Başlıkta dizgi, düzelti yanlışı yok. Belki eksiklikten sözedilebilir:

Nakşibendî tarîkatı dervişânından yazar şair Nuri Pakdil! Evet, ünlü yazar Pakdil’in dervişliğinden sözetmek hoşuma gidiyor. Bazı somut işaretlerden de yola çıkarak sezgisel bulguculuk yöntemiyle ulaştığım kimi sonuçları paylaşmak istiyorum.

Tarih - 01-07-2012 11:46

Başlıkta dizgi, düzelti yanlışı yok. Belki eksiklikten sözedilebilir:
İlkin değerli yazar Nuri Pakdil’in geçtiğimiz aylarda (Bu yazı 3 mayıs 1997’de Selam Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Edebiyat Dergisi Yayınları’nın yeniden faaliyete başlamasının tarihi ise 28 Şubat 1997’dir)yayımlanan Sükût Sûretinde adlı kitabındaki kimi biçimsel özellikleri hayli dikkat çekici bulduğumu belirtmek isterim. Harften başlayarak cümlede, paragrafta, sayfa, metin ve nihayet kitabın bütününde biçim; sanatsal bir anlatım unsuru olarak biçim, Pakdil’in öteden beri titizlendiği bir unsurdur gerçi.
 
Ancak durumun bu kez biraz farklı olduğunu söyleyebilirim. Bilirim derken bunun önemli oranda sezgisel bilgi türünden olduğunu da hatırlatmalıyım. Zaten yazar eserinin biçimsel unsuruyla doğrudan zihne ve bilince değil; sezgiye, biçim bilgisine ve biraz da görüş gücüne (basirete) yönelir. Bu melekelerimizi de harekete geçirerek eserinin bir bütün halinde kavranmasını amaçlar. Biçim de soyut bir unsurdur Pakdil’de ve hat sanatımızda olduğu gibi soyut özü somutlaştırma işlevi de görür. Somutlaşan kelime, cümleye bir hareketlilik getirir, hareketli cümleler metne dinamik bir gövde kazandırır, giderek söz, cisimleşmeyi de aşarak eyleme yaklaşır, eylemleşir.
 
Eylemi yücelten bir yazar olarak Pakdil, yazarlık eyleminin okurunu da eyleme geçirmesini ister. Nitekim bir kitabını majiskül harflerle dizilmiş ve ayrı bir paragraf olan şu cümle ile bitirir: “BU KİTABI DA NAMLUYA SÜRÜN!” (Bir Yazarın Notları III)
 
İnsan, eylemi olduğu zaman insandır ve insanın kendini gerçekleştirmesi eylem’ledir. Eylemlerin en ûlvîsi cihâd, onun da hülâsası zikirdir, dersem, Pakdil’in dervişliğini izaha biraz yaklaşmış olurum.
 
“Sukût Sûretinde”, 33 şiirden oluşuyor. Bu sayı, tesbihte bir boğum sayısıdır. (Böylece en az iki kitabın daha bulunduğunu düşündüm. 99’a tamamlanınca bir kitap da imâme ve imâmecikler için. İmâmenin ilk kubbeciğine gömülü minik mercekten görünen Kâbe için, Mescid-i Nebî için. Sonra püskül var. Ve püsküle sürülen gül kokuları için. Ve Akik tesbih için ayrı, Firûze ve Çeşmibülbül için ayrı, Oltu Taşı siyah kehribar için apayrı birer zikir kitabı. Uzun soluklu zâkirler için, Zâkirbaşı’lar için.) Her şiir, bir tesbih tanesine karşılık gelen ayrı bir zikir cümlesi gibi düşünülmüştür. Ancak bu 33 beyit, bilinen zikir cümlelerinden farklıdır. Bu derviş Mekke’yi, Kudüs’ü, İstanbul’u Filistin’i, devrimi, katsayısı artan direnişi zikrediyor. Zira “dervişin fikri neyse zikri odur”. Pakdil, 13 yıl süren sükût döneminde -Fetret Dönemi de 13 yıl sürmüştü- zikrini, dolayısıyla eylemini sürdürmüştür. Tekrar ve sayı, zikirde gerekli bir prensiptir. Buna da uyarak yıllarca zikir gibi sürekli tekrarladığının sayısını dipnotlarla ve derviş disipliniyle belirlemiştir.
Peki neden Nakşibendi?
 
Kalbin eylemi zikirdir ve Nakşîlik’te zikrin efdâl olanı kalp ile yapılandır. Dünya kelâmından, nesnelerden, görüntülerden ve hatta çiğ ışıktan soyutlanarak. Kalbin konuşabilmesi içinse başlangıçta dilin sukût etmesi gerekir. Kalp, Allah’ın zikri ile mutmain olunca, dil yeniden, ancak yeni bir lisan konuşarak çözülecektir.
 
Bir diğer işaret ise, Hazret-i Ebûbekir Sıddîk’in adına yapıldığını sezdiğim vurgudur. Pakdil, Hz. Ebûbekir’i; bilhassa O’nu çok sevdiğini öteden beri hissettirir. Şiirlerinde kullandığı bir mahlasında da ön ismi Ebûbekir’dir. Ve bilindiği gibi Hicrî 6. yüzyılda adını Buhara’lı Bahaeddîn-i Nakşibend’den alan tarîkatın silsilesi Hz. Ebûbekir’e dayandırılır.
 
Son işaret, her ne kadar 1983 yılının ürünlerini içerse de adının sonradan konulduğunu düşündüğüm, yayımı yeni yapılan kitaplarından ikincisidir: Derviş Hüneri.
 
Pakdil bu kitabında da Hz. Ebûbekir’e özel bir vurgu yapar. Sıradan bir günde güneşin doğuşunda bile O’nu ve Arkadaşı’nı, onların Mekke’den Medine’ye gelişini hatırlar. Sükût Sûretinde’de eylem halinde görürüz onları: “Dört Halife yürüyorlar kolkola/Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali”
 
Devrişin hüneri, sükût sûretinde konuşabilmesindedir. Ve işte Derviş Hüneri’nden, 14 yıl öncesinden Derviş Nuri Pakdil’i ve hem sükût dönemini haber veren bir işaret daha “Dilimin döndüğü kadar sustum...”

ŞABAN ABAK /  cemaat.com
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Tekerlekli Sandalye Tarihçesi

Tekerlekli Sandalye Tarihçesi

12-04-2023 - Tarih

Millî Mücadelenin Yerel Tarihleri Projesi Batı Anadolu’da

Millî Mücadelenin Yerel Tarihleri Projesi Batı Anadolu’da

25-10-2022 - Tarih

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik