Müslüman paralandı, "Para" unutuldu mu?!
Üstad Necip Fazıl’ın ‘Para’ piyesini okuyunca insan paradan gerçek anlamda nefret duygusuyla bahseder duruma geliyor..
Türkiye
- 22-04-2012 14:07
Üstad Necip Fazıl’ın ‘Para’ piyesini okuyunca insan paradan gerçek anlamda nefret duygusuyla bahseder duruma geliyor..
Bir arkadaşım; “Para’yı okuduktan sonra paradan nefret ettim” demişti. “Para bu” demiştim, “kim ne kadar yazarsa yazsın insan ondan nasıl nefret eder.” Elbette sevemeyebilir, sevmemezlik yapabilir ama onun yani paranın sayesinde aldığı şeyleri düşününce, onun sayesinde eline geçirdiklerini, onun sayesinde sevdiği şeyleri aldığını düşününce insan paradan nefret edemeyeceğini düşünüyor. Fakat gerçek öyle değil ne güzel ki… Üstad Necip Fazıl’ın Para tiyatrosunu okuyunca insan paradan gerçek anlamda nefret duygusuyla bahseder oluyor.
Bu eser bir çizgi gösteriyor bizlere!
Üstad’ın “Para” piyesi; hem tarihî açıdan, hem edebî açıdan, hem de dinî açıdan insanlara yol gösteren bir eser. Eserin yazıldığı yıllarda patlak vermiş İkinci Dünya Harbi, bu savaştan menfi yönde etkilenmiş fakat halkı aç biilaç Türkiye, milli şefin cumhurbaşkanlığı hayatının son dönemleri…
Piyeste, piyesin kahramanı ‘O’dan, paraya tapıcılığından ve O’nun görüşü çerçevesinde etrafında gelişen olaylardan bahsediliyor. Tabii üstadın sivri dili ve keskin üslubuyla…
“O” her şeyini para üzerine kurmuş, “Kızı”nı, “Oğlu”nu, “Karısı”nı bu yönde yetiştirmiş, ahlak ve maneviyatı yok sayan, bir işe ve bir kişiye getirdiği para ölçüsünde değer veren birisidir. Kendini “hayata hâkim miskin hesapların” adamı olarak tanımlar, zaaflarından kurtulmayı başarıya ulaşmanın tek yolu olarak görür ve dehasını sadece nasıl daha fazla para kazanacağı sorusuna cevap aramakta kullanır. Menfaatini her daim ön plana alan “O”, bunu aile efradına da aşılamıştır; dolayısıyla etrafındakilerin hepsi kendi gibi olup bu sayılan özellikleri taşır.
“O”gillerin yaşayışları; tamamen kararmış kalpler, değersiz insan siluetleri, menfaat çerçeveli insan portreleri, küf kokulu ağızların her açılışında ahlaksızlık nutuklarının çekilişlerini gülümseyerek izleyen sefil insanlar, gözlerinde maneviyatın bir dirhem dahi ışığının bulunmadığı insan güruhlarının yaşayışı şeklinde de özetlenebilir.
Eski para düşkününün ağzından hikmetli sözler çıkmaya başlar artık.
Neticede nefsinin istediği doğrultuda giderken bir olayın çıkması sonucunda “Benzeri” öldürülür. “O” paçayı kurtarmıştır fakat ailesinin yanına geldiği zaman, onların, hayattayken kendisinin onlara öğütlediği şekilde menfaatlerini koruduklarını görür. Üstelik “O”yu tanımazlıktan dahi gelirler. İşte gerçeği anlamıştır artık “O”. Paraya tapmaya son verir ve ahlak ve maneviyatı dile getirir, Allah’ı arar. Esrarkeşlerin arasında esrar çeken eski para düşkününün (“O”nun) ağzından hikmetli kelamlar çıkmaktadır artık.
Üstad para hakkında ne diyor?
Paraya bağlanmış umutların ve ona tapmanın neticesini anlatıyor samimi ve usta bir dille kitap. Paranın bir amaç değil araç olduğunu, kalpte değil cepte durması gerektiğini, ona kalbinden iple bağlı olanların iplerinin bir gün elbet kopacağını anlatıyor.
Üstad’a göre ise paranın sahip olduğu insanlar felaket yolunun yolcusudur. Paraya hâkim olmuş insan, ona hükmeden insan, onu istediği yere götürebilen insan ise İslam’da makbul sermayedardır. Önemli olan paraya hâkim adamdır, paranın hâkim olduğu adam değil. İşte bir müminin paraya nazarı böyle olmalıdır. Para bir araçtır, bir emanettir, hâkim olunması gereken bir maddedir. Kalp ile bağlı kalınmaması gerekir ki insan yolundan şaşmasın.
Dünyabizim.com/Abdurrahman Oğuz