Emine İPEK Değerinizi Bilenler Yanınızda Olsun
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Değerinizi Bilenler Yanınızda Olsun
Emine İPEK

Değerinizi Bilenler Yanınızda Olsun

Bir insanı tanımak için ya alışveriş etmeli, ya yola gitmeli, yada yemek yemeli der eski adamlar. Kim demiş ise elinden, alnından öpmek lâzım. Zira hepsi de eminim ki bunu söyleyen insan yaşamış ve kazıklarında en büyüğünü yedikten sonra bu sözü söylemiş bu da gele gele bugünlere atasözü olarak zihinlerinde yerleşmiştir.

Biraz ironi oldu sanki değil  mi? Olsun. Bir kaç gündür gülen yüzlerimizin  o mütebessim çehreleri sanki değişmişti. " Yok be Bülent abi. Bizim dostluğumuz kapıya kadar değil. Mezara kadar!!!

Huhhuuuuu.

Efsanesiniz arkadaşlar.

Sözün detaylı kanadına gelince derler ki "İnsanlar belli değer yargılarına sahiptir. İnsan, inandığı dava veya mensup olduğu dinin kendine yüklediği görevleri yerine getirdiği için iyi sanılmamalıdır. İnsanın nasıl bir karakter taşıdığı asıl sosyal münasebetler de, özellikle alışveriş gibi çıkarların çatıştığı durumlarda yada kendi ortamından uzaklaşmasın da ortaya çıkar.

Gelelim konu ile alâkalı ders olacağımız olaya.

Buyrun,

Vaktiyle ergin bir meslek erbabı, yıllarca yanında

yetiştirdiği çırağını imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip:

'Oğlum' der 'Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Çırak, elinde pırlantayla bir bakkal dükkânına girer ve 'Şunu alır mısınız?' diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: 'Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın' der.

Çırak teşekkür edip çıkar. Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü olarak semerciye gider: 'Buna ne verirsiniz?' diye sorar. Semerci şöyle bir bakar,

'Bu...' der 'benim semerlere iyi süs olur. Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.'

Çırak en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. 'Bu kadar büyük pırlantayı nereden buldun?' diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. 'Buna kaç lira istiyorsun?'

Çırak sorar: 'Siz ne veriyorsunuz?'

'Ne istiyorsan veririm.'

Çırak, 'Hayır veremem.' diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

'Ne olur bunu bana sat. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.'

Çırak 'emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini' anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Meslek erbabının yanına dönen çırak büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır.

'Bundan ne anladın?' diye sorar.

Çırağının verdiği cevap çok doğrudur: 'Bir şey, ancak değerini bilenin yanında

kıymetlidir.'

Her zaman değerinizi bilenlerin yanınızda olması dileğiyle...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER