Mehmet Nuri BİNGÖL "Silik Söz”lerin Gezdiği Arena
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Mehmet Nuri BİNGÖL

"Silik Söz”lerin Gezdiği Arena

Piyasada arzıendam eden ve “gayr-ı memnun” zihinlerin eseri  algı operasyonları için kullanılan laflar zihin bulandırmak ve “algı operasyonu” için orta yere çıkarılıyorsa, sabırla karşılanıp geçiştirilmelidir.

 

Çünkü “Herkes benim gibi bilir. Beyhude çene çalmak beyhudedir.” ölçüsünü burada da kullanmayı gerekli görüyorum.

 

“Asli hizmet”imizin hayatımızda büyük bir mekan tutması lazımken, “ara sıra” bulunması gereken "geniş daire" olan iç ve dış siyaseti ehline bırakmak gerektiğini düşünenlerdenim...

 

O “silik sözleri” yine çağımızın müceddit eserleri R.Nur yazarı Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadeleriyle:

 

“Onda olan hodgamlık, bundan çıkan hodbinlik, gurur, inad birleşse; öyle günah oluyor ki beşer şimdiye kadar ona isim bulmamış.” denilmiş.

 

Bunun misalini de şöyle verir Nur Üstad:

 

“Hem mesela bir adam, tek yalancı sözünü doğru göstermek için, İslam’ın (ve müslümanın)  felaketini kalben arzu eder. Şu zaman da gösterdi: Cehennem lüzumsuz olmaz, Cennet ucuz değildir.” (Sözler, Lemaat, 709)

 

Bu nevi  insanların kökeninden tutun da nelerden nemalandıklarına kadar o kadar çok bilgi-belge-hatıra ve tahlilimiz var ki ne bu sütuna sığar. Ne de “Haksızlığı hak dava eden adamlara karşı hak dava etmek bir nevi haksızlıktır.” itabına muvafık gelmeyi münasip görmem, kimse de o ceremeyi çekmek istememelidir.

 

Sadece bir noktaya temas edip geçeceğim. Hadisten istihraç edilmiş bir kelamı kibarı da mı bilmez bu muhteremler? Temeli onca bozuk gruplar bile varmak istedikleri  yerlere varalı o kadar çok oluyor ki.

 

“Haramın binası olmaz” beyanına zıt hallerimiz bizi “güdük ve …” bırakıyor diye düşünmek bir büyük şehrahtır.

 

Hele bütün menfiliklerin bir araya geldiği bir Zillet (millet) ittifakı partilerine destek vererek hayra veya müspete varmayı uman; bu vebale girmeyi bile göze alan insanların mantığına, izan ve vicdanına ne ad vermem gerektiğini bilemiyorum.

 

***

 

“Zaman olur zıd zıddını saklarmış. Lisan-ı siyasette lafz mananın zıddıdır. Adalet külahını zulüm başına geçirmiş. Hamiyet libasını hıyanet ucuz giymiş. Cihad ve hem gazaya bağy ismi takılmış. Esaret-i hayvani, istibdad-ı şeytani hürriyet nam verilmiş.” (Sözleri Lemaat, 707)

 

Başka ilave edilecek bir mesele var mı Üstad’ın beyanı üzerine?

 

“Lisan-ı siyasette”nin manası nedir? “Politika dilinde, politik zeminlerde.”

 

Peki, neden devleti güç kullanarak ele geçirme ameliyesi değil de “politika.”?

 

Cevap o günün şartlarında gizli. İttihad ve Terakki  Fırkası, “üç beyinsiz” in (Safahat, M. Akif) siyasi ikbali uğruna Ahrar ve İtilaf fırkalarının düşüncelerini almadan harp macerasına atılmış, siyasi intiharının peşine ülke ve milletin hepsini sürüklemiştir. Üstad’ın 1.Dünya Harbini tenkit edenlere karşı verdiği, cevapları “beşer zulmeder, Kader adalet eder” ölçüsü muvacehesinde ve netice alındıktan sonrası içindir.

 

Bütün bunlara şahit olan Üstad, “Ben değil, onlar  benden ayrılıp bataklık yoluna saptılar.” şeklindeki cevabında dediği gibi, mevzu “Anadolu Harekatı”yla değil, politika ile alakalıdır.

 

Şimdilerde moda olan “algı operasyonu” tabirinin asli kaynaklardaki ifadesi “cerbeze”dir. Nedir cerbeze? Üstad Nursi'nin verdiği bir misal var:

 

“Bir insanın bir yılda attığı balgamın ondan bir anda sudurunu vehmetmek”tir. Ya da “varlığı” bilinen Barla Denizi’nin battığını iddia etmektir.

 

Malum mefhum,  “baldıran zehrini” içmeyi göze alabilecek yükseklikteki fedakarlığa –kalkıp- ihanet yaftasını vurmaya kalkar.

 

Dinî ve irfanla alakalı çalışmaların önünü,  sivil zeminlerde açan insanları “himmetsizlikle” suçlamak “cerbeze” oltasına yakalanmak demektir.

 

2000’lerden sonra “isim ve resim” den ibaret kalıp, “üçüncü devir”ine girdiği aşikar bir arkaik görüşün sürdürüldüğü iddiasına kargalar bile güler.

 

O kadar “âla-yı vâla” ile “toz kondurmadığınız” DP döneminde, o “isim ve resmin” daha bir canlandırıldığını hatırlarsanız, yapılan “algı operasyonu”nun büyüklük ve kahrediciliğini daha iyi anlarsınız.

 

Sadece bir 5816 sayılı kanun ile Ankara’daki malum anıt dahi bazılarının “samimiyetsizliğini” göstermiyor mu? Demek ki “iktidarda muhafaza etme”  ameliyesindeki temel saik “mutlak hayır” ya da “süfyana lafla ve Süfyanizmi savunan partileri destekleyerek  sözde karşı çıkmak değil”, “bazı biçare yanlışçılara  (mesela Ak Partili kimilerine) ehven-i şer” olarak bakmaktır. (Emirdağ Lahikası, II. Cilt.)

 

163.  maddeyi ilga eden bir eski başbakanı “diktacı” ilan etme garabeti de “İstanbul Dükalığı” ile "Ankara derinlerinin" cerbezesi - algısı değil miydi?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Advert
GALERİLER