Ne var ki bu makale; Kıvılcımlı’nın eşyayı ve hadiseleri kavrayış usulünün, tarihi sadece maddi üretim ilişkileri ve biyolojik-sosyal döngülere (sikluslara) hapsetmesi hasebiyle, varlığın hakikatine karşı derin bir "ontolojik körlük" içinde olduğunu iddia eder. Çalışma, Kıvılcımlı’nın Osmanlı tarihinin "maddesini" ararken, o maddeyi ayakta tutan ve ona istikamet veren manevi ruhu, sosyolojik birer fonksiyon seviyesine indirgemesini, Ehl-i Sünnet akidesi ve eşyanın metafizik buudu çerçevesinde tenkit etmektedir. Tarih, sadece geçmişin tozlu raflarında biriken vakayinameler yığını değil; bir cemiyetin varlık muhasebesi ve geleceğe matuf hamle çapıdır. Hikmet Kıvılcımlı, Batı’nın sığ ve taklitçi tarihçilik anlayışından tecerrüt ederek, tarihin motor gücünü "Tarihsel Devrim" ve "Sosyal Devrim" ikilemiyle açıklamaya çalışmıştır. O, Osmanlı Devleti’ni "Barbar" enerjisinin medeniyet kokuşmuşluğunu tasfiye ettiği en muazzam örnek olarak takdim eder. Ancak Kıvılcımlı’nın kullandığı neşter, maddeci bir dünya görüşünün ürünü olduğu için, tarihin kalbindeki "mutlak hakikati" ve "ilahi takdiri" cerrah titizliğiyle ayıklayıp dışarıda bırakmıştır.















