Vehbi KARA Kanal İstanbul Niçin Gereklidir?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kanal İstanbul Niçin Gereklidir?
Vehbi KARA

Kanal İstanbul Niçin Gereklidir?

Gemilerin sebep olduğu kazalardan ve bunun ne derece tehlikeli olduğundan bahsederek “Kanal İstanbul” projesinin önemli olduğunu onlarca yazımda dile getirmiştim. Faydası olmayacaktır lakin yine de vazifemi yapmış olmak için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı başta olmak üzere bazı yöneticilerin akıllarını başlarına almaları için bazı önemli hususları tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum.

Öncelikle Kanal İstanbul’un ekonomik olduğu kadar bir güvenlik meselesi olduğunu anlamak gerekiyor. Türkiye'nin Boğazlarından geçen yabancı gemileri durdurabilmesi, denetleyebilmesi çok önemlidir. Milyonlarca dolar gelir getirmesi bir tarafa 20 milyon insanın yaşadığı bu metropolün güvenliği söz konusudur.

Bu maksatla Türkiye'nin Boğazlarda yeniden hâkimiyetini ilan etmesi için doğal suyolu olan boğazlara alternatif kanallar açılması gerekiyor. Böylece gemilerin İstanbul Boğazı yerine Kanal İstanbul’a yönlendirilmesi mümkün hale gelecektir. Aksi takdirde alternatif bir suyolu olmadan; Montrö Anlaşmasına bir biçimde denetleme ve yönlendirme yapmak mümkün değildir.

Geçen yıl Beyrut’ta patlamaya neden olan 2750 ton amonyum nitrat, 6 sene önce İstanbul Boğazı’ndan geçmiş ve buraya gelmişti. Düşünün bakalım aynı sabotajı bir de Boğazda yapmış olsalardı ne denecekti?

Hiç şüphesiz Kanal İstanbul’a karşı çıkanlar “nerede bu devlet?”, “niçin önlem almadınız?” şeklinde sorular soracaklardı. Fakat devlet bundan daha büyük tehlikeleri önlemek adına “Kanal İstanbul” projesi ürettiğinde ilk önce bu istemezükçü gruplar ortaya çıkmaktadır.

Cumhurbaşkanımızın ısrarla üzerinde durduğu “Kanal İstanbul” basit bir konu değildir, Türkiye için stratejik bir güvenlik meselesidir. Buna itiraz edenlerin biraz sağduyu ile meseleye bakması gereklidir.

Kanal İstanbul konusu sadece siyasetçilerin değil güvenlik konusunda çalışan herkesi ilgilendirmektedir. Sırf hükümete muhalefet olsun diye insanların canlarını hiçe sayan istemezükçülere bazı olayları tekrar hatırlatmamız gerekiyor. Zira karşımızdaki dehşetin farkında olmayanlar çoktur.

Muhtemel İstanbul depremi için senaryolar yazılıp akla hayale gelmedik teoriler üretilirken her yıl defalarca kaza yaşanmasına rağmen milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul Boğazının tehlikeleri hakkında kimse iki kelime söylememektedir. Umarım bu makale iktidara düşmanlık yüzünden gözlerinden başka akıl ve kalpleri körleşmiş insanları uyandırmaya vesile olur.

Askeri gemiler de dâhil olduğunda İstanbul Boğazından yüzden fazla geçiş yapmışımdır. Her geçiş ister kılavuz kaptan olsun ister olmasın daima stresli olur. Zira İstanbul Boğazının ters akıntıları, her zaman için kaptanlara çeşitli sürprizler barındırmaktadır.

İstanbul Boğazında maksimum 80 dereceye varan 12 adet dönüş noktası vardır. Özellikle draftı yüksek gemilerin çok dikkat etmesi gereken bu dönüşler; ters akıntılarla birleşince oldukça tehlikeli durumlar meydana getirir.

Bazen hiç ummadığınız bir anda akıntı nedeniyle gemi, aniden dümen dinlemez olur. Bakarsın; bir balıkçı teknesi sinsice yaklaşarak birden önüne çıkıverir. Sarayburnu civarında ise yolcu ve gezi gemileri her tarafı doldurmuştur. Her biri kendi âleminde seferini tamamlamakla meşguldür. Transit yapan gemileri düşünmezler bile…

İstanbul ve Çanakkale boğazlarında en tehlikeli durum ise makine veya dümen arızasıdır. Ne ilginçtir; her iki boğaz geçişi esnasında dümen arızalarını yaşamış bir kaptanım. Allah korudu da kazasız atlatmak nasip oldu.

