İnsan Tanrılar

Doğduğumuz andan itibaren,  içinde bulunduğumuz toplum (ebeveynlerimiz, akrabalar, din ve devlet adamları) bir takım öğretiler, kurallar, çoğu zamanda dayatmayla bazen aktif, bazen de pasif bir şekilde bize neyin iyi, nelerin kötü, hangisinin doğru veya yanlış olduğunu kimlere veya nelere inanmamız ve inanmamız gerektiği vb konularda bize sınırlar çizer; bizi biz yapan inançlarımızın şeklini ve kişiliğimizi belirlemeye çalışırlar

Köşe Yazıları - 25-04-2014 10:36

İnsan Tanrılar
Doğduğumuz andan itibaren,  içinde bulunduğumuz toplum (ebeveynlerimiz, akrabalar, din ve devlet adamları) bir takım öğretiler, kurallar, çoğu zamanda dayatmayla bazen aktif, bazen de pasif bir şekilde bize neyin iyi, nelerin kötü, hangisinin doğru veya yanlış olduğunu kimlere veya nelere inanmamız ve inanmamız gerektiği vb konularda bize sınırlar çizer; bizi biz yapan inançlarımızın şeklini ve kişiliğimizi belirlemeye çalışırlar.

Maalesef çoğunlukla bunda da başarılı olurlar.

Bir başka ifade ile söylemek gerekir ise;

“ Kabul ettiğimiz/ettirilen veya inandırıldığımız/inandığımız bütün doğru ve yanlışlar, bize öğretilen, dayatılan kurallar, yasaklar vb nedenler yüzünden aklımıza, algılarımıza, davranışlarımıza; yani hayatımıza yerleşmiş ve bizi içinde yaşadığımız bütünün/toplumun bir parçası olan “herhangi biri” yapar”

Allah’ın dahi kutsal kitaplar ve elçileri vasıtasıyla bir takım kurallar koyarak (sonuçlarına katlanmak kaydıyla) “özgür irade” (seçim hakkı) verdiği kuluna “inanç ve yaşama şekli” anlamında dayatmada bulunmadığı halde diğer yaratılmışlardan “herhangi biri” olanlar kendilerini “Rab” yerine koyarak bireyleri kendi istedikleri doğrultuda şekillendirme, dönüştürme çabasına girerler.

Kendileri zaten birer yaratılmış olan “İnsan Tanrılar” bireye olan akrabalık dereceleri, toplumda sahip oldukları saygınlık, para, makam veya güç gibi kriterler ile kulun ilk etapta “herhangi birisi” olması, üretim hatası “birey” olmaması; bunda da başarılı olamazlarsa bireye dünya hayatını zehir etmek için ellerinden geleni yapmaktan asla vazgeçmezler.

Allah’ın yarattığı eşrefi mahlukat olan özgür kulun (Hangi coğrafyada veya inançta olduğu fark etmez)  ne giyeceğini, ne yiyeceğini, ne zaman kalkıp ne zaman yatacağını, kimler ile evlenip evlenmeyeceğini o toplumda “ayrıcalıklı olma” düzenlerinin bozulmasını istemeyen o toplumun insandan tanrıları ve onların uygulamaya koyduğu beşeri kurallar, kul yapımı dayatmalar belirler.

İnsan tanrıların bazıları bu eylemi bazen ellerinde bulundurdukları maddi gücü kullanarak ve kınayanların kınamasına aldırmadan bazen de açık bir şekilde “Zülüm” ile yaparlar.

Bir çoğumuz bunları “Nemrut, Ebu Cehil, Firavun, Diktatör, Zalim, vb” isimler ile tanımlarız. Bu türdekilerin isimleri, mekanları, yaşamları ve yaşattıkları şeklen farklı olsa da imani anlamda hepsinin ortak özelliği “ŞİRK” sahibi, yani  “KAFİR” olmalarıdır.

İnsandan tanrıların birçoğu içinden çıktıkları toplumun kurallarını oluştururken halkı ıslah ettiklerini, düzeni sağladıklarını iddia ederler. İnandıklarını söyledikleri Allah’ın ve Allah’ın Resul’ünün yasaklamadığı bazı konularda kulun hareket serbestîsini kısıtlamaktan; bir başka ifadeyle “helal olanı yasaklamaktan” da hiç gocunmazlar.

İşin daha da vahim tarafı bu türler açıkça ifade edemedikleri İlahlık iddialarını Seyit, Şeyh, Şıh, Din Alimi, İlahiyat Prf. , Molla vb maskelerle kamufle eder, asıl amaçlarını ve gerçek kimliklerini gizlerler. Üstelik bunu da inandıklarını söyledikleri Allah ve din adına yaparlar.

Birilerinin “din baronları” olarak isimlendirdiği benim ise  “İnsan Tanrılar” olarak tanımladığım bu kesimi Allah (cc) Kur’an’ da ”MÜNAFIK” olarak tanımlamıştır.
Çok sık olmamakla birlikte içimizden bazıları fani olan bu insan tanrıların oluşturduğu ve adına “Toplumsal Kurallar” veya “Mahalle Baskısı” dedikleri dayatmalara eyvallah etmez, karşı çıkar, kazan kaldırır, isyan eder ve bizden birisi dedikleri “O” değil  “vahiy İslama” tabii olan samimi Müslümanlara bu var ya “BU” yaramaz adam denilenlerden olmak ister….
Ve toplumun/bütünün parçası olması arzu edilen, dayatılan “O” olması istenilen varlık yeterince kararlıysa da hemen olmasa da en kısa sürede toplum tarafından istenilmeyen bir tür “üretim hatası”, ama gerçekte ise birey, yani “KUL” olur.
Taklidi değil Tahkiki/Gerçek İmanın özü de bu ince nokta zaten…
(Nasipse bir sonraki yazıda konuya devam edeceğiz)
 
 
 
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
İnsâni Yardım....!

İnsâni Yardım....!

10-06-2026 - Köşe Yazıları

   Zemin Uygun, Kitle Müsait

Zemin Uygun, Kitle Müsait

10-06-2026 - Köşe Yazıları

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik