Nuri Pakdil Ve Yedi İklim

“Bunlar yapay şeyler. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi… Sağlık açısından da sorunlu…”

Tarih - 05-08-2012 10:39

Nuri Pakdil Ve Yedi İklim
Yirminci yüzyıl başlarından itibaren başlayan İslâmî düşüncenin sosyal, kültürel, sanatsal sürecinde; Sırat-ı Müstakim, Sebilü’r-Reşad, Büyük Doğu, Diriliş ile Edebiyat, aynı izlekte bulunan dergiler, düşünce çevreleri bakımından her biri önemli konumlara sahiptirler. Yedi İklim dergisini çıkarmaya başladığımız ve bugüne kadar geldiğimiz güne kadar yukarıda adı geçen dergi ve çevrelerin izleğinden sapmama gayretimiz özeldir. Çünkü bugün için de bu, özlü bir yerdir ve direniş gerektirir. Tavır alma, konumlanma, günümüz aşırı dalgalanmaları, siyasanın baskınlaşması karşısında önemli. Düşünce geleneğimiz açısından olması gereken. Aşağılanma duygularına kapılmamak da bir hüner. Bu da Müslümanlar için bir sınav.

Yedi İklim dergisini arkadaşlarla çıkarmaya karar verdiğimizde varlık nedenimizi bu izlek üzerinde olması için başlıca bir ilke olarak belirledik. Öncülerimizin hayatta olanlar ve olmayanlar için özel sayılar çıkarma, onların eserlerini, tutum ve tavırlarını sürekli gündemde tutmak bizim için bir ödevdi. Üstat Necip Fazıl, Üstat Sezai Karakoç, Üstat Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören, Ebubekir Eroğlu, Arif Ay, Kâmil Eşfak Berki ve daha başka arkadaşlarımız için çıkarılan özel sayı ve dosyalar bu düşüncenin bir sonucu.
 
Nuri Bey ile ilgili özel bir sayı çıkardığımızda büyük bir yankı buldu sayımız. 1985 yılından beri, edebiyat dergisinin yayımlanmaması, Nuri Bey’in eserlerinin yeni baskı yapmaması ortalıkta görünmemesi, sonraki kuşaklar için önemli bir kayıptı. Bu ara kuşak başka dalgalara kapılmıştı. Birden bire Nuri Pakdil Üstadın eserleri aranmaya, bulunan eserlerin fotokopilerle çoğaltılmasına neden oldu. Üstat, yeni eserlerle yeniden göründü. Bu yeni dönemin bir başlangıcıydı.
 
Özel sayıdan sonra; Osman Bayraktar, Ali Göçer, İbrahim Usul ve ben Ankara’da kendisini ziyaretimizde, gece yarısına kadar olan tadına doyum olmayan sohbetimiz oldu… O zaman, yeniden okumalarla Türk romanı, geçmiş dönemin kimi aydınlarının farklı özelliklerini anlatan çalışmalarımız gündeme geldi. “Batı Notları üzerine yazılmış en iyi yazı…” memnuniyeti ve ifadesi bizi mutlu kıldı. Bu arada ben: “Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam adlı eserinde Edirne’de ramazan, oruç, teravih namazlarıyla ilgili oldukça güzel bir bölüm var. Bunu dergide değerlendirmek istiyorum” deyince:
 
“Onları boş verin. Siz önce birbiriniz ile ilgili yazın. Sizleri gündemde tutun” uyarısında bulundu. Kalkmaya niyetlendiğimizde biraz daha kalmamızı istedi. Hatırını kırmamak için biraz daha kaldık, özel araçla İstanbul’a dönmek üzere yola çıktık.
 
Aradan geçen dönemde karşılıklı mektuplaşmalarımız, bize uyarıları, arkadaşlarımıza selamları ve sevgisi eksilmedi. Kendisini ziyarete giden gençleri Yedi İklim’e yönlendirmesi de bize güç katıyordu.
 
Eleştirileri arasında özellikle İslâm uygarlığına ve düşüncesine karşı savaş açmış olanların isimlerinin dergide hangi nedenden ötürü geçerse geçsin bunu asla bağışlamadı. Dönemimizde dayanışmanın zayıflaması, derginin yayımlanma zorunluluğundan –faizci bankaların, içkili kurumların vb. reklâm desteklerinden uzak durduk- faizsizfinas kurumların reklâmlarından da rahatsızlığını dile getirdi. Elbette bu duyarlık ve dikkat bizim inancımız gereği. Bu bilinci bizler Üstat Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’ya reklâm almama ilkesi aynı izlekte olan dergilerimizde de sürdü. O dönemlerde düşüncelerine bağlı, ilkeli insanların çokluğu dayanışmayı zorunlu kılıyor.
 
Hastalandığımda Aziz öncülerimin selâm ve dualarını alıyordum, bu bana moral veriyordu. Dostum Necip Evlice, bir ara: Üstad’ın hatırımı sorduğunu, sağlığımla ilgilendiğini haber verdi. Nasip olursa İstanbul’a gelmek istediğini de söyledi. Sevgili Evlice ile zaman zaman görüşmelerimizle dolaylı haberleşiyorduk.
 
