Mücahit GÜLER Öteki oda sendromu!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Öteki oda sendromu!
Mücahit GÜLER

Öteki oda sendromu!

“Psikanalist Ronald Britton’ın “the other room” (öteki oda) diye adlandırdığı bir kavramdan bahsetmek istiyorum. “Öteki oda” sendromu, çocukluk (özellikle de bağlanma) döneminde “merkez”in içimizden dış’a taşınmış olmasından kaynaklanan bir sendrom olarak tanımlanmaktadır. Yani çocuğunun ne istediğine odaklanmayan, istediği her şeyi çocuğuna zorla yaptıran ebeveynin çocuğunun karar mekanizmasını bozmasıdır. Zorla yemek yedirmek, zorla uyutmak, istenilen şeyleri zorla yaptırmak vs örnek verilebilir.

Karar mekanizması içimizde olan ve içimizde kalması gereken bir şeydir. Fakat dışarıdan sürekli bir müdahale olunca bu mekanizma içten dışarıya doğru bir değişim göstermektedir. Merkez, olması gerektiği gibi içimizde kalsaydı, biz nereye adım atsak dünyanın merkezi orası olurdu. Bir çocuğun, merkezi içinde hissetmesi için, onun olumlu olumsuz bütün hislerini, tercihlerini olduğu gibi kabul eden, sevgiyle onaylayan, ona dışarıdan "iç"te olmayan bir şeyi dikte etmeye çalışmayan ebeveynleri olması gerekir.

'İç'teki hislerle 'dış'tan gelenin birbiriyle uyumu, merkezin iç’te inşası için elzemdir. Yüzüstü yatmak istediği halde sırtüstü yatırılan küçük bir bebek, doyduğu halde yemeye zorlanan çocuk, içte bir terslik olduğunu düşünür ve doğruyu bulabilmek için dışa bakmayı öğrenir. Bütün cevapları bilen bir anne/baba/uzman/terapist imgesi (ya da yanılgısı!) merkezin içten dışa taşınması sonucudur. Cevaplar her zaman bizim içimizdedir. Dış yoluyla yaptığımız sadece, kendi içimizde zaten var olan, kendi içimiz dışında bir yerde var olması zaten imkansız cevabı açığa çıkarmak olacaktır.

Otorite, kitlelerin merkezinin 'iç'te değil 'dış'ta olmasını ister; bu sayede, 'dış'a bağımlı, attığı adımlar için 'dış'ın onayına ihtiyaç duyan, inisiyatif alamayan, kendisinin ne istediğini anlamak için bile 'dış'ta otorite atfettiği mercinin iki dudağının arasına bakan, bağımsız düşünemeyen, bağımsız hissedemeyen, bağımsız hareket edemeyen kitlenin kontrolünü elinde tutar ki otoritenin bu arzusunu yerine getirmesi için “aile” kurumu mükemmel bir vasıta işlevi görür. Aile, birey ile toplum arasında köprü görevi görür. Aile bozulunca birey de bozulur, toplum da. Bu gerçeğin farkında olan ve özellikle çatışma kuramını benimsemiş otoriteler bu tuzak yöntemini çok fazla kullanırlar.

Sonuç itibariyle huzuru, mutluluğu kendi içinde bulamayan, var olmak için başkalarının varlığına ihtiyaç duyan, varlığını başkalarına adayan, karşısına çıkan problemleri çözmek yerine başkalarının çözümlerini içselleştiren insanlar meydana gelmektedir. Kısacası bu sendrom kişiliksiz insanların oluşmasına sebep olmaktadır. Bedenen var olan ama fikren yok olan, mankurtlaşan(bilinçsiz köle) insanların oluşmasına sebep olmaktadır. Şu anki toplumumuza baktığımızda bu acı gerçeğin sosyal hayata ne kadar çok yansıdığını görmekteyiz. Öteki oda sendromuna çözüm yollarını ise başka bir yazıya bırakalım. Selam ve dua ile kalın.

Mücahit Güler

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER