçilmezdir. Bizim edebimizde elimizle, dilimizle bulunduğumuz ortamı, yaşadığımız çevreyi kirletmek yoktur, ayıptır.

Bizim edebimizde yaratılana hoş bakmak, merhamet etmek hatta hürmet etmek vardır.

Sahipsiz olsalar bile, kedi, köpeklere, kuşlara, ağaçlara, yeşilliklere merhametli olmak vardır. Onlara su ve yiyecek verilir. Hiç bir canlıya, hiç bir varlığa asla merhametsizlik ve gaddarlık yapılmaz.

Bizim edebimizde balkonunda, dumanı ve kokusu komşularına gidecek şekilde ızgara yaparak bile komşuya eziyet edilmez. Yapılan yemekler komşuya ikram edilmeden yenilmez. Komşunun sıkıntısına sabretmek te vardır. Her olumsuzlukta şikayet etmek, komşunun kapısına dayanmak olmaz..

Bizim edebimizde sofraya ailecek oturulur. Yemeğe büyükler başlamadan, küçükler, garipler, yetimler, misafirler doymadan ve dua edilmeden de kalkılmaz.

Bizim edebimizde insan eşrefi mahluktur. İnsan olması hasebiyle herkes hata yapabilir, sendeleyebilir, düşebilir ama alçalmaz. Yani ulu orta günah işlenilmez, işlenilmiş günahlar ulu orta anlatılmaz, ayıbıyla kusuruyla övünülmez, ayıp ve günahlardan utanılır.

Bizim kültürümüzde Allah’dan cc korkmak, kuldan utanmak esastır.

Dini değerler, toğlumsal değerler hafife alınmaz, aşağılanmaz, çiğnenmez.

Bizim edebimizde trafikte hız yapmak, kural ihlali yapmak, başkalarının haklarına girmek de olmaz.

 

MİLLİ edebimizde başkalarından istemek, başkalarının eline bakmak ayıptır. Ama maddi şeylerde vermek, vererek mutlu olmak esastır.

Sadece ilim, irfan, nasihat ve dua gibi manevi şeyler istenebilir.

Bizim edebimizde kutsala hürmet, yüceltme vardır. Mesela Mekke-Medine yerine Mekke-i mükerreme, Medine-i Münevvere denilir.

Alimler, veliler Peygamberler isimleriyle anılmaz, hürmet ve tazim ifadeleriyle birlikte anılırlar.

Bizim edebimizde kendi şehrine, ailesine, milletine, siyasi liderine, tuttuğu takımına, hocasına, şeyhine, duyduğu saygı ve hürmet başkaları için de gösterilir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER