Gordion Düğümü Muamelesi
Tarihte “Gordion” olarak anılan şehir Frigya’nın devletinin başkentidir
Köşe Yazıları
- 19-02-2016 10:34
Tarihte “Gordion” olarak anılan şehir Frigya’nın devletinin başkentidir. Tarihçilerin bulduklarına göre bu höyüğün kalıntıları Ankara Polatlı’nın 29 km Kuzeybatısında yer almaktadır.
Tarihte yer almasına sebep olan çok güzel bir efsanesi vardır. Mevzu şöyledir:
Frigler şehirlerini (devletlerini) yönetecek yeni bir lider arayışına girmiştir. Ortaya çıkan bir kâhin,
-Şehre öküz arabası ile ilk giriş yapan kişiyi kral ilan edelim der. Kabul edilir.
Şehrin kapısını gözlemeye başlarlar. Gordios adlı yoksul bir köylü kağnısı ile kente giriş yapar ve ardından Gordios kral ilan edilir. Bu efsanede adı geçen Kral Gordios aynı zamanda Eşek Kulaklı Midas’ın da babası oluyor. Krallığının ilanından sonra Gordios, öküz arabasını Friglerin tanrısı olan Sabazios’a (Zeus) adak olarak sunar. Kral arabasını tapınağa bağlarken kızılcık dallarından yapılmış özel bir düğüm atar. Sonrasında ise bu düğüm halk tarafından “Gordion Düğümü” olarak adlandırılır ve “Düğümü çözecek kişinin tüm Asya’nın hâkimi olacağı” söylentisi ile ünlenmeye başlar.
Büyük İskender Asya seferi sırasında M.Ö. 334 yılında Gordion’a ulaşır ve burada anlatılan “Gordion Düğümü” ile karşılaşır. Düğümü çözmeye çalışır ama bir türlü başaramaz. Sonrasında sabrı tükenip kılıcını çekip düğümü keser. Efsane haline gelmiş olan Gordion Düğümü bu şekilde çözülür.
Hayatımızda karşımıza çıkan zorlu sorunlarımız olduğunda serzenişlerimizden biri halini almıştır. “Bu ne kardeşim Gordion Düğümü gibi” Elbette hayatımız bize altın tepsi ile sunulmuş değildir. Hangi şartlar altında doğarsak doğalım insan olmanın ve toplumsal bir varlık olmanın gereği sürekli irili ufaklı sorunlarla karşılaşmaktayız. Karşılaştığımı sorunlara karşı tavır geliştiririz. Bu tavır bizim için biraz da hayatı anlamlandırmakta gösterdiğimiz bir duruş göstergesidir. Sorunlarımız çözerek ortadan kaldırabiliriz. Bu onarma, tamir, düzeltme, özür dileme gibi yollarla olabilir. Ya da kesip atabiliriz yani yok sayabiliriz. Büyük İskender gibi sorunu kullanılamaz hale getirebiliriz. Çözmek ile kesip atmak arasında çok büyük fark vardır. Kolay olan kesip atmak zor olan çözmektir. Çözmek; emek, çaba, gayret ve iyi niyet ister. Kesmek için bir kılıç yeter. Çözmek israfı önler, kesip atmak kullanılamaz hale getirmektir. Çözmek tımar etmeyi iyileştirmeyi sağlar, kesmek ise daima geri dönüşü olmayan sonuçlara sebep olabilir. Çözmek arayı düzeltmektir aslında, kesip atmak kapamaktır tüm kapıları.
1992 ‘de Devlet Kapısından girdiğimde. Samsun Meslek Yüksek Okulu yeni kuruluyordu. Binayı önce kullananlar çıkarken kötü kiracı görüntüsü oluşturmuştu. Alüminyum ve demir ve hatta ahşap doğramaların kilitleri ve anahtarları kayıptı mesela. Badanasız duvarlar vardı. Tuvaletler tabiri caiz ise rezalet bir durumda idi. Temizlenmesi gerekiyordu. Tamir edilmesi de. Belki o zaman imkânlar bu kadar iyi değildi ondan da olabilir, her kırığı, onarmaya çalışıyorduk. Temizle yeniden kullan. Tamir et kullan. Sonra bir şey oldu. Tamir-bakım- onarım devreden kalktı sanki ve her sorun Gordion Düğümü muamelesi görmeye başladı. Mesela haylaz bir öğrencinin kırdığı kapı eskiden kırık yerleri marangozhanede tamir edilir boyanır ve kullanılırdı. Bunun yerine kırık kapıların hepsinin değiştirilmesi yoluna gidilmeye başlandı. İlk o zaman yaşamıştım israfın dehşetini. Evet, kırık kapılar vardı ama onlar elle sayılabilecek kadardı. Bütün kapıların değiştirilmesi çıkan sağlam kapıların ve diğer her şeyin hurdalığa gittiğini görüyorduk. Sağlam olanların büyük çoğunluğu da sökülürken hoyratça zarar verilerek sökülüyordu. Sonuç değişmeye başladı çehremiz. Zenginleşiyorduk sanırım. Ya da ben fakir düşünüyordum her şeyi. Bu tür donanımsal sorunlar için azami kullanım süresi dolduğu için kullanım dışına bırakmak diye bir durumun olduğunu da sonradan öğrenmiştim. Bu tür durumlar rutin idi.
İlk atalarımdan kalma toplayıcı taşıyıcı genlerim sanırım baskın olduğu için zaman zaman hurdalıkları dolaşır oralarda işe yarar bir şeyleri bulur değerlendirirdim. Bu şekilde İktisat Fakültesi öğrenci çalışma laboratuvarının internet kablolarını Samsun Meslek Yüksek Okulu’nun taşındığı ve Diş Hekimliğine devrettiği binadan çıkan atık kablolarla yapabilmiştim. İşe yaramak güzel bir şey. İbadet aşkı görev bilinci sınırlarımızı bekleyen askerin duygu hali ile korumaya çalıştığımız kamu mallarımızın atılmasına gönlüm razı olmuyordu vesselam. Sadece şunu söylemek gerekir ki: Azami kullanım süresi dolan malzemelerin kullanım dışı bırakılması normaldir elbette. Ama bunların arasına sıkışmış hiç kullanılmadan atılan o kadar çok ürün var ki. Bunu önlemek için KİK (Kurum İdari Kurulu) toplantısında İsrafı Önlemek için komisyon kurulması teklifimiz beğeni gördü ama gerçekleşmeyen bir heyecanlı düş olarak kaldı.
Üniversitemiz çalışanları ile alakalı olarak da zaman zaman sorunlarla karşılaşıyor bu sorunları muhatabımız olan üniversite yönetimi ile paylaşıyorduk. Şimdiler de üniversite yönetimi sorun paylaşan değil makam paylaşan ve hatta kapışan bir görüntüde. Bizler sendika yönetimi olarak yönetim ile görüştüğümüz zaman dilimleri içinde sadece sorunları değil aynı zamanda çözüm önerilerini de sunarak yapıcı olmaya çalışan ekip olduk hep. Ama üniversite yönetimi ortaya çıkan bütün sorunları Büyük İskender’in gördüğü gibi gördü ve her sorunu kesip attı.
Üniversite içinde Açık Öğretim Fakültesi ve OSYM sınavları başta olmak üzere ücretli sınavlarda kurye araçları Üniversite Araçları ile sağlanıyordu. Hali ile araç işletmede çalışan şoför arkadaşlar da araçları ile gelir hafta sonu olan bu görevlerden harçlıklarını alırlardı. Bir sorun oldu: Sorunun detayına girmeye gerek görmüyorum neticelendi sanırım ve araç işletmedeki arkadaşlar suçlu da bulunmadı. Yönetim dedi ki; Sınavlara araç vermiyoruz. Kesti attı. Üç kuruş ek gelir elde eden çalışanların bu kapısı kesilerek kapatılmış oldu. Aynı sınavlarda idari personellere görevler veriliyordu. İdari personellere sınav vermeme alışkanlığını önce OSYM başlattı. Sitesinde kimlere görev vereceğini açıkladı ama durum şu ki: İdari personellere az sayıda kurye görevleri haricinde tanım yok. Kurye görevleri de kurum içinden değil de kurum dışından tercih edilen MEB’ de görevli şube müdürleri ile doldurularak bir adaletsizliğe sebep olunuyor. Aynı durum AOF sınavlarında da söz konusu. Sayın idareciler İdari personel olarak küçük gördüğünüz, sınav yapamaz diye düşündüğünüz idari personeller olmasa yönettiğiniz kurumlarda maaşlarınızı dahi hazırlayamazsınız. Devletin her türlü güven beslediği idari personele sınavlarda neden güvenmiyorsunuz anlamak mümkün değil. Formasyon falan denecek olabilir ama sınavlarda görevler bellidir. Lastik ayakkabı giyersiniz, konuşmazsınız, kurallara uyarsınız o kadar. Abartmayın. Kaldı ki: Özellikle sendikamızın öncülük ederek Öğretim kadrosu için kazanıma dönüştürdüğü ekonomik rahatlıktan sonra bir parça da olsa idari personelin en azından sınavlarla ekonomik desteğe kavuşmasına vesile olunsa ne olur? Salon başkanlıklarını gene siz alın. Gözetmenlikler için kolaylık sağlansa sıra ile görevlendirmeler yapılsa tekliflerimiz sürekli Sınav Merkezlerine atılan suçlamalarla tıkanıp kalıyor. İdari personele görev verildiği zamanlarda da sorunlar oldu denilecektir. Evet, sorunlar oldu ve sürekli olacak. İdareci olmakta zaten idare etmek değil midir? İdare etmektense, sorunu kesip atmak kolaycılık değil midir? İdari personeli öteleyen bu anlayışı anlamakta zorlanıyorum. Çok mu zordur; Personel Daire Başkanlığından listeyi alıp sıra ile görevlendirme yapmak. Bu arada bazı sınavlarla ilgili sorunları da sınavları Üniversite’de yaptırmayarak kesin çözüme kavuşturulmuş oldu. Kese kese gidiyoruz düğümleri. Ortada ne sorun ne düğüm kalmıyor ama işe yarar bir durum da kalmıyor.
Tıp Fakültesi ve Diş Hekimliği Hastanesine Üniversite Personeli olarak geldiğimiz zaman kimliğimizi gösterme şartı ile birinci derece yakınlarımıza ve kendimize öncelik talep ettik. Sanırsınız ki: Her klinikte her gün yüzlerce personel muayene oluyor. Klinikteki görevli doktorların dahi haberi olmadan çözülecek basit bir durum olarak düşündüğümüz bu mevzu şöyle çözülebilirdi. Bölüm sekreterlerine talimat verilir. Kimliğini gösteren personele yardımcı olunur. Hastanede kaybettiği zaman azaltılır. Müsait bir zamanda sekreter ismini okur yönlendirir. Muayenesini olur vesselam. Olmadı olamadı. Olamamasını anlamıyorum ama. Bölüm sekreterleri tanıdıklarını kıyak çekme özel hallerini kullanmaya devam ediyorlar. Üniversitede çalışıyor olmak ayrıcalık değil yük oluveriyor size. Hiçbir pozitif ayrımcılığı yok. Diğer kurumlarda çalışanların aidiyet hissi yüksek bizde ise hakikaten iyi ilişkilerinize kalmış bir durum. Bu düğümü de personeller Hükümetimizin sayesinde başka hastanelere giderek bu sefer Üniversite hastanesi aleyhinde keserek çözüyor.
İnternet üzerinden Güneydoğu Bölgemizde terör örgütüne karşı devam eden operasyonlar durdurulsun için imza atıldığı haberinin çıktığı ve Üniversitemizden de kişilerin imza attığının belirlendiği süreçte üniversite içinde bir iki memur sosyal paylaşım sitelerinden bölücü paylaşımlar yapılmış. Bunlar basına sızdırılmış. Soruşturmalar başlatılmış. Derken bir baktık; facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine erişim engellenmiş. Üniversite giriş sayfasında ise bu sosyal paylaşım sitelerine linkler verilmiş. Yazılı bir yasaklama belgesi olmadığı için neden bu engelleme oldu bilemiyorum ama Üniversite gibi Demokrasi ve Özgürlük ortamlarında bu tür birkaç olay neticesinde yasaklamalar olması utanç verici. Üniversitemizde Gordion düğüm yok ama sorun olarak ortaya çıkan bütün düğümlere Gordion Düğümü muamelesi yapılmaya devam ediliyor. Hepsi bu kadar mı? Değil elbette bitecek gibi de değil maalesef devam edeceğiz…..
Bu arada Büyük İskender’e ne mi oldu? Gordion Düğümünü kılıcı ile parçaladıktan sonra Anadolu’ya geçti, Mezopotamya, Kuzey Afrika, Pers ve Hindistan’a uzanan büyük bir alanı fethetti. Fakat 32 yaşında uzun bir eğlencenin ardından hastalandı ve on gün sonra M.Ö. 323 yılında Babil’de (Irak) öldü.
Not: Bu zamansız ölüm o dönemin bilgelerince, Büyük İskender’in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsız davranmasının cezası olarak yorumlandı.