Nuri Bey’in İstanbul’a geldiğini kardeşim Müstakim haber verdi. Üsküdar’a dergiye geleceğini de. İstanbul’da bulunan çevremizdeki arkadaşlarımıza haber verdik. Yedi İklim dergisi ve kütüphanesini Maltepe’den Üsküdar’a taşımış, merkezde bir mekân oluşturmuştuk. Henüz tam bir tasnifi olmasa da kütüphane sıcak bir ortamdı.
 
Osman Bayraktar, Recep Yumuk, Âlim Kahraman, Ali Göçer, Yaşar Ölmez, Mürsel Sönmez, Nurettin Durman, Resul Tamgüç, Necip Evlice, Süleyman Çelik, Ahmet Tahir Haksal, İbrahim Usul, Gönül Yonar, Yunus Emre Özsaray, Abdullah İlhan, Aykut Nasip Kelebek, Müstakim Haksal, Aliye Alkan, Hicret Osta, Şeyma Bihter Haksal, Fatma Sevde Haksal, Zahide Büyüklü… ve ben Üstat ile buluştuk. Gençler ellerini öpmek üzere eğildiklerinde o da onların ellerini öpmek üzere hamlede bulundu.
 
Kapıda kendisini karşıladığımızda sarıldık. İlk sözü: “Beyefendi, maşallah sizi çok iyi gördüm” oldu. Birbirimize sarılırken, bırakmama gibi bir duygu yaşadım. Arkadaşlarımıza sarıldı esenledi. Kütüphanede otururken gelen arkadaşları takdim ettim. Dergimizin genç kuşaktakilerini tanıtınca:
 
“Arkadaşlarımız muhalifler mi?”
 
“Evet efendim. Sizin döneminizdeki gibi olmasa da…” karşılığını verince, Recep Yumuk:
 
“Efendim sizin gibi ve o dönem gibi değil” açıklamasında bulundu.
 
Ben: “Elbette öyle olmasa da en azından o ruhu taşıyorlar” deyince:
 
Nuri Bey: “En azından olmaz, yüzde yüz muhalif olmalıdırlar” dedi.
 
Zaman zaman derin bir suskunluk, arada ikramlar ve kısa kısa konuşmalar geçti.
 
“Dergimiz, sizlerin bize açtığınız izlekte. Bundan ödün vermiyoruz” dedim.
 
“Estağfirullah…” karşılığında bulundu.
 
Özellikle öğrencilerle ilgilendi. Kimin hangi okulda okuduğunu sordu.
 
Ali Göçer: “Dün akşam çok ilginç bir şey oldu. Sizinle birlikte yürürken, bir grup genç, çarşaflı, feraceli kızlar:
 
‘Aaa Nuri Pakdil!..’ deyince durdum, onlar gelince:
 
‘Siz Nuri Pakdil’i nerden biliyorsunuz, ne iş yaparsınız’ diye sordum. Kur’an Kursu öğrencileriymiş. Sizin bütün eserlerinizi Bir Yazarın Notları I hariç hepsini bulup okumuşlar.
 
Tabiî Nuri Bey durumu gülümseyerek memnuniyetle karşıladı.
 
“Evi taşımışsınız” dedi.
 
“Evet taşındım, ama sanırım oradan da taşınacağım.”
 
“Neden?”
 
“Çok sıcak, dayanılacak gibi değil” dedi.
 
Bir arkadaşımız: “Klima taktırsanız” deyince:
 
“Bunlar yapay şeyler. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi… Sağlık açısından da sorunlu…”
 
Bana: “Benim size yazdığım mektuplar var mı?”
 
“Epey var, ilk mektubunuz 1973 yılındaydı. Siz o zaman bir mektup yazmıştım, dergiyi sormuştum. Siz: “Ticaret lisesinde edebiyat öğretmeni Veli Sarıkamış’a yönlendirmiştiniz. Daha sonra yazdıklarınız da var” deyince
 
“Onların birer suretini Hüseyin Su’ya gönderir misiniz?”
 
Ali Göçer, bir liste yapıyor, kimlerde mektupların olabileceğini. Ben, Prof. Dr. Hacı Bekir Karlıga’da olduğunu, onun de yemekte bizimle olacağını anımsattım. Necip Evlice’nin arabasıyla, Ben, Mürsel ile birlikte Fethi Paşa korusundaki tesislere yemeğe gittik. Yoğun bir trafik vardı. Sahile inince, beylerbeyine doğru olan caddenin adını sordu. Doğrusu ben dikkat etmemişim. Mürsel: “Paşa Limanı Caddesi” dedi, az sonra da kocaman tabelasını gördük.
 
Yemekte iken Karlıga hoca geldi. Kendisine söz verdiğim Renan’ın Konuşmalar ve Konferanslar kitabını verdim. Renan ile ilgili daha önce yaptığım çalışmalarla pozitivizm, Fransız düşüncesi ve çevresiyle ilgili kısa değerlendirmede bulunduk. Rahatsızlığım beni biraz zorlayınca, eve dönmek zorunda kaldım. Benden sonra da sohbet gayet güzel olmuş.
 
Ali Haydar Haksal
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Tekerlekli Sandalye Tarihçesi

Tekerlekli Sandalye Tarihçesi

12-04-2023 - Tarih

Millî Mücadelenin Yerel Tarihleri Projesi Batı Anadolu’da

Millî Mücadelenin Yerel Tarihleri Projesi Batı Anadolu’da

25-10-2022 - Tarih

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik