Ellerimde eylülün hüzünlü yapraklarını sevecek kalplerle…
Konuştuğunda bir eylül akşamını anımsatan sevgili dostum Tuğba Şentürk’e…
Havada ısırmayan bir serinlik var, uyutmayan bir sessizlik… kelimeleri uçuşturuyor tatlı rüzgar, kalbime yazılsınlar diye sıraya diziyor
Köşe Yazıları
- 22-09-2012 17:24
Konuştuğunda bir eylül akşamını anımsatan sevgili dostum Tuğba Şentürk’e…
Havada ısırmayan bir serinlik var, uyutmayan bir sessizlik… kelimeleri uçuşturuyor tatlı rüzgar, kalbime yazılsınlar diye sıraya diziyor. Eteklerimi çekiştiren kelimeler, onları yazmam için çırpınıyor… Kelimeler, âh güze doğru kelimeler, dayanamıyorum size, yazıyorum. Bilin ki, bilir bilmez ancak sizinle yaşıyorum!
Zaman beni alıp eylülün kapısına bırakıyor. Âh mevsim nasıl da sürüklüyor ağustosun neşesini, elime eylülün solan hüzünlü yapraklarını sevecek kalpler bırakarak.
Kelimeler âh kelimeler, sonbahar yağmurları gibi usul usul ama sarsacak kadar güçlü kelimeler… Eylüller âh eylüller, sararmış yapraklardan çok hüzün yakışan eylüller… kim bilir sizlerden kaç tanesinin daha faili olacağım, kaçınızı yaşayacak küle dönmüş ömrüm, hasretlerim, benim içimde benimle kalmayanlarım, kaçınızı?
Şimdi eylüle doğru, belki şu saat sabaha doğru, içimizde ağustostan kalma turkuaz heveslerle, ben dâhil hepimiz yürüyoruz sonbaharın melâle teşne olgunluğuna… Oysa hiçbirimiz hazır değiliz mevsime, hiçbirimizin kalbinde damlaları insan olan bir yağmurdan korunacak duygu şemsiyesi yok. Ve hiçbirimiz fark etmeyeceğiz yüzlerimizi ve kelimelerimizi, sevgilinin okşayışı gibi içten okşayan rüzgârı… Öylece hiçbirimiz bilmeden, kaçıncısını yaşadığımızı bilmediğimiz güzün içinden geçip gideceğiz, kırılmış kalbinin, yanmış dilini susturduğu kadınlar gibi, hepimiz geçip gideceğiz güzün içinden, hiçbir şey bilmeden…
Ama ben feda edeceğim kendimi eylül için, kelimelerimi kurban vereceğim mevsime, kendi kanımı akıta akıta yazacağım, hissede hissede, yaşaya yaşaya, ben ve kelimelerim kurban olacağız eylüle… Bazen kalbim kırılacak, bazen kalbime kırılacağım, bazen içimde kırılacak bir yer dahi bulamayacağım ama yine de bile isteye, mevsim yetim ve kimsesiz kalmasın diye orada feda edeceğim kelimelerimi. Yemin ederim!
Yemin ederim; ben aşkı seçeceğim. Kurbanların en kanlısını, en kalabalığını seçeceğim. Çünkü aşk, üç gerilla harfin, tüm kelimeleri dize getirecek ordusuna zaferdir. Çünkü aşk, mülteci hecelere bir başına koyununu açabilendir. Çünkü aşk, tek başına aşktır, sen ve ben omzuna düştüğümüze, hem acıdır hem sevinç, hem tutkudur hem öfke, hem kavuşmaktır hem hasret, hem mutluluktur hem işkence… İşte bu yüzden, güz mevsimini en çok da eylülü omuzlarında dökülmüş siyah saçlarından yakalamak için aşkı seçeceğim. Yemin ederim! Kendimi kelimelerimle birlik, mevsim için, güz için, eylül için feda edeceğim.
Eylülde, ellerimde eylülün hüzünlü yapraklarını sevecek kalplerle, aşkı seçip, kendimi mevsime feda ederken düşen her yaprakta bir insan sureti arayarak mevsimi soluyacağım. Feda edişlerim dirilmelere dönüşecek, mevsimi yakalayacağım, piyano tuşları gibi dökülen tane tane ölü yapraklar can olacak bana, Lazarus gibi dirileceğim düştüğüm yerden. Eylülün ilk yağmurundan kana kana içeceğim. Avuçlarımda sıktığım kalpleri teker teker saçarak toprağa bir ağacın gövdesinde dinleneceğim. Sırtımı ıslatan yağmurdan aldığım güçle yeni eylüller için aşkı kalbimin kadife yanlarına yeşermek üzere gömeceğim. Ekimin hakkını vererek, kasımda ağlayarak, aralıkta her şeyi çoktan unutmuş olarak, ellerim yağmur koka koka bir sonraki eylülü beklemek üzere en diril halimle kendimi bir ağacın köküne kelepçeleyeceğim. Aşktan bir kefene sarılarak, yağmurdan bir mezar taşı dilenerek, eylülün toprağıyla örtünerek aylar boyu bir ağaç gövdesinde feda olmuş bir ölü gibi uyuyacağım. Gelen ilk eylülde dirilmek üzere orada öylece bir ölü gibi uzanacağım, ellerimde eylülün hüzünlü yapraklarını sevecek kalplerle…