Bu çabalar içerisinde en nev-i şahsına münhasır ve sistemli olanlardan biri, kuşkusuz Hikmet Kıvılcımlı’nın "Tarih Tezi" bağlamında geliştirdiği İslam yorumudur. Kıvılcımlı, İslam’ı "Antika Tarih"in en büyük "tarihsel devrimi" olarak selamlamış, onu tefeci-bezirgân sermayeye karşı bir "ilk sosyalizm" savunusu olarak konumlandırmıştır. Kıvılcımlı’nın bu takdirkâr (!) tutumu, aslında ontolojik bir indirgemeciliğin ve vahyin aşkın (transcendental) mahiyetini maddeye hapsetmenin bir ürünüdür.
Kıvılcımlı’nın düşünce sistemindeki temel handikap, Uluhiyet kavramını toplumsal süreçlerin bir yansıması veya "yasa"ların bir sembolü olarak görmesidir. Kıvılcımlı’ya göre "Allah", doğa ve toplum gidişinin insan bilincindeki en yoğunlaşmış ifadesidir. Bu yaklaşım, Allah’ı Vâcibü'l-Vücud (varlığı zorunlu olan) ve Münezzeh (noksan sıfatlardan uzak) bir yaratıcı olmaktan çıkarıp, tarihin motoru olan "üretici güçlerin" bir fonksiyonuna dönüştürür.















