Hangi yaklaşım bizimki olacaktır? Mümkün olan mı, gerekli olan mı? Fikriyatımız, hissiyatımız ne ile nasıl, niçin çerçevelenecek? Elimize zar atma fırsatı verilmiştir; ama zarları avucumuzda mümkün uğruna mı, gerekli uğruna mı salladığımız bize bırakılmıştır. Bir sözü ileri götürmenin mümkün olduğunu görür; ama bunun gereksiz olduğu kararına varabiliriz. Aynı sözü ileri götürmenin hem gerekli olduğunu, hem de imkânsızlığını görebiliriz. Hayra mı, şerre mi dua ettiğimizi bilmek bize bırakılmamıştır.
Gerekli olanda ısrar şiiri inşa eder. Şiir dışına çıkan, şiir dışında kalan her söylem gerekirse bir imkânı, gerektiğinde bütün imkânları mübalağa edecektir. Şiir ise neyin gerekli olduğu söyleminde imkânsız dahi olsa parlar. Bu yüzden aç, susuz kalmakla şiirsiz kalmak arasındaki şiddet farkı dile getirilebilmektedir. Kaderimizi kendimiz tayin edemeyiz. Bizim karar verme sahamız kaderimize dâhil olmağa rıza gösterdiğimiz kadardır. Zar atmaktan imtina etmişsek zar tutmağı reddettiğimiz içindir. Ne gelirse gelsin, kim atmış olursa olsun oyun gelen zarla devam edecek. Sadece şef değil, orkestra dediğimiz şeyin kendisi de karşımıza zaruri mazarrat olarak çıkmış olabilir. Kim bilir belki de her orkestra şefi belli bir anti-Türk hayat tarzının idamesinde her fabrika müdürü gibi aynı şeyi yapıyordur. Bu tarz akıl yürütmenin hasılası yedeğinde fikredersek Avrupa’daki kültür birikimin Amerika’ya taşınmış kültüre üstünlüğünün bir de “oda müziği” üzerinden kanıtlamasını yapabileceğiz. Oda müziğinde orkestra şefi yok ve Amerikan kültüründe oda müziği yok.
Ne olmuş yoksa? Avrupa kültürünün Amerikan kültüründen kat be kat üstün olduğunu herkesin gözüne soksak bunun ne Türkler olarak bizim, ne Türklerin ötekisi konumundaki Avrupalıların, ne de o kıtanın yerli nebatından domatesi, mısırı yemesini bile kıtayı keşfetme kabiliyetinden öğrenmiş Amerikalıların akıbetine bir tesiri olacaktır. Avrupa’nın Amerika’dan farkı bir mahiyet değişmesi sonucunda doğmadı. Bu farka tayin edici bir işlev yüklemek yanılsamadan getirim tedarik etme hevesinden başka bir şey olamaz. Kedi kendi kıçını görür görmez “Ah! Ne büyük yaram var!” deyivermiş. İşte Avrupası, Amerika’sıyla Batı’nın medeni kedisi! O kedinin yarası büyük, derdi devasa, yükü pek ağır çünkü onun şiirden haberdar olma ihtimali sıfır.
Unutmayın, şiir hâlâ canlı olduğumuzun, bize verilmiş bir canı taşıdığımızın şuurudur. Bir kültürün, her kültürün kadavrası medeniyet adını üstlenir. Hayatımızda şiirin neye taalluk ettiğini bilirsek ortaya mensubiyetlerimiz ve aidiyetlerimiz bahsinde beliren şuurdan vazgeçmediğimiz gerçeği çıkar. Bu şuurun üstünlüğü yüzünden sahteliğin her türlüsü şiirde kolayca sırıtır. O halde, insan olmak şiirle mükemmel hale mi gelecektir? Hayır, şiirin bize bilmemiz gereken her şeyi temin edemeyeceğini yine şiirden öğreniriz. İşte bu noktanın ehemmiyeti hiçbir şey uğruna feda edilmemelidir. Zira nasibini şiirle (şiirde değil) aramayanlar kolayca bilmeleri gereken her şeye kavuştuğuna inanır.
Şiirden alınan, şiir okumakla elde edilen terbiye ikna ile tatmin olmanın insanı acınacak duruma düşürdüğünü fark etmeğe yarar. Felâkete insanların acınacak duruma düşmelerine rağmen onlara acıyacak biri veya birilerinin bulunmadığı dönemlerde uğrarız. Şiir bir çeşit teçhizattır. Kimin kiminle zıtlaştığını anlamayanlara acıyacak anlayıcı zümreyi şiir tedarik eder. Zannedilenin aksine güruhun pekişmiş kanaati vardır. İntibalar biriktikçe kanaatler hâsıl olur. Yine zannedilenin aksine güruhun kabaran veya sönen hissiyatı yoktur. Hislerimiz fikirlerimizle iç içe olduğu için insan varlığına mahsus duyarlığa tesir sahasını acınanlar (güruh) değil, acıyanlar (münferit zevat) açar. Cibril’in yoldaşlık ettiği şairler olabilir. Buna mukabil kimilerinde Cibril’e nanik yaparak şairler arasına katılma çabası eksik olmaz. Şairler ne kadar mensubiyetleri aidiyetlere dönüştürme mahareti gösterdilerse işlerini o kadar ileri götürme imkânı bulmuşlardır. Benim derdim Avrupalılarla Amerikalıların riyakârlıkta nerelere vardıklarını ölçmek, zalimlerden hangisinin şerrinin daha ehven olduğunun tespiti olsaydı çözümü paraleli veya paralelciyi ortadan kaldırmada değil, onlara bir yenisinin ilâvesinde aramalı derdim. Şiirle eğitilmeğe çok yüksek bir değer atfettiğim için öğrendiğim her yeni şeye mal bulmuş Mağribi gibi sarılmam söz konusu değil.
Bakın, meselâ Türk musikisinin icrasında orkestra şefinin yerini ritim sazların tuttuğu söyleniyor. Yani söylentiye kulak verecek olursak Türk musikisinde orkestra şefi hem var, hem yok. Kendisi yok; ama işlevi yerine getiriliyor. Türk musikisinde hem orkestra şefi var diyenler, hem de yok diyenler üzerinde yaşadıkları toprakların karakterini, birlikte yaşadıkları insanların ikbalini umursamayanlardır. İşaretlerin kendi başlarına değeri yoktur. İşaretler okunursa değerlenir. İşaretlerin neye işaret ettiğini bilmek okuyana düşer. Oda müziğinin Amerikan kültüründe yer almayışı Amerika kıtasında örnek alınmağa değer bir yüksek tabaka olmayışındandır. İktidar Seçkinleri Amerika’ya mahsustur; ama onlar topluma işledikleri suçların kefareti olabilecek herhangi bir şey sunacak durumda değildirler. Orkestra şefine Türk musikisinde rastlamayışımız Türklerin hayatiyetlerini dava birliğinden devşiriyor olmalarındandır.
İsmet Özel, 11 Ağustos 2016
İstiklal Marşı Derneği















