Süleyman GÜLEK Toplumsal Ahlâk
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Toplumsal Ahlâk
Süleyman GÜLEK

Toplumsal Ahlâk

Toplumu meydana getiren fertlerin birbirine karşı sorumlulukları ve uymakla yükümlü oldukları karşılıklı hak ve vazifeleri vardır. Dinimiz, fertler arasındaki münasebetlere büyük önem vermiş ve uymaları gereken hukuki ve ahlâkî kurallar koymuştur. Bunlara uyulduğu takdirde toplumda düzen sağlanır ve insanlar böylece huzur ve güven içinde birlik ve beraberliklerini sağlayarak mutlu olurlar. Müslümanın en önemli görevi, başkasının dokunulmaz haklarına saygılı olmak, tecavüz etmemektir.

Bu haklar, sadece ahlâkî yönden değil, hukuken de teminat altına alınmış, tecavüzlere karşı cezai müeyyidelerle de korunmuştur. Peygamberimiz, tarihî Veda hutbesinde, insanların can, mal ve namuslarının dokunulmaz haklar olduğunu ilan etmiş, şöyle buyurmuştur: “İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.” (Buhârî, Meğâzî 75)

Hayat hakkı, insanın ilk temel hakkıdır. İnsanın bu hakkına saygılı olmak ve saldırıda bulunmamak, insanın birinci görevidir. Haksız yere bir insanın canına kıymak, hayatına son vermek büyük günah olduğu gibi dinimiz bu suçu işleyenlere dünyada da ahirette de ağır cezalar koymuştur.

Mülkiyet hakkı da insanların önemli hakları arasında yer alır. Her insan mülkiyet hakkına sahiptir. Meşru yollardan mal sahibi olma ve kendi malına tasarruf etme yetkisine sahip olan insanın malı ve sahip olduğu servet her türlü tecavüzden korunmuştur. Bu hakka riayet etmek ve tecavüzde bulunmamak da Müslümanın görevidir. Çalmak, gasp etmek, rüşvet yemek, aldatmak veya meşru olmayan başka yollarla bir başkasının ya da devletin malını zimmetine geçirmek, zarar vermek dinimizce yasaklanmıştır. Haksız yere başkasının malını yiyenler, dünyada ve ahirette bunun zararını görürler.

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yalan yere yemin ederek bir Müslümanın hakkını gasp eden kimseye Allah cehennemi vacip, cenneti de haram kılar.” Bunun üzerine bir kişi: Eğer o hak küçük bir şey ise yine böyle midir, ya Rasûlullah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.)’de: “Misvak ağacından bir dal parçası olsa bile böyledir.” (Müslim, İmân 218) buyurdu.

Az olsun çok olsun devlet malı da böyledir. Devlet malı milletin malıdır. Onda herkesin hakkı vardır ve çok iyi korunmalıdır. Bu koınu çok ciddi bir konudur. Dolayısıyla devlet malını çalmaktan, ona zarar vermekten mutlaka sakınmalı, hatta devlet malını kendi malı gibi korumalıdır. Devleti yönetenler, halk arasında adalet üzere hükmetmeli, adalet ve eşitliği toplum geneline yaymalı, halkın huzuru, güveni ve refahını temin etmelidirler.

İnsanların, ırzı, namusu, şeref ve haysiyeti de tecavüzden korunmuştur. İftira etmek, gıybet yapmak, sövmek, alay etmek suretiyle başkasının namus ve şerefine saldırmak, hakarette bulunmak Müslümana yakışmayan kötü huylardır ve büyük günahtır. İnsanların kalbini yaralayan, gönlünü inciten bu davranışlar toplumda kardeşlik duygularının zedelenmesine, birlik ve beraberliğin de bozulmasına sebep olur.

Esasen olgun bir mü’min, diğer insanların haklarına riayet eden, saygı gösteren ve hiç kimseye zararı dokunmayan insan demektir. Peygamberimiz Müslümanı şöyle tarif ediyor: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir.” (Buhârî, İmân 4) İnsanların canına, malına, şeref ve namusuna tecavüz edenler, bu yaptıklarının cezasını ağır bir şekilde çekecekler, kazandıkları sevabları ellerinden alınarak iflas edeceklerdir.

Peygamberimiz bir gün, ashâbına “Müflis kimdir biliyor musunuz?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Malını mülkünü kaybetmiş, iflas etmiş kimsedir Yâ Resûlallah” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurdu: “Aksine gerçek müflis şu kimsedir: Kıyamet günü kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünyada iken şuna sövmüş, buna iftira atmış, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını dövmüştür. (Yani, çeşitli şekilde insanlara veya devlet malına zarar vermiş). İhlâl ettiği bu hakların karşılığı olarak onun iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Şayet hesabı görülmeden iyilikleri biterse, mağdur ettiği insanların günahlarından alınarak onun üzerine yüklenir, sonra da cehenneme atılır.” (Müslim, Birr 59)

Müslüman kişi, kıyamet gününde dehşet verici bu acı duruma düşmemesi için başkalarına kötülük yapmaktan, zarar vermekten, haklarını yemekten sakınmalı, eğer böyle bir şey yapmış ise vakit geçirmeden hak sahipleri ile helalleşmeli, kul hakkı ile ahirete gitmemelidir.

İnsnaların yaptıkları haksızlık, hırsızlık ahlâksızlık ve kötülüklerin dünyada hukuken cezası olduğu gibi, ahirette de cezı vardır. İnsnaların huzur ve mutluluğu için İslâm’ın korunmasına önem verdiği temel haklar; can, nesil, akıl, mal ve din emniyeti olmak üzere beş başlık altında değerlendirilmiştir.

Toplumsal ahlâk konusunda en önemli hususlardan birisi; görgü kurallarına uymaktır. Görgü kuralları ise, kişinin uyması gereken terbiye, ahlâk ve nezaket kurallarıdır. İnsanların birlikte ve huzur içinde yaşayabilmeleri, görgü kurallarına titizlikle uymaları ile mümkündür. İslâm dini, hayatın her alanında Müslümanın edepli, terbiyeli, görgülü ve nazik olmasını istemektedir. Bu nedenle dünya ve ahirette zor duruma düşmek istemeyenler, insanlarla iyi geçinmeli ve kul hakkına çok dikkat etmelidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Web Tasarım
iş güvenliği malzemeleri