Fakat ne kadar dikkat ederseniz edin bu Boğazlar ve özellikle İstanbul Boğazı; tehlikelere açık olup facialara hazır olmayı gerektirir. Bu yüzden İstanbul Boğazı, hala tek taraflı olarak gemi trafiğine açık olup Çanakkale Boğazı gibi çift yönlü geçiş; yapılmaz.

Özellikle Kandilli feneri civarında boğaz o kadar darlaşır ve yüksek akıntı meydana gelir ki bazen dümeni alabanda ile (maksimum açı ile) basmak gerekir. Bu bölgede 200 metreden büyük iki gemi aynı anda karşı karşıya geçiş yapsa bir tanesinin diğerine temas etmesi mümkündür. Çünkü gemi dönüşleri kara araçlarının hareketi gibi değildir. Dönüş yönünün aksine doğru savrulur ve geminin kıç tarafı trafik hattının karşı tarafına geçer.

Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı dünyanın en tehlikeli suyollarından bir tanesi olarak İstanbul Boğazı gösterilir. Elbette boğaz çevresinde milyonlarca insan yaşadığı için ciddi önlem alınması gereklilik hatta zorunluluk haline gelmiştir.

İşte İstanbul Boğazı dünyanın en dehşetli deniz kazalarının meydana geldiği suyollarından bir tanesi olup trafik yoğunluğunun artması dolayısı ile her an büyük bir tehlikeye yol açacak şekilde karşımızda durmaktadır.

Gemilerin çatışmasından tutun batmasına kadar hatta yalılardaki insanları tehdit edecek kadar yüzlerce olay yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Sadece insanları değil milyonlarca deniz canlısı için de çok büyük tehlikeleri barındırmaktadır.

43 Romen denizcisinin öldüğü Independenta faciası bunlardan sadece bir tanesidir. Bunu yazarken dahi tüylerim diken diken oluyor. Hâlbuki Kanal İstanbul sayesinde bütün bu tehlikelerin önüne geçilecektir.

15 Kasım 1979 tarihinde sabahın dördünde müthiş bir patlama sesi ile uyanmıştım. Evimiz Fatih’teydi ve İstanbul Boğazını gören bir konumdaydı. Topkapı Sarayı hizasında her taraf alev topuna dönmüştü. O yıllarda terör olayları yoğun olarak yaşandığı için bunu “komünistler yaptı” diye düşünmüştük.

Hâlbuki 7500 ton taşıma kapasiteli Evriali gemisi, tam yol ile 145 bin tonluk Independenta tankerine, iskele tarafında bulunan tankların bulunduğu yerden şiddetle çarpmıştı. Her taraf alevler içindeydi ve göğe simsiyah dumanlar yükseliyordu.

Tam 27 gün boyunca Independenta tankeri yanmış ve 75 bin ton ham petrol denize dökülmüştü. Mucizevî bir şekilde tanker İstanbul Boğaz akıntısı ile Kadıköy önlerine gelmiş ve burada sığlığa oturmuştur. Fakat benzer şekilde hala İstanbul büyük bir yangın tehlikesi altındadır ve tam bir çevre felaketi yaşanabilecektir.

Dünyanın 10 büyük deniz kazalarından biri olan bu dehşetli olayda; mahkeme, Yunan Gemisi Evriali’yi yüzde 90 oranında suçlu bulmuştu. Lakin “bade harabil Basra”. Denizcilerle birlikte milyonlarca deniz canlısı yaşayamaz hale gelmişti.

Yaşanan felaketin büyüklüğü nedeni ile Montrö Sözleşmesine ilave olarak Boğazlar Tüzüğü Kanunu adı altında birçok tedbirler alındı. Yeni trafik düzeni ve VTS (Vessel Traffic Services) kuruldu. İşte bu tedbirler sayesinde İstanbul Boğazındaki birçok deniz kazaları bir parça önlenmiş oldu.

Peki, bu tedbirler yeterli midir?

Asla yeterli değildir. Çünkü deniz kazalarını sadece petrol tankerleri olarak düşünmemek gerekir. Askeri gemilerden tutun kuru yük gemilerine kadar bütün suüstü vasıtaları tehlikeli madde ile doludur. Bunların yol açacağı kazalar eski İstanbul yangınlarında olduğu gibi milyonlarca insanı evsiz bırakacak kapasitededir.

Ne kadar önlem alırsanız alın İstanbul Boğazı gibi bir yerde deniz kazalarını önleyemezsiniz. Bunun yerine en akıllıca çözüm Kanal İstanbul’dur. Eğer muhalefet partileri ve özellikle de İstanbul’a belediye başkanı olarak seçilen Ekrem İmamoğlu’nun insanlara karşı bir parça saygısı varsa bu çok önemli projeye karşı çıkmaz.

Kanal İstanbul’un faydalarını anlatmak maksadıyla ekonomik, sosyal ve denizcilik açısından çeşitli disiplinlerle ilgili onlarca makale yazdım. Bu konulara tekrar girmek istemiyorum. Sadece insan ve çevre sağlığı açısından ele alınsa dahi çok önemli olan bu projenin hayata geçirilmesi gereklidir.

2011 Yılından beri tek bir çivi çakılmamıştır. Devlet bürokrasisi hala çok hantaldır. “İstemezük kafa yapısı” hala çok güçlüdür. Vatan caddesine karşı çıkanlar her üç boğaz köprüsüne de karşı çıkmış hatta Keban barajına bile “elektriği toprağa mı vereceğiz” diye ahmakça muhalefet adına kendilerini rezil edecek şekilde itiraz etmiştir.

İşin kötüsü hala karşı çıkmaya devam ediyorlar. Çünkü İstanbul Havaalanında olduğu gibi Türkiye’nin önemli bir merkez olmasını istemeyen Batılı güçler büyük gayret içerisindedir. Besleme akademisyenler ve yazarlar çoktur. Medyada ve özellikle de televizyonlarda hep bu beyin yapısı gelişmemiş kişileri izlersiniz. Bunlar “denizcilik” sözünden doğru dürüst bir şey anlamazlar. Onların anladığı “Boğaz’da rakı içmektir”. Bu denli ayyaş ve sefih insanlardır. Ne yazık ki insan ve çevre sağlığına karşı da saygıları yoktur. O halde Kanal İstanbul’un ne olduğunu bir kere daha anlatalım:

Kanal İstanbul bir Türk Projesidir. Üniversite ve araştırmacılardan meydana gelen 57 kuruluş 11 yıl çalışıp etüt yapmış, 16 bin sayfa rapor hazırlamıştır.

15 milyar dolar, sadece Kanal Proje bedelidir. Kanal İşletmesinin yıllık getirisi yaklaşık 8 milyar dolar olacaktır. Bu bedel 103 ülkenin Milli Gelirinden daha fazladır..

Kanal 44 km boyunda, 400 metre, 25 metre derinliğinde olacaktır. Ortalama her yıl 40-45 bin gemi geçiş yapacaktır.

Ana işletme şirketinden başka yapılacak tesisler sayesinde 1 milyon 500 bin insana iş imkanı doğacaktır.

Projenin toplam alanı 453 milyon metrekaredir. Bunun 78 milyon metrekaresi İstanbul Hava Limanı, 30 milyon metrekaresi Kanal alanı, 33 milyon metrekare Isparta Kule ve Bahçe Şehir, 108 milyon metre kareyollar, 167 milyon metre kare imar parselleri,  37 milyon metrekare ortak kullanıma açık yeşil alan, 26 milyon metre kare ağaçlandırılmış koruluk alandır.

Yeni bir şehir kurulacak olup 7,5 milyon nüfusu barındırabilecektir. Kanal boyunca araç ve yaya geçişi için 10 köprü inşa edilecektir. Küçükçekmece gölü ve Sazlıdere barajı zaten kanal geçişi için hazır bir su yoludur. Kalan su yolu için ise toprak kazılacak ve Terkos gölünün doğusundan Karadeniz’e çıkılacaktır.

Küçük tekneler için oluşturulacak haliçlerde marinalar yapılarak ülkemizin denizcilik gelirleri artacaktır.

Kanal boyunca 8 şeritli yollar ile birlikte yeşil parklar ile korulukların altları otopark olacak , toplamda 350 bin araç parkı oluşacaktır. Kanalın her mahallesinde kurulacak camilerden ayrı merkezde 72 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği ve aş evleri olan büyük bir külliye meydana getirilecektir.

Kurulacak haliçlerden birinde “Serbest Ticaret Bölgesi” kurulacaktır. Ayrıca çeşitli ülkelerin turistik tipik kültürel mimarilerini temsilen 2 katlı yapılar olacaktır. Bu yapıların ülke yemeklerine özgü restoran, üst katı tanıtım ofisi düşünülmektedir. Mülkiyet ise yerli işletmeciler başta olmak üzere para kazanmak isteyen ve kültürlerini yaymak isteyen yabancı girişimcilere ait olacaktır.

Türkiye 'ye çağ atlatacak böyle güzel bir projeye karşı çıkanların bir daha düşünmelerinde yarar vardır, vesselam…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER