Ahmet DÜZGÜN Labirentteki Peyniri Bulmak
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Labirentteki Peyniri Bulmak
Ahmet DÜZGÜN

Labirentteki Peyniri Bulmak

Beş duyumuz içten ve dıştan gelen uyarıları alan bir güçtür. Her canlı dünya hayatında bu duyularla tecrübe edereK bir hayat yaşar. Ancak hayvandaki bu duyular bir yere kadardır. Hayvanda bu duyulardan başka ileri seviye algılama yetisi yoktur. Hayvani anlayış geçim derdinden başka bir maksadı olmayan bir anlayış ve yaşayıştır. Bu anlayış bundan daha fazla ileriye gitmez. Hayvandan zati bu beklenmez. Hayvani anlayış, insandaki akl ediş ,anlayış, hatırda tutuş (hıfs), hayal ediş (tefekkür) vb özellikler ile kıyaslanamaz. Yeni doğan bebek, aklı ermeyen insanda böyledir.

Fakat beş duyudan başka bir yeti olan akıl devreye girince işlerin işleyişi ve seyri değişir. İnsanın gerçekten de hayvandan ayrıldığı yer burasıdır. Anlayışı hayvan anlayışın ötesine geçemeyen insan, ister yaşlı olsun ister genç, çocuk aklına sahibtir yahutta hayvan aklına sahib deyin fark etmez. O gelişmemiş bir akıldır. Olduğu yerde sayan hadiselerden hiç ders ve ibret almayan akla akıl denmez şehvet denir. Akıl baştadır yaşta değil sözü bize bu hakikati remz ve ima eder...

Hz pir Mevlana Mesnevide aklı ve anlayışı istekli alıcı ve dinleyicisine kolay anlaşılması için bir şehir metaforu ile çok güzel tasvir eder. “Öküz, Bağdat’ a geliverir… Bir ucundan öbür ucuna kadar şehri dolaşır. Bütün o yaşayıştan, o güzelliklerden, o lezzetlerden, ancak ve ancak sokaklardaki karpuz kabuğunu görür! Öküzün yâhut eşeğin seyrine lâyık olan şey, sokaklara atılan samanlarla yollarda biten otlardır!” (Mesnevi IV/192).  

Hz pir Mevlana insanla hayvanın ayrıldığı noktayı herkesin rahatlıkla anlayacağı şekilde şöyle izah eder ;  Oğul ''İnsanda öküzün, eşeğin anlayışından ve canından başka bir akıl, can ve anlayış vardır. O deme erişen, o makamda Allah velisi olan kişide de ; insandaki candan, akıldan başka ve ayrı bir can ve akıl vardır. '' Buyurur.. Beş duyunun ötesinde olan akıl ve can mertebeleri buradan sonra başlar. Nihayet insani can ve akıl, akdes akla ve cana, ondan Mukaddes akl ve cana ulaşana dek sürekli yücelir. 

İşte insana verilen bu''CAN ve AKIL'' dan, istadınca, doğru daha doğru, kamil dahada kamil bir anlayış görüş doğar. Hayvani can ve akıldan daha ileri seviye gelişen bir anlayış doğmaz zira bu özellik ona verilememiştir onun bakışı yere doğrudur.. Pirin bu sözü çok önemli bir yol ayrımıdır. Yücelere meyilli can ve akıl, aşağılara yani karbuz kabuğu ve ota meyilli can ve akla benzemez. Sürekli geçim derdi kemendi ile meşgul olmaz.

Bu hususa çok dikkat etmek gerekiyor. Burada beş duyudan çıkılır başka çeşit bir duyu ve anlayışa gelinir. Yani ten bakışının gıdası kesilir başka çeşit bir can ve akıl gıdasına geçilir. Hayvandaki can tabiatın dört unsurlarıyla gelişip yerde hayat yaşarken. İnsandaki can ve akıl, küllü olgunluk olan bilgi denizinden gıdalanır sürekli bilgi, anlayışla, görüşle doğan, doyan, gelişen, büyüyen, değişen aynı yerde kalmayan can ve akıl olur. Gözünü sonsuz olgunluk deryasına (göğüne) diker ondan beslenir.. 

Bu can ve akıl tanede kalmaz yetinmez sonsuz ambarı arar bulur, cüzde karar kılmaz bütüne yani külle odaklanır. İsimlerin, şekillerin,kalıbların, fiillerin çokluğu ve kalıbından çıkar sıfatlara ve semaya oradan müsemmaya ulaşır, kesretten vahdete erişir. 

İnsan bu can ve aklın sürekliliği için gayret göstermelidir. Aslı vatanı olan ilahi kudsi cevhere ulaşması istenir. Yoksa insan, eşeğin hayvanın aklı ve anlayışında ve  yaşayışında kalırsa daha ileri gidemez. Bu halde kalan insan yaşasa bile ölü ve cansız sayılır.

İnsanın, hayvan duyu ve dürtüleriyle algılayan yaşayan can ve aklı bir an önce terk etmesi istenir. Kısaca insanın cahil ve çocuk aklından çıkması tez kurtulması gerekir. Gerçek ayrd ediş anlayış görüş bundan sonra başlar. Bu yer akıllı ile ahmağın ayrıldığı sahadır. Bu saha kör ile göreni, sarhoş ile ayınığı, sihirle gerçeği ayırır ortaya koyar. Safı tortudan eler, kesifi latifin üzerinden soyar , şeytanı melekten ayırır göze gösterir. Kendi aslını bulur.

Bu saha, yalanla doğruyu, hak ile batılı, müminle münafığı ,cennet ile cehennemi, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, doğru gibi görünen  yalanla, yalan gibi gösterilen doğrunun ayırıldığı yerdir. Buyer karanlığın içinden doğan bir aydınlıktır. Yani hakkın insana verdiği  ilahi aydın bir göz ilahi bir ışık yani nurdur..

Alimler bu işığı aklın nuru olarak ifade eder. Bu işığa nurun doğusu ve doğuşu da denir. Bu hal, nur doğusundan övülen aklın doğması halidir. O nur gelişip yüceldikce insanın gözüne çoğu şey gizli kalmaz. Hak dilerse hiç bir şey gizli kalmaz..İşte övülen bu akla ve onun gözüne Cenab-ı Hak ''Mazagal basar'' göz demiştir.

En erken kim anlayabilir yahut kim kavrayabilir tam gerçeği. Ancak Labirentteki peyniri mazagal basar göze sahib bir akıl görür. bulur. Ancak İnsan-i canda birlik vardır. İnsana verilen can ve akıl dan maksad bir bakıp birden görmektir. Bu insani can ve akıldan, pak Kudsi akla ondan Mukaddes olan yüceliklere varır. Hakkın bakışından insana verdiği bir bakıştır.

Bilgi ve anlayışla, dolan, doyan, gelişen büyüyen, can ve akıl kabına sığmaz, yavaşça idrak gözünün önündeki kirpikleri kalkar göz kapaklarını açar doğar. Zannı yahut irfanı derecesi hakikati aşkla ve heyecanla müşahede eder.  Beş duyunun ötesinde başka bir çeşit  görüş, tadış ,işitiş, dokunuş ve koku alış doğar..Hz Mevlana mazagal basar görüşün yüceliğini övgüyle şöyle tarif eder.. 

'O öyle engin bir gözdür ki; iki âlem bile ona bir kıl kadar görünmektedir. Gözüne binlerce gökyüzü görünse kaynağın denizin yanında kayboluşu gibi kaybolur! O göz, bu duygu âlemine ait şeylerden geçti mi gayb âlemini görür de bu kabiliyet yüzünden öpülür durur!''

Bu göz bazan kaf dağının tepesinde yaşayan zümrüdü anka yahut Süleyman peygamberin hüdhüdüne de benzetilerek resm ve remz edilir. Bu kuşu , bedenin beş duyularını aşmayan kimse edinemez. Dünyada aransa bulunmaz.. Bu ancak insani canın ve aklın zahmeti emeği samimiyeti karşılığında insana verilen yüce mukaddes bir gözdür. O gözün anlayış ve bakışıdır. Hayvani cana değil insana verilen bir ödüldür. Bu göz akil, arif, basir ve irfan sahibleri  yani insanı kamilin gözüdür. Bu isim ve sıfatlar Hakkın gizli yüz örtüleridir.

İnsandaki bu cüzi göz, akıl ve can tohumundan sürekli olan küllü göze akla ve cana erişmesi onda yok olması istenir. Ancak külle nispetle insan ;  eşeklikte kaldıkca, cüzi gözü kör sayılır. Yani Akıl gözü, kalb gözü ,can gözü ve gönül gözünün körlüğü bu çeşit körlüktür.

İnsandaki can ve akıl deveranın ardındaki tek kudreti görür iradesiz ona teslim olur bire katılır derviş olur. Aynı olduğu, gözde ve özde  hakikate karar kılar. Yağmur düşer damla göl olur eğer onda karar kılmaz akar ırmağa ondan denize varırsa  denizde kaybolur. Yahud gayb olur de sen ona.. ..

İnsandaki ilahi donanım; Yani Allah ülkesi olan bu şehirde vehimden kurtulmak, tanımak bilmek ve görmek ,bütünü bir görmek içindir. Bu şehir sadece karpuz kabuğu ve ot için değildir. Sürekli geçim derdinde olma ahmaklığından kurtulup insanın başını toprağa değil göğe kaldırması istenir. Kayıt ve endişelerden arınıp kurtulup olgunluğun mülkünde emin olmak mutlak huzurda olmak içindir. Bu gerçekleştimi gelinen yer eminlik yurdudur. Orası tam huzurdur. Tam huzurdan ayrıldık nihayet yine düşe kalka huzura vardık. Ruh mutlak huzurdur. Zati meselede budur.

Labirente atılan iki farenin hikayesi gerçeği anlamak isteyen insana güzel mesajlar verir. Maksad labirentte saklı peynirin bulmaktır. İlk fare içeri girer girmez  aceleyle peyniri labirentin  tünellerinde aramaya koyulur. Sonunda yorgun perişan kalır ancak mümkün değil peyniri bulamaz..

İkinci ı fare ise, acele etmez  derin derin düşünür akabinde peynir aramayı bırakır oturur duvara yaslanır.. Diğer yorgun fare bakar ki, arkadaşı kenarda oturmuş peyniri yemeye koyulmuş..Arkadaşını yanına çağırır . boşuna yorulma peynir bu labirentin ta kendisidir  der''.!'

Hz Mevlana ; hayvani akıl ile insani aklı : Can kırıldı da, çok güzel, latîf  can ortaya çıktı. Bu cihan yok oldu da, başka bir cihan kendini gösterdi. Maddî cihan yok olunca, mana cihanı belirir.

“O (Allah), bir gizli yerde (ruhta) duyulur; ama bu evin duyguları (bedensel duyular) ile duyulmaz. Allah’ın anlaşılacağı, duyulacağı duygu, bu dünyanın duygusu değildir; o duygu, başka bir duygudur.

Hayvan duygusu, o suretleri (ilâhî tecellileri) görseydi, öküzle eşek de vaktin Bâyezîd’i olurdu.” (VI/175).

Hz Mevlana insanın çok gayret ederek bu anlayışa gelmesini ister. Bu anlamlı sözlerle akıllara sunar.. 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER