Bir adam, kuyumcuya giderek;
- Altın tartacağım. Bana terazini versene, dedi.
Kuyumcu ise adama şöyle cevap verdi:
- Babacığım! Hadi git! Bende kalbur yok.
Adam;
- Benimle alay etme. Ver şu teraziyi, diye ısrar etti.
Kuyumcu, bu sefer;
- Dükkânımda süpürge yok, diye cevap verdi.
Adam;
- Yeter yahu! Bırak alayı. Ben senden terazi istiyorum. Sağır gibi davranma. Şu tarafa bu tarafa gidip durma. Teraziyi ver, diye isteğini tekrarladı.
Sonunda kuyumcu, adama söylediklerini şöyle açıkladı:
- Sağır değilim. Seni duydum. Söylediğim sözleri sakın boş sanma. Sözünü duydum; ama sen kuvveti, hâli kalmamış bir ihtiyarsın. Hiç şüphe yok hâlsizlikten elin titreyecek. Tartacağın altın, külçe değil. Tozu var, kırık dökük bir şey. Elin titreyecek, yere dökeceksin.
Adam, kuyumcunun söyledikleri karşısında şaşırmıştı. Çünkü henüz bir şey anlamamıştı. Kuyumcuya;
- Eeee! dedi.
Kuyumcu sözlerine şöyle devam etti:
Sonra “Bana bir süpürge ver de toza toprağa dökülen altınımı süpüreyim.” diyeceksin. Altını süpürüp bir yere toplayınca da; “Kalbur isterim.” diye tutturacaksın. Ben bu işin sonunu, önceden kestirdim. İyisi mi sen gel bu işi başka bir yerde hallet.















