Kaya Tuncer Çağlayan:İngiliz Konsolosluk Raporlarına Göre Samsun
Samsun Konsolosluğuna ait İngiliz arşivinde tespit ettiğimiz ilk kayıtlar 1837 ile başladığına göre bu tarihte İngiltere adına faaliyet bir konsolos vekili bulunmuş olmalıdır
Güncel
- 15-03-2015 16:19
Samsun Konsolosluğuna ait İngiliz arşivinde tespit ettiğimiz ilk kayıtlar 1837 ile başladığına göre bu tarihte İngiltere adına faaliyet bir konsolos vekili bulunmuş olmalıdır.
Konsolos vekil dememizin sebebi asıl konsolosun Trabzon’da bulunması Samsun’daki konsolosun ona vekil olarak görev yapmasıdır. Bu çalışmada müracaat edeceğimiz ilk konsolos belgeleri Samsun’da konsolos vekilliği yapan R. W. Stevens imzasını taşımaktadır.
Stevens’ın hazırladığı bir rapor Canik’i İngiliz Devlet adamlarına tanıtmayı amaçlamaktadır. Rapor, Canik’in Trabzon Paşalığı’nın bir vilayeti olarak tanımlanmasıyla başlar. Deniz kenarında yüksek dağların eteğinden devam eden düz bir alan üzerinde kurulmuştur. Genel olarak şehrin eni 15 milden fazla değildir. Doğusunda küçük bir nehir olan Patlama ile batısında Kızılırmak ile çevrilidir. Vilayet, Trabzon Valisi Osman Paşa’nın kardeşi mutasarrıf Abdullah Bey tarafından yönetilmektedir. Bafra’dan Fatsa’ya ilçeleri sıralayan Stevens, Bafra ve Çarşamba hariç bütün kasabaların sahil üzerinde olduğuna dikkat çekerek kasabalar hakkında bazı bilgiler verir.
Ünye’den 6 saat uzaklıkta olan Fatsa için güzel bir hükümet konağından ve iskelesinden bahsederek Ünye’den Fatsa’ya kereste getirildiğini ve iskeleden gemiye yüklendiği bilgisini verir1. Çok güzel bir kasaba olarak tarif ettiği Ünye’de 1730 hane olduğunu bunun 1200’nün Türk, 80’inin Ermeni 450’sinin ise Rum evi olduğunu ancak kısa bir süre önce meydana gelen yangında Rum mahallesinde 350 evin zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Yangın mağdurları çok fakir olduğundan yeni evler inşa edememiş, vilayetin diğer bölgelerinde metruk evlere yerleştirilmeyi talep etmişler ancak kabul edilmemiştir. Fakat valilik bütün Ünye’deki Rum ahaliye vergi muafiyeti getirmiş, gıda ve diğer yardımların yapılmasını sağlamıştır. Mesela 1000 batman un (8000 kg, 15.000 pound) yangın mağdurlarına dağıtılmak üzere Ünye’ye gönderilmiştir. Vali Osman Paşa’nın talimatıyla Samsun mutasarrıfı Abdullah Bey, yangında evleri zarar görmeyen Rumların vergi muafiyetine girmediğini, vergilerini ödeyeceklerini ilan etmiştir.
Ünye tepelerinde zengin demir madeni olduğu, madende demir satışının yapıldığı not edilmiştir. Kasaba demircileri çivi üreterek ev ve gemi inşaatında kullanılmak üzere çiviyi batmanı 9 kuruşa satmaktadır.
Ünye’de pazarlar düzgün ve temizdir. Samsun ve Trabzon üzerinden getirilen Avrupa malları pazarda bol miktarda mevcuttur. Ticaret Türklerin elindedir. Ermeniler el sanatlarında Rumlar ise denizcilik ve gemi marangozluğu işinde yoğunlaşmıştır. Karadeniz dağlarındaki ormanlar kerestenin bol olmasına, dolayısı ile tersane marangozluğunun yaygın olmasına imkân vermiştir. Stevens, Ünye’de 150-200 ton yüklük 8 ticari geminin inşa edildiğini görmüştür.
Ünye’den Terme’ye gelince Stevens’in olumlu kanaati değişir. Terme’yi acınacak zavallı bir kasaba olarak tanımlar. Denize bir saat mesafe diye tanımladığı Terme deresinin sol cephesinde yer alan kasabaya girerken takriben 100 adımlık bir ahşap köprüden geçildiğini belirtir. Terme’den düz alan içinde, çevresi ağaçlık düzgün yoldan Çarşamba’ya ulaşılmaktadır. Orman ağaçlarının yanı sıra her türlü meyve ağacı bol miktarda bulunmaktadır. Yol, Ünye’den Terme’ye atla 6 saat, Terme’den Çarşamba’ya 4 saat sürmektedir. Yollar çok düzgün olarak tasvir edilmiştir.
Çarşamba, Yeşilırmak’ın her iki yakasına konuşlanmıştır. Halk, Yeşilırmak’a Çarşamba suyu demektedir. 200 adımlık ahşap bir köprü ile iki taraf birbirine bağlanmıştır. İlkbaharda karların erimesiyle nehrin sık sık taştığı ve köprünün de kullanılamadığı bilgisi kendisine verilmiştir. Kasabada takriben 750 hane vardır. 500 hane Türk, 150 hane Ermeni ve 110’u ise Rum’dur. Türk mahallesi ve Pazar nehrin doğu yakasındadır. Osman Paşa’nın büyükçe bir sarayı da burada yer almaktadır. Batı yakası ise Hıristiyan mahallesinin yer aldığı bölümdür. Hemen her evin geniş avlusu veya bahçesi, bahçe içinde de ipek kozası üretimi için gerekli dut ağaçları ile doludur. Canik’te en fazla ipek üretiminin yapıldığı yer Çarşamba’dır. Osman Paşa’nın oğlu Süleyman Bey, Çarşamba’nın yöneticisi olmakla birlikte zayıf karakterli ve yetersiz biri olduğu için fiili yönetim bir Tatarın elindedir. Çarşamba’da her çarşamba günü pazar kurulur. Pazar görüntüsü iç açıcı değildir. Çarşamba’nın zirai ürünleri kısmen arabalarla kısmen de kayıklarla Samsun’a götürülür. Çarşamba’dan denize mesafe 3-4 saatliktir, Samsun’a da iyi bir rüzgârla iki saat sürer. Karayolu ise ovadan devam eder, Samsun’a yaklaştıkça ovanın derinliği azalır. 6 saatlik yolculuktan sonra yol sahile iner, bir buçuk saat sahil devam eder. Yol üzerinde 6 toptan oluşan ve denize dönük konuşlandırılmış topçu bataryasını vardır. Şehre denize çeyrek mil mesafede bir ahşap köprüden geçerek girilir. Çarşamba’dan Samsun 24 mil veya 8 saatlik mesafedir. Fakat yolun durumuna bağlı olarak bu zaman dilimi değişebilir. Yağmurlu havada 10 saatin altına düşmez.
Samsun batı tarafında sığ bir koyun batısına yerleşmiştir. Bu koyun batısında Roma zamanından kalma mendirek kalıntıları vardır. Yüzeyin üzerine fazla çıkmamakla birlikte denize çeyrek mil kadar uzanır. Kıyı çok sığ olduğundan gemiler şehre yarım mil açıkta demirlemek zorundadır. Limanı korunaklı olmadığından ciddi rüzgâr olması halinde gemiler için risk büyüktür.
Yeşilırmak’ın alüvyonlarından oluşan Çarşamba ovası koyun doğusunda yer alır. Doğusu düşük, denize doğru uzanan bir mesafedir, ağaçlarla kaplı, kumsalla çevrilidir. Bu yüzden Samsun’a gemilerin doğudan gece yaklaşması tehlikelidir. Mendirek’e yakın yerde bir batarya konuşlandırılmış, 7 veya 8 topu ihtiva etmektedir.
Samsun’da ev sayısını, evlerin çokluğundan dolayı tam sayamamakla birlikte şehrin görüntüsü ve büyüklüğünü dikkate alarak 1000 civarında olduğunu tahmin etmiştir. Şehrin bir kısmı kale ile muhafaza edilmiştir. Diğer kısım surların dışına taşmıştır. Kale surlarının içinde mutasarrıf Abdullah Bey’e tahsisli konak, hanlar ve pazar yeri de yer almaktadır. Kale surlarında birkaç top yerleştirilmiştir. Ancak bu toplar savaştan çok şehre gelen yöneticileri selamlamak amacıyla yapılan atışlar için kullanılmaktadır. Şehrin her iki bölümünde tamamen Türkler yaşamaktadır. Samsun’un yerlisi olmayan az sayıda Rum ve Ermeni şehirde hanlarda kalmaktadır. Rumlar, şehre yarım saat mesafede 200 haneden oluşan Kadı Köyünde yaşamaktadır. Az sayıdaki Ermeni Abdullah Bey tarafından tahsis edilen şehrin arka tarafında küçük bir köyde yaşamaktadır. Her iki grup da tüccar veya esnaf olarak ticari faaliyette bulunmaktadır. Son iki yılda Samsun’un ticari anlamda yıldızı parlamaya başlamıştır. Özellikle İstanbul ile buharlı gemi seferlerinin başlaması, çevre illerdeki tüccarların mallarını satmak ve ihtiyaçlarını İstanbul’dan satın almak için zor, uzun ve tehlikeli kara yolu yerine Samsun limanını tercih etmelerine sebep olmaktadır. Mesela 1838’de 2 Avusturya buharlısının taşıdığı ticari mal 8.000 paket adet iken bir yıl sonra 12.000 paket (kargo) civarına ulaşarak %50 artmıştır. Eğer buharlı gemilere malları taşıyan Türk sandalları için uygun bir fiyat düzenlenirse bu rakamın 18.000’e çıkması mümkündü. Bu oranın giderek artacağını kaçınılmaz bulan Stevens, İstanbul ve İzmir’e mal sevkiyatı için Kayserili tüccarların kara yolu yerine Samsun yolunu tercih etmeye başladığını ve henüz çok az kısmı Samsun’dan geçiş yapmasına rağmen bu seviyede gitse bile mevcut yılın sonunda limandan sevk edilen paketin 30.000’e çıkacağını tahmin etmekteydi. Son iki yılda liman ticareti sadece Samsun ve komşu vilayetlere İngiliz veya diğer Avrupa ürünlerinin ithal edilmesi ile sınırlı kaldı. Stevens’e göre eğer Avrupalı tüccarlar Samsun’da temsilcilik açar veya yerleşirlerse ve Sivas, Tokat, Amasya ve Kayseri gibi önemli vilayetlerin tüccarları da Samsun’da aradıkları Avrupa malını bol miktarda bulursa, zaman içinde kendi ürünlerini İstanbul’a taşımaya son verecek, Canik’le birlikte bu vilayetlerin ürünleri, İngiliz gemileri için Samsun’a sık sık uğrama mecburiyeti getirecektir.
Demir, Samsun’a ithal edilen tek maddedir. Mahalli ihtiyaçları karşılamak ve iç bölgelere sevk etmek için Samsun’da satılan yıllık demir oranı kabaca 20.000 kentaldir (2.000 ton) Rus demiri İngiliz demirinden daha çok kullanılır. Ülkenin diğer bölgelerine göre İngiliz demirine önyargı daha azdır. Ayrıca İngiliz demirinin ucuzluğu dikkate alınırsa kısa zaman için Rus demirinin yerini tamamen İngiliz demirinin alacağı not edilmiştir. Ruslar pazarı koruyabilmek için fiyat indirimine gitmek zorunda kalacaktır. Rusya’dan Samsun’a yakında gelen büyük miktarda demir İstanbul’a gönderilmek üzere tekrar yüklenmiş, Samsun’da tüccarlar demirin şeklini beğenmedikleri için (büyüklüğünden iç bölgelere nakli adeta imkansız olduğundan) almayı reddetmişlerdir.
Bafra’yı henüz ziyaret edemeyen Stevens, Samsun’a 12 saat mesafede olduğunu, Kızılırmak’ın sağ yanında yer aldığını denize ise dört saatlik mesafede yer aldığını ifade eder. Bafra’nın temel ürününün tütün olduğu, Koyuncugöz’den gemilere yüklendiğini ve yıllık olarak kabaca her biri 75 kilo (150 pound) civarında 10.000 balyadan oluştuğunu bildirmektedir. Koyuncugöz Samsun’a sahilden 8 saat mesafede yer almaktadır. Bafra’nın, Osman Paşa’nın diğer kardeşi tarafından yönetildiği rapor edilmiştir.
Canik’in ticari ürünleri olarak pirinç, fındık, ceviz, buğday, fasulye, mısır, ipek, kereste, arpa, büyük baş hayvan, demir, bal mumu, keten tohumu, kendir, tütün başta gelmektedir. Özellikle ceviz, pirinç, keten tohumu, bal mumu, fasulye, hamsi ve tütün bol miktarda üretilmekte, vilayetin ihtiyaç fazlası İstanbul’a pazarına gönderilmektedir.
Üretilen derilerin bir kısmı İç Anadolu’ya, bir kısmı Trabzon’a diğer kısmı ise İstanbul’a gönderilmektedir. Ketenden üretilen kumaşlar ülkenin her tarafına gönderilirken, fındık İstanbul ve Rus pazarlarına ihraç edilmektedir. Fındık karşılığında Rusya demir, buğday ve arpa olarak özellikle Trabzon’a mal sevk etmektedir. Üretilen ipeğin kalitesi Avrupa pazarları için çok düşük kalitedir. Bir kısmı İstanbul tezgâhlarına gönderilir ama büyük kısmı Zile panayırına, Diyarbakır ve Halep gibi pazarlara sevk edilir.
Gemi üretiminde kullanılan kalas-keresteler ise tamamen Ünye tersanelerine gönderilir. Ünye’de kerestenin bir kısmı ticari gemi üretiminde kullanılırken büyük kısmı devletin ihtiyaçları doğrultusunda tasarruf edilmek üzere İstanbul’a sevk edilirken, kalanı savaş gemisi yapılmak üzere Fatsa’ya gönderilir. Kerestenin kesimi, sahile taşınması, İstanbul ve Fatsa’ya sevkinde amele istihdamından doğan masraflar Samsun halkınca karşılanır. İngiltere ile yapılan 1838 tarihli ticaret sözleşmesine göre kereste ihracatı serbest bırakılmasına rağmen Ünye kaymakamı ve tüccarlar, Konsolos Stevens’a kereste ihracatının halen yasak olduğunu söylemiş, fiili bir değişikliğin olmadığına dikkat çekmiştir. Ticari gemi yapanlar kereste kesimi izni için Samsun mutasarrıfı Abdullah Bey’e bir ücret ödemek zorundadır.
Vilayetteki toplam kendir üretimi 20.000 kental civarındadır. Devlet ödeme yapmaksızın vergi olarak 7.000 kentalini (700 ton) almaktadır. Geri kalanı ise İstanbul tarafından belirlenen fiyat üzerinden satın alınır, aynı zamanda vergilendirilir. Tek istisnası vilayetin ihtiyaçları için satılan kendirdir. Bunun ticaretini de ancak mülki makamları hediyelerle ikna eden tüccarlar yapar. 7.000 kentallik zorunlu kendir üretimi bütün Samsunluların mükellefiyetidir. Kendir üretmeyenler kendi kotalarını üreticilerden satın almak zorunda veya kotasına mukabil parayı mutasarrıf Abdullah Bey’e ödemek zorundadırlar.
Konsolos Stevens, mutasarrıf Abdullah Bey’in makamını istismar ederek, ödenen parayı kendisinin tasarruf ettiğini, ayrıca 7.000 kental kendirin bir kısmını İstanbul fiyatından satın alıp elinde tutarak İstanbul fiyatından daha yüksek fiyata sattığını, İstanbul’a ise ürünün yeterince bol üretilemediğini bildirdiğini aktarmaktadır. Kendir mükellefiyetinden hiçbir Canikli istisna ya da imtiyazlı tutulamaz. Hiçbir Samsunlunun bu zorunluluğun ve tekelin kaldırılacağından haberi yoktur.
Buğday ise ihraç edilecek oranda Samsun’da üretilmemekle birlikte komşu Çorum, Yozgat, Bozok gibi vilayetlerden ihraç edilecek bol üretim söz konusudur. Avrupa’da geçen yıl buğdayın çok pahalı olması insanları bol miktarda buğday ithal etmeye sevk etmiştir. İstanbul’da buğdaya talebin artması üzerine Samsun’a eleman gönderilerek Samsun ve civar vilayetlerde hasat edilen buğday, İstanbul’da hükümetin belirlediği fiyat üzerinden satın alınmıştır. Rusya’dan buğday ithal edilmesinin sonucu bu yıl hükümetin sabit fiyat uygulamasını kaldırması beklenmektedir. Bununla birlikte mutasarrıf Abdullah Bey adamlarını göndererek buğdayın yine sabit fiyat üzerinden satın aldırmakta, şahsi menfaati için Samsun’da yüksek fiyattan sattırmaktadır. Yüksek kâr elde etmek için Samsun’da diğer tüccarların buğday satışına yasak getirmiştir.
İngiltere ile yapılan 1838 Ticaret Sözleşmesi gereği bu ve benzeri bütün tekellerin kaldırılması gerekmekteydi. Tekeller kaldırıldığında Samsun’un önemi hayli artacaktır. Ancak, Bab-ı Ali ne emrederse emretsin Stevens’e göre mutasarrıf Abdullah Bey’in üzerinde hiçbir etkisi olmadığı, işleri kendi menfaati veya anlayışına göre yürütmeyi devam ettirdiği sabittir. Dolayısı ile sözleşmenin hayata geçmesi konusunda Abdullah Bey’den adım atmasını beklemek beyhudedir. Halk mutasarrıfın korkusundan, Abdullah Bey’in yer aldığı ticaretteki bu gidişatın yanlışlığına müdahale etme bir tarafa şikâyet bile edemiyordu. Daha önce ödenen bütün vergiler Rusya tarafından ödenmeye devam etmekte, sözleşme ile %3’den %2’ye düşürülmesi gereken gümrük oranları İngiliz malları için eski oranını korumaya devam etmektedir. Konsolos Stevens, sözleşmenin gereklerine uyulması için, gümrük makamları ile görüşmüştür. Abdullah Bey’in Samsun’da olmadığı zamanda vuku bulan görüşmede gümrük yetkilisi Stevens’a haklı olduğunu ancak İhtisap Ağasının kendisine bağlı olmadığını, Çarşamba’da bulunan mutasarrıfın da konudan haberdar olmayabileceğini söylemiştir. Fakat Çarşamba’da bulunan Abdullah Bey’e bir mektupla sözleşme ihlallerini bildirdiğini söyleyen Stevens, Abdullah Bey’in sözleşmeden haberdar olmamasının adeta imkansız olduğunu, İhtisap Ağasını da kendisi belirlediği için eski düzeni devam ettirmeyi tercih ettiğini kaydetmiştir.
Steven’in değerlendirmeleri daha çok Abdullah Bey’in yanlışları üzerinde yoğunlaşmıştır. Bab-ı Ali’den gelen emirlere uymada Abdullah Bey gayet isteksizdir. Avrupalılara karşı da sempatisi olan birisi değildir. Stevens, mutasarrıf hakkında kanaatini beyan ederken İngiliz diplomasi sınırlarını zorlayan sıfatlar kullanır: saygısız, kaba ve vilayeti tamamen kendi keyfine göre yönetmektedir. Onun yolsuzlukları ve yanlışları İstanbul’da bilinmesine rağmen, payitahta gönderdiği rüşvet ve ağabeyi olan Trabzon eyalet valisi Osman Paşa’nın himayesi ile İstanbul’da konumunu korumayı başarmıştır. Sahibi olduğu mal varlığı ve zenginlik durumunu, Abdullah Beyi korumaya fazlası ile yettiğini Stevens gözlemlemiştir.
Geçen yıl Hafız Paşa ordusunda görevli, değerli bir şahsiyet olan Mehmet Ali Bey, Samsun’dan geçmiş, Abdullah Bey kendisini tahkir etmiştir. Bunun üzerine İstanbul’a hareket edecek gemiye bindiğinde Mehmet Ali Bey, İstanbul’da kendisini gerekli makamlara şikâyet edeceğini söyleyince, Abdullah Bey, Mehmet Ali Bey’e bir miktar para göndermiş, Mehmet Ali Bey’in öfkesi azalmış, İstanbul’da ise konuyla ilgili bir gelişme olmamıştır.
Yine bir başka olumsuz örnek Prens de Joinville Trabzon’a giderken Samsun’a uğramasıdır. Prensin Samsun’a uğrayacağı bir hafta önce bildirilmiş olmasına rağmen Prens’i limana girişte karşılaması gereken Abdullah Bey Çarşamba’dan karşılamaya gelmemiştir. Prens, Trabzon dönüşü tekrar uğrayacağını, Avusturya temsilcisi marifetiyle bildirip, kendisine at tahsis edilmesini rica etmiştir. Bunun üzerine Konsolos Stevens, Çarşamba’ya giderek mutasarrıf ile görüşmüş ve kendisine bu tarz davranışın Prensi kıracağını, bir hanedan üyesinin bir şehri ziyaretinde karaya çıkmadan 21 pare top atışının diplomasi gereği olduğunu hatırlatmıştır. Dönüş yolunda Samsun’a tekrar uğrayan Prens de Joinville, vapurdan bir tekneye geçmiş, sahile çıkmadan önce Abdullah Bey bir tütün tüccarını kendisini karşılamak üzere göndermiştir. Karaya çıktıktan sonra 21 top atışı yapılmıştır. Bu saygısızlık İstanbul’a bildirilince Bab-ı Ali Abdullah Bey’den izahat istemiş, fakat rivayete göre 5.000 sterling değerinde para İstanbul’a gönderilerek şikâyet susturulmuştur.
Mutasarrıf Abdullah Bey’in, Avrupalılara karşı saygısızlığının bir diğer örneği Tuna Vapur İşletmesi temsilcisi olan İstanbullu bir Ermeni’ye olan tavrıdır. Avusturya şirketinin elemanı olduğu için aynı zamanda Avrupa himayesi altında olan mümessil Ermeni Samsun’a uğrayan bütün Avrupalıları misafir ediyor, toplantılar düzenliyordu. Bu toplantılarda mutasarrıf kendisinin olumsuz yönlerinin konuşulmasından şüphelenerek bu mümessili harcamaya karar verir. Abdullah Bey ve onun yönlendirmesi ile Trabzon Paşası Osman Bey, Bab-ı Ali’ye yazarak Ermeni’nin asli işini yapmadığını, bölgedeki farklı konularla ilgilendiğini, Samsunlular tarafından sevilmediğini, dolayısı ile acilen Samsun’dan uzaklaştırılmasının çok arzu edildiğini rapor ederler. Benzer bir mektubu Avusturya büyükelçisine de göndermiş, Büyükelçi şikâyetin aslının olup olmadığının araştırılmasını, doğruluk payı varsa Ermeni mümessilin görevine son verilmesini istemiştir. Şikâyetten vaktinde haberdar olan mümessil boş durmamış, Samsun’un ileri gelenlerinden kendisi ile ilişkilerinin gayet iyi olduğunu ve sadece işiyle ilgilendiğini içeren yazılı beyannameler almıştır. Ermeni mümessil beyannamelerle İstanbul’a giderek büyükelçilik vasıtasıyla Hükümete mutasarrıfın yönetim uygulamaları hakkında bilgi verebileceğini ancak Abdullah Bey’in intikamından emin olmak için can güvenliği garantisi istemiştir.
Tanzimat Fermanı’nın uygulamaya girmesi üzerinden kısa bir süre geçtiği için sonuçlarını değerlendirmeyi erken bulmakla birlikte Konsolos Stevens, fermanın olumlu sonuçlarının Sultanın tebaası tarafından elde edilmesinin Abdullah Bey gibi karakterlerin mülki makamlarda oturmasına izin verildiği müddetçe mümkün olmayacağı kanaatini taşımaktadır. Aynı şekilde imzaladıkları ticari sözleşmenin İngiliz ticaretine müspet yansıması için Abdullah Bey gibi peşin hükümlü, Batılılara saygısız, kaba hatta düşman, her türlü yeniliğe ve gelişmeye karşı kişilerin öncelikle görevlerine son verilmesi gereklidir.
Tanzimat Fermanını takip eden yıllar ile 20.yy başında Samsun’u mukayese etmek İngiliz konsolosluğu raporlarında mümkündür. Trabzon konsolosu Longworth’un İstanbul’daki büyükelçi Sir Nicholas O’Conor’a Samsun’u da içine alan bölge hakkında kaleme aldığı bir rapor önemli bilgiler içermektedir4.1899, bölge için göze çarpan olumlu gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Özellikle mülki ve mahalli yönetimlerin kalitesi artmış; makam sahiplerinin istismarı azalmış ve yoksulluk yaygın olmaktan çıkmıştır. Devlet hizmetleri düzenli olarak verilmeye başlanmıştır. Mülki makamlar hem İstanbul’dan beklenmedik müdahalelere maruz kalmamışlar hem de yönetim altındaki kamuya yönelik ılımlı ve adil bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Görünen o ki halkın hükümet için değil de hükümetin halk için olduğu gerçeğini kavramışlardır. Fakat bu değişimin uzun soluklu olup olmadığı ya da iradi bir değişim mi yoksa validen korkularından mı zaman gösterecektir. Trabzon valisi Kadri Bey karakterinin daha etkili olduğunu düşünen Konsolos, Valinin tatlı sert üslubuna dikkat çekmiştir. Sultan Abdülhamid’in Valiye desteğinin de dikkate alınması gerektiğine vurgu yaparak aslında olumlu değişimin cevabını da vermektedir. Değişimden ve menfaat kaybından dolayı Vali’nin az ama etkili muhaliflerinden de bahseden konsolos Nemlizâde Osman Efendi ve Yunus Efendi isimlerini vermektedir.
Samsun’da asayiş olayları hakkında enteresan bilgiler mevcuttur. Vilayette görevli 1.131 Jandarma zaptiyesi vardır. Bunların 42 ‘si Hıristiyan’dır. 3 ‘ü Hıristiyan 65 polis görev yapmaktadır. Bu geniş arazide mal ve can güvenliğini sağlamak zordur. Mesela Rize’de cami içinde cinayet işlendiği, bölge insanının hareketli bir yönünün olduğu vurgulanmaktadır. 3 zaptiye’nin yakında eşkıya ile çatışmada öldüğü; hizmet veren güvenlik personelinin 34’üne cesaret madalyası verildiğini, 27’sinin aynı zamanda terfi ettirildiği bilgisini vermektedir.
1899’da vuku bulan cinayetlerin 4’ü Trabzon’da, 3’ü Samsun’da işlenmiştir. Rize’de 2, Trabzon’da 19, Samsun’da 11 Rize’de 8 ve Gümüşhane’de 3 eşkıya yakalanmıştır. Samsun’da 2 eşkıya kendiliğinden teslim olmuştur. Askerlerin moral gücü yüksek olmakla birlikte, yerleşim alanlarının güvenliği sağlamaya katkıları düşüktür. Jandarmanın emrinde garnizon olan yerleşim sokaklarında bazen devriye çıkmaktadır. Rediflerin silahları yoktur.
Bölgede 7.Tugayın 27.Alayının her biri 500 kişilik 1. ve 3. taburları görev yapmaktadır. Ayrıca 600 topçu askeri ve 600 ihtiyat askeri mevcuttur. Samsun, Çarşamba, Ordu, Giresun, Gümüşhane, Trabzon ve Rize’de askerlerin görevi kale ve cephanelikler ile ambarları korumaktır. Düşük maaşla ve zor şartlarda görev yapmalarına rağmen askerlerin tutum ve davranışları abartısız harikuladedir. Bölge halkında tam bir memnuniyet havası oluşmuştur. Bunun bir sebebi Türk ordusunun disipline düşkünlüğü ama diğer sebebi bölge komutanı Sami Paşa’nın ciddiyeti ve gayretleridir.
Türkiye’de yargının olumlu bir dönüşüm yaşadığına dikkat çeken konsolos, hakimlerin dürüst ve adalet dağıtma duygusu taşıyan kimselerden seçildiğine vurgu yapmaktadır. Bununla birlikte davacıyı veya davalıyı umutsuzluğa düşürecek kadar mahkemeler yavaş çalışmaktadır. Davalının zengin-fakir veya müslim-gayrimüslim olması fark etmez.
1899 Trabzon Ceza mahkemesi 16 hırsızlık, 10 saldırma, 15 adam dövme, 20 tecavüz ve adam kaçırma, 2 cinayet ve kan davası kararı vermiştir. Aralık 1899’da Trabzon hapishanesinde 217 Müslüman ve 16 hıristiyan mahkûm vardır.
Bölgenin ekonomik durumu diğer vilayetlere nazaran daha az kötüdür. Ekonomiyi iyileştirme amaçlı ciddi bir politika değişikliği acil görünmektedir. Ticari alış veriş önündeki engeller ve tekeller kaldırılmazsa ülke kaçınılmaz olarak iflasa sürüklenecektir. Bölgedeki durumu düzeltmek için bazı gayretler sarf edilmekte ancak olumsuz yan etkileri de olmaktadır.
Konsolos H.Longworth’un dikkat çeken diğer bazı tespitleri vardır: Mesela Gregori Vegleri Efendi adında bir Ortodoks Rum, 30 Mayıs 1900 tarihinde Trabzon’a vali yardımcısı olarak atanmıştır. Diyarbakır vali yardımcılığından Trabzon’a atanan Gregori Efendi’nin 45 yaşlarında, İstanbul doğumlu, iyi eğitimli, Fransızcası olan müspet bir karakter olduğu ve Vali Kadri Bey’e güç kattığı notu dikkat çekicidir.
Diğer bir misal askere alımlarla ilgili vilayet meclisinin ciddi tedbirler aldığı vurgulanmaktadır. Normalde çok uzun zaman alan asker yoklamasının bu yıl çok kısa sürede sonuçlanmış, iki doktor daimi görev yaparak askerliğe elverişli olmayanları tespit etmiştir. Sultan Abdülhamid’in hükmüyle, Samsun-Trabzon arasında bölgede yaşayanlar için askerden muafiyet bedeli 1895/96 oranına düşürülecek ve bedel-i askeriye borcu olanların geçmiş yıllarından borçları alınmayacaktı.
Yol yapımına önem verildiği, yeni yolların açılması çalışmalarının ciddiyetle sürdürüldüğü raporda yer almaktadır. Sağlık alanında salgın hastalık belirtisi görülen yerlerde karantina uygulamasının yaygınlaştığını gözlemlemiştir.
Ülke içinde seyahat etme bazı şartlara bağlanarak serbest bırakılmıştı. İstanbul’a gitmek isteyen bir kimse seyahat gerekçesini ve kalacağı süreyi mülki makamlara bildirmek zorundaydı. ABD veya bir başka ülkeye göç etmek isteyenler Osmanlı Devleti’ne vergi borçlarını ödemek ve Osmanlı vatandaşlığından çıkmaya ve bir daha geri dönmemeye razı olmak durumundaydı. Sadece Rusya’ya gitmeleri yasaklanmıştı. Kafkaslara giriş çıkış yasaklanmıştı. Bizzat Vali Kadri Bey’e telgraf çeken Sultan Abdülhamit bu uygulamalar üzerine Rus Büyükelçisinin, Bâb-ı Aliye Trabzon-Samsun bölgesi Ermenilerinin Rusya’ya giriş çıkışlarına müsaade edilmemesine tepki gösterdiğini bildirmişti.
Sultan Abdülhamid’in iradesiyle 22 Şubat 1901’de Samsun Vali Muavini Garabet Efendi görevinden azledilir, yerine Ankara vilayet gazetesinin editörü Petrak Server Efendi atanır. Konsolos Longworth Garabet Efendi’nin azline üzüldüğünü Samsun’daki konsolos vekili Henri de Cortange’ın da sebebi öğrenemediğini belirtir. Petrak Server Efendi’nin, Katolik Ermeni olup selefi Garabet Efendi’den daha iyi meziyetlere sahiptir. Sonradan Garabet Efendinin azlinin sebebi bizzat kendisinden kaynaklandığı, bir Ermeni tüccar için resmi evraklarda sahtecilik yapması üzerine İrade-i Seniyye ile azline karar verildiği raporda yer almıştır5.
Konsolos’un üç ayda bir kaleme aldığı bölge ile ilgili genel değerlendirme raporlarından 6 Nisan 1901 tarihi olanı Trabzon-Samsun bölgesi için oldukça müspet gözlemler içermektedir. Genel olarak bölgedeki durumu tatminkâr bulan Longworth, özellikle asayişin gayet iyi ve adalet mekanizmasının daha adil icra edildiğinden bahsetmektedir. Yetki istismarının ve yolsuzluğun yok denecek mertebeye yaklaştığını ifade eden konsolos, aynı olumlu tespitlerin Türkiye’nin diğer vilayetleri için söylenebileceğini zannetmediğini not etmiştir. Trabzon ve Samsun’daki bu başarıyı vali Kadri Bey ve Samsun mutasarrıfı Hamdi Beye bağlayarak her ikisini de Türkiye’nin en iyi mülki amirleri olarak görmektedir. Raporun devamında vilayet içindeki ana yol ve kır yollarının güvenli olduğu belirtilmiştir. Sebep olarak jandarmanın daimi devriye gezdiği, eşkıyaya göz açtırmadığı, sonuç olarak hırsızlığın neredeyse sıfırlandığı ifadesine yer verir. Yönetim ile halk arasındaki ilişkilerin tatminkâr olduğunu belirten Konsolos, ticari hayatında sağlıklı işlediğini ifade etmiştir. Ancak olumsuz bazı durumların da olduğunu söyleyerek Perşembe Nahiye Müdürünün Perşembe’de yaşayan Rumların Hicaz Demiryolu vakfına maddi katkı sağlamaları gerektiğini açıklaması ya da Akçaabat Kaymakamının, ölen kişilerin vergi borçlarını tahsil için mimoza köyünün büyükbaş hayvanlarına el koyup sattırması gibi örnekler söz konusudur.
Dini konularda bazı rahatsızlıklar dikkate alınmıştır. Mesela Alaçam’daki Ortodoks Rumlar, Alaçam’da Protestan bir okulun açılmasına şiddetle karşı çıkmışlardır. Buna benzer çok örnek olduğunu söyleyen Longworth, Karadeniz bölgesindeki Ortodoks, Katolik ve Protestanlar arasında sevgisizlik ve gerginliğin hâkim olduğuna dikkat çeker.
İran’da transit ticaret ile ilgili gümrük geçişlerinde bazı şikâyetler bitmeden Longworth enteresan bir bilgiyi aktarır. Ülkede toplanan yardımların her zaman amacına uygun tasarruf edilmediğini söyleyerek Vilayet genelinde Hindistan’daki açlık –kıtlık mağdurları için toplanan 500 sterlin paranın Hindistan’a gönderilmek yerine Samsun’un yakın bir köy olan Kadıköy’de çıkan yangın mağdurlarına dağıtıldığını rapor etmiştir6.
Ekim raporunda vilayetin genel durumunu olumlu kaydeden Longworth, asayişin hâkim olduğunu ancak Kafkas muhacirlerinden kaynaklanan bazı sıkıntıların söz konusu olduğunu not edilmiştir. Özellikle toprak gasp etme (devletin veya komşusunun) davar hırsızlığı ve genç kadın ya da kız kaçırma suçları muhacirler tarafından işlenmektedir. Bu yüzden komşuları tarafından istenmeyen kişi ilan edildikleri; hatta jandarmanın takibinden ve yerli ahalinin tepkilerinden dolayı Kastamonu taraflarına göç ettikleri belirtilmektedir. Son marifetleri ormanları hoyratça baltalayarak ev ve tarım arazisi oluşturmak olunca İstanbul hükümeti vali Kadri Bey’e daha fazla Kafkaslardan muhacir kabul edilmemesi için tedbir alması talimatını verir7.
Samsun-Trabzon bölgesinde resmen İngiltere himayesinde olan Protestanların okulu, vakfı veya dini kurumu olmadığı ancak yerli Protestanların açtığı okullara ve hayır kurumlarına İngiltere’nin dolaylı destek verildiği beyan edilir8.
Vali Kadri Bey’in 1903’de ani vefatı Trabzon ve bağlı yerleşim beldelerinde üzüntüye sebep olmuştur. Yeni Vali Reşat Bey, Kadri Bey’in aksine zayıf ve korkak birisiydi. Reşat Bey’in en büyük korkusu başlarında Zekiye isminde bir hanımın olduğu Kahyaoğulları ailesidir. Reşat Bey’in valiliği döneminde asayişin bozulması her yerde artar. Sadece Samsun istisnadır. Samsun’da can ve mal güvenliğinin korunmasındaki başarı şehrin mutasarrıfı Hamdi Bey’den kaynaklanmaktadır. Samsun’da polis sayısı 1901 de 13 ‘e çıkmıştır9.
Konsolos Stevens’ın verdiği bilgiler ışığında Samsun’un Ünye’den daha küçük ve neredeyse Çarşamba ile aynı büyüklüğe sahip olduğu düşünülebilir. Ancak coğrafi konumu itibarıyla İç Anadolu’nun derinliklerine kadar geniş bir bölgenin ithalat-ihracat imkânı vermesi ve bilhassa Buharlı Gemilerin devreye girmesi ile Samsun gelişmeye başlamıştır.
Samsun’daki sosyal yapının Müslüman-Türk karakterinin tartışılmaz olduğu ancak liman ticaretinin gelişmesiyle gayr-i Müslim nüfusta artma olduğunu gözlemlemek mümkündür.
Haznedarzade sülalesinin şahsında bölgede ayanlığın 1840larda halen güçlü olduğu ancak 1900’lere gelindiğinde ayanlığın ortandan kaldırıldığını ve merkezi otoritenin güçlendiğini söylemek belgelerden anlaşılmaktadır.
Samsun ve bölgede genel durumun tamamen vali ve mutasarrıfın gayretine bağlı olarak olumlu veya olumsuz bir tablo ortaya koyduğu, dolayısı ile kurumsallaşmanın henüz tamamlanamadığı ve idarenin yöneticilerin yetenekleri doğrultusunda nitelik kazandığı söylenebilir.
Tuncer ÇAĞLAYAN
SAMSUN SEMPOZYUMU - 2011