Kahverengi Dil Sendromu
Bedenimizde bulunan her bir organın doğuştan belirlenmiş görev ve sorumlulukları vardır. Yazılı olmamakla birlikte tüm organların bir çalışma kılavuzu da bulunmaktadır.
Türkiye
- 12-05-2013 13:50
Nasıl kullanılacağı, hangi koşullarda ne tepki vereceği, yanlış kullanım sonucunda ortaya çıkacak sorunlar bu kılavuzda belirtilmektedir. Tıpkı elektronik alet veya araçlarda olduğu gibi kullanım kılavuzu dışı kullanım veya zorlamalarda organlar da tepki vererek sahibini uyarmaktadır. Organ sahibinin anlayış kapasitesinin olup olmamasına bağlı olarak da bu tepki algılanmakta veya algılanamamaktadır. Algılayan ve zorlamadan vazgeçen kişi organlarını kurtarırken algılayamayanlar ise organlarını, bazı durumlarda ise organları ile birlikte kişiliğini de kaybetmektedir. Asıl sorun bu noktada başlamaktadır. Yakın bir zamana kadar pek çok insan, bedeninde ortaya çıkan belirtilerin nedeninin kendi bedensel hastalığı olduğunu düşünülmekteydi. Son yıllarda görülmektedir ki çevremizde oluşan bireysel veya toplumsal olaylar da bedenimizi etkilemekte, bedenimiz bu etkenlerin etkisi altında belirti vermektedir.
Hastalıkların anlaşılmasında ilk aşamada saç, deri ve gözler gibi organlarımızın olağan dışı görünümleri birçok hastalığın saptanmasında kullanılmaktadır. Dil organımız da oldukça fazla düzeyde hastalık tanısı konulmasına yardımcı olmaktadır. Şekli ve rengi hastalıkların belirtileri arasındadır. Kırmızı, siyah, kurşuni ve kahverengi olması bir takım hastalıkların belirtileridir. Gözle görülen bu belirtilerden yola çıkılarak hastalık teşhisi konulabildiği gibi tedavi de yapılabilmektedir. Ancak bazı durumlar vardır ki tek bir belirtiden yola çıkılarak tanı konulamaz.
Dil konusunda günümüzde en yaygın olan hastalık, kişilik veya altyapı yetersizliği nedenleriyle hak etmediği halde makam, mevki ve rütbe elde etmeye çalışan kişiler de sıklıkla görülmektedir. Bu hastalığın en belirgin özelliği, makam, mevki, rütbe veya menfaat elde edilecek kişinin yalanan organına bağlı olarak zaman geçtikçe dilin kahverengi bir hal alması ve bu hastalık sonunda iyileşme diye bir olasılık görülmemesidir. Bu hastalıkta dil renginin değişmesi yanında sendrom olmasının bir gereği olarak hastalık kaynağına psikolojik bağımlılık oluşmakta, tat duygusu yok olmakta, sosyal ilişkiler menfaat düzeyine göre belirlenmekte, son noktada birey tamamen kişiliksizleşmektedir.
Bu sendromu anlayabilmek için tarihsel bir inceleme yaptığımızda ilk ortaya çıktığı yerin saraylardaki dalkavukluk olduğunu görmekteyiz. Saraylarda görev yapan dalkavuğun görevi hükümdarın hoşuna giden şaklabanlıklar ve taklitler yaparak onu eğlendirmektir. Dalkavukluk geçmiş yıllarda sarayda ve zengin çevrelerde bir meslek olarak sürdürülmüştür. Belirtilen çağın aksine günümüzde her ne kadar meslek olarak sürdürülmemekte ise de bir yaşam tarzı olarak toplumsal yaşamda menfaat edinme ve kariyer yapma sürecinde yükselme aracı olarak kullanılmaya devam etmektedir.
Dalkavukluk kavramı, günümüzde yalakalık kavramına yerini terk etmiştir. Bu kavramsal değişim ne yazık ki pek çok insanın zihninde de yapılan işin mahiyetinin farklı olduğu izlenimini doğurmaktadır. Oysa dalkavukluk kavramı yalakalık kavramına devşirilirken bir meslek olma özelliğini yitirmiş, tamamen dünyevi çıkar sağlamak ve değer kazanmak amacıyla özellikle makam ve mevki sahibi kişilerin yüzüne gülme, ikiyüzlü davranış sergileme, abartılı ve gereksiz övgülerde bulunma, güçlü fakat haksız olanı destekleme biçiminde oluşan bir davranış şekline dönüşmüştür.
Yazının Devamı için tıklayınız:
http://www.akasyam.com/kose-yazisi/536/kahverengi-dil-sendromu.html