Recep YAZGAN 5816’nın Hikâyesi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
5816’nın Hikâyesi
Recep YAZGAN

5816’nın Hikâyesi

Türkiye’de YouTube, Geocities ve Wikipedia’ya yayın yasağı getirilmesi, AB ilerleme raporunda ifade özgürlüğüne engel kanunlar arasında kabul edilen 5816 sayılı ‘Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’ a muhalefet sebebiyleydi.

Kanun metnini Alman Yahudisi Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch yazmıştı.

Neden bir Yahudi’ye yazdırılmıştı?

Hirsch şöyle anlatıyor;

“Adnan Menderes'in adamları benden bir formül istediler. Türkiye Millet Meclisinde  ''Atatürk koruma kanunu" reddedildi. "Bize bir formül, biz bu konunu çıkarmamız lazım" dediler.

Ben de bir formül buldum. Evet, ölmüş bir insan hukuk tarafından korunamaz, dünyanın hiçbir yerinde savunulacak bir şey değil ama burada şöyle bir kurnazlık geldi aklıma; onu seven insanların hissiyatı rencide olacak şekilde davranılırsa bu yaşayan insanların hukuku alanına girer.

Burada korunmak istenen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı Türk milletinde genel olarak yaygın bulunan hayranlık ve saygı duygusudur”

Menderes Hükümeti’ni seçimden bir yıl sonra bu kanunu çıkartmaya o sıralar Ticaniler’in Atatürk büstlerine saldırılarının yönelttiği söylenir.

Gerçek sebep bu mudur?

Değildir.

Atatürk öldükten sonra İnönü Cumhurbaşkanı oldu, Milli şef dönemi başladı.

İnönü Resmi dairelerdeki ve paraların üstündeki Atatürk resimlerini kaldırarak yerine kendi resimlerini koydurttu.

Bu duruma en çok kızan DP’nin kurucusu Celâl Bayar’dı.

Bayar, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensubu ve Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti üyesi, bakan ve Atatürk’ün son başbakanıydı.

1950 seçimlerinde oyların yüzde 53'ünü alan DP büyük bir seçim başarısı elde ederek tek başına iktidara gelince Celal Bayar 22 Mayıs 1950'de cumhurbaşkanı seçildi.

Menderes Başbakan olduktan sonra Cumhurbaşkanı Bayar’ın telkinleriyle İnönü'ye “Siz Milli Şef olabilirsiniz ama birinci adam değilsiniz" diye seslenerek 5816 sayılı Kanunu Meclis’e getirdi.

Üye sayısı 487 olan Meclis’te 288 oy kullanıldı. Kanun 232 kabul, 50 ret oyuyla çıktı. 6 kişi çekimser kaldı, 199 kişi oy kullanmadı.

Teklif 31 Temmuz 1951’de kanunlaştı.

Karşı çıkanların arasında DP Milletvekili Halide Edip Adıvar da vardı.

Diyordu ki;

"Cumhuriyetin banisi Atatürk'e dil uzatmak gibi bir saygısızlığın önüne geçmek için yeni bir kanun yapmayı bir şark zihniyetinin yeni bir mahsulü diye telakki ederim”

CHP Mardin Milletvekili Kamil Boran’ın itirazi konuşması;

“Eğer bugün Atatürk'ü sevmeyenler, Atatürk'ün bugünkü Türkiye'yi yaratan inkılaplarını benimsemeyenler varsa, Meclis ve Hükümet el ele vermeli, ceza tehdidiyle değil, kafalara ve gönüllere hitap ederek bunlara Atatürk'ü sevdirmeye gayret etmelidir".

5816 Sayılı Kanun’a muhalefetin cezası en fazla 3 yıl, heykelleri tahrip etmenin cezası 5 yıldır.

Yazar Mustafa İslamoğlu ile gazeteci Hakan Albayrak bu kanundan ceza alan isimlerin arasında olmasına rağmen 5816 en çok solcuları vurmaktadır;

Öğretim görevlisi Atilla Yayla 5816 sayılı kanuna muhalefetten ertelemeli olarak 15 ay hapis cezası aldı.

Ahmet Altan'a Atakürt başlıklı yazısından, İpek Çalışlar Latife kitabından dolayı dava açıldı.

Yayıncı Ragıp Zarakol, Fatih Taş, Ahmet Önal, şair Can Yücel’e de…

Yazar Yılmaz Odabaşı ile yayıncı Niyazi Koçak’ın "Düş ve Yaşam" isimli kitabı 1997 yılında Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.

Yargıtay 5 Şubat 1999 tarihinde kararı onadı.

Odabaşı'na 2 yıl 6 ay hapis, Koçak'a 4 bin 550 TL para cezası verildi.

Davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürdüler.

Türkiye başvurunun reddi için çok uğraştı. AHİM’de 5816 sayılı kanununu savundu.

Karar AİHS’in ifade özgürlüğünü düzenleyen 10'uncu maddesine, 5816 sayılı kanun da 10/2. Maddesinin “demokratik bir toplum için zorunluluk” ilkesine aykırı bulunarak Türkiye 21 Şubat 2006’da mahkûm edildi.

Odabaşı'na 6 bin Avro, Koçak'a da 2 bin 450 Avro tazminat ödendi.

Demirel'e 5816. Madde sorulduğunda o bu meseleyi kıvrak bir şekilde geçiştirmişti;

“Bunları konuşmanın zamanı gelmedi”

Ayasofya’nın ibadete açılmış olması bunları konuşmanın zamanının geldiğinin emaresi olabilir mi?